Dünya Quotes

Quotes tagged as "dünya" Showing 1-30 of 214
Mehmet Murat ildan
“Bu dünyanın en önemli sorunlarından biri kendilerine bile rehberlik edemeyen kişilerin başkalarına önderlik etmeye çalışmasıdır ve işte tam da bu yüzden dünya böyle ahmakların peşinde kaybolmuş insanlarla dolu!”
Mehmet Murat ildan

“... insan sadece kendisine söz hakkı verildiği zaman konuşsa, kimse kimsenin canını gereksiz cümle kalabalıklarıyla sıkmasa ve biraz olsun empati kurarak insan olmayı becerebilse; eminim ki, dünya daha yaşanabilir bir gezegen olurdu…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Keşkeler ile yaşıyordu ve bu keşkeler kendi için değil, dünya içindi. Acıyordu dünyaya...”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Dünya halen aynıydı. Halen coğrafyalara kaos hakimdi. Her yerde savaş, her yerde ölüm nidaları, tehditler, yas ve ağıtlar yükseliyordu. İnsan her şeyi öğreniyordu ama bir tek barış içinde yaşamayı öğrenemiyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“İnsan açgözlü olmasaydı dünya hepimize yeterdi.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Sokaktaki herkes ne kadar neşeli, ne kadar da hayata bağlı görünüyor. Oysa ben şuracıkta geberip gitsem dünyanın en mutlu insanı olacağım. Ya insanlar sokağa çıkarken yüzlerine mutluluk maskeleri takıyor ya da ben onlardan biri değilim.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Her uyanışında karanlık ve huzursuz dünyaya açıyordu gözlerini.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Eğer ağlayacaksanız doğumlara ağlayın, ölümlere değil. Çünkü dünyaya gelmek acıydı, dünyadan kurtulmak değil.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bu dünya adlı cehennemde yapayalnızım.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) tek istediği eve dönmek ve huzurlu bir uyku çekmekti. İnsan daha başka ne isterdi ki? Sonuçta uyku çekilmez dünyaya en etkili ilaç, boğucu gerçeklikten en iyi kurtuluş yoluydu. “Uyusun insan, uyusun da kurtulsun!”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“İster insan, ister hayvan olsun hiç kimseye bu acımasız dünyada uzun süreli rahatlık yoktu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Ayak uyduramadığın dünyada ayakta kalabilmek zordu ve o, hayatı yaşama konusunda, ilk defa buz pistine çıkmış bir çocuk gibiydi”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) kanına karışan her bardak votkayla dünyası siliniyor, hiçliğin içinde filizleniyordu”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Aklında varoluş, kanında yüksek derece alkol, omuzlarında dünya, bacaklarında yorgunluk; ağır yaralarına rağmen halen savaşmaktan geri durmayan bir asker gibi yürüyordu. Kudurmuş denizlerde sarhoş bir gemi gibiydi, sallanıyordu; evet vardı, yer kaplıyor, çarpıyordu insanlara; yoksa bir boşluk nasıl çarpabilirdi bir varlığa? Ama yoktu, tek hissettiği yalnızca hiçlik ve boşluktu. Onların arasında asla var olamıyordu. Düşündü. “İnsan nasıl hem var olup hem de yok olabilirdi?” Bilmiyordu. Aslında hiçbir şey bilmek istemiyor, sadece sonsuza dek uyumak ve her şeyi, kendini dahi tamamen unutmak istiyordu. “Uyumak ve unutmak: İşte bütün mesele bu!”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“- Evet… Saklanıyorum. Hatta saklanıyoruz… Bizler, yalnızlar ordusuyuz ve odalarımız karargahımız. Dış dünyanın ve can sıkan gerçekliğin düşmanlarıyız. Robotlaşan dünyadan, kendi gibi olmayanları öğüten insancıklardan kendimizi soyutluyoruz. Fakat… O kutlu gün geldiğinde, karargahlarımızdan çıkacağız ve hakkımız olan mutluluğu söküp alacağız. İşte, o gün güneş gibi parlayacak, insanları alt edecek ve üst-insan egemenliğini başlatacağız. Bu yüzden saklanıyoruz ve biz istemediğimiz sürece bizi bulmanız çok ama çok zor…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“+ Peki, sana klasik bir soru sorayım Can Bey. Neden kitap okuyorsun? Hiç düşündün mü?
- Dünyaya katlanabilmek, benim gibi insanlarında var olduğunu bilmek ve bu dünyaya nasıl tahammül edebilirim, bunları öğrenmek için okuyorum.
+ Dünyaya nasıl tahammül edilebilirmiş peki?
- Kayıtsız kalarak.
+ Bu kolay bir şey değil ama…
- Hem de hiç ama hiç kolay değil.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) iki kere iki ederdi dört ve ona göre dünya yaşanabilecek bir yer değildi.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bu dünya ne sebeple olursa olsun, hiçbir şey için ölümümüzü dahi hak etmiyor.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) kendimi buraya ait hissetmiyorum. Herkes başka bir dünyaya ait sanki...”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Sanki dünyadaki tüm lisanlar, kelimeler ortadan kaldırılmış ve ileri bir medeniyetin ortasına bırakılmış ilkel bir insan gibi hissediyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Karamsar insan dediklerimiz; içinde dünyanın acı gerçeklerini taşıyanlardır.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geleceğe doğru ilerlerken geçmiş şekilleniyor, yorumlar, insanlar ve dünya değişiyordu… Minik eller büyüyor, sertleşiyor ve yeni yaralar ekleniyor ardından yaralar da iyileşiyordu. Pürüzsüz bebeksi yüzler çizgi çizgi kırışıyor, gülümsemeler azalıyordu. Zamanla “her şeyi yapabilirim” inancı zihnin dar çukurlarına gömülüyordu. Yenilgilerden alınan dersler sayesinde artık “hiçbir şey yapmak istemiyorum” deniyordu. Zamanı insan kendi elleriyle yaratmıştı. Ölümü kendi elleriyle tasarladı. Milyarlarca canlının ölümüne sebebiyet veren savaşları, salgınları, fitne ve fesatlıkları; hepsi birer insan eseriydi… En kötücül ressam, en acımasız tanrıydı İnsan. Kendi türünün düşmanı ve yaşadığı dünyanın gelecekteki katiliydi… Anlamlar yakıtıydı ve sürekli anlamlar yaratarak geçerdi ömrü… Cevabı olmayan soruların cevaplarını ararken ölür, kaygılarla kuşatılır, geçmiş acımasızca boğazına yapışır ve sıkardı. İnsan hep ölür, ama mutlu bir ölüm çok az görülürdü…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Sadece alışmaktan korkuyordu. İkinci bir dünyayı reddediyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Dünyanın zaman kavramı ile uzayzaman nasıl örtüşmüyorsa, düşünceli bir insanın zaman algısı da, dünyanın zaman kavramıyla örtüşmüyordu. Bazen balkona çıkıp düşünmeye başladığında ona bir saatmiş gibi gelen süreç güneşin doğmasıyla aradan üç, dört saatin geçtiğini görüyor ve şaşkınlığa uğruyordu. Can için yine öyle bir andı. Bunun tam tersi de mevcuttu tabii. Örneğin her insanın hiç geçmeyen zamanları, bitmesini istediği anlar oluyordu. Zaman bireyin algısı ve ruh haliyle şekilleniyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Sen bu kitapları hiç anlamamışsın ki! Sen pencerelerine gazete kağıtları örtmüş, kapıyı kilitlemiş ve dünyayı görmeye çalışıyorsun.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Belki ağlamıyordu ama içinde biriken okyanusun içinde boğuluyordu. Dünya onu avucuna almış ve hınca hınç sıkıyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Görünmez bir yangın tüm benliğini kuşatmış, kül etmişti. Acı duymaktan çok yaşama nefret duyuyordu. Oturup kaldığı kaldırım taşından gözlerini parkın çimlerine dikmiş ve yeşilliğin içinde kendine yaşanabilecek başka bir dünya arıyordu. İçinde yaşadığı acımasız, adaletsiz ve kanla beslenen dünyadan ayrı, zıt bir dünya arıyordu gözleri. Ağlamak istiyordu. Belki ağlasa iyi gelebilirdi fakat gözlerinden bir türlü yaş düşmüyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Âdemoğlunun eline kan bulaştığından beri “acı” şeyler hep bizimle birlik. Ellerimiz suçlara bulaşmış ve nereye dokunsak pisliğimizi oraya bulaştırıyoruz. Dünyanın her tarafı acı ve kan ile çevrili.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bunca zaman okuduğu kitaplar her şeye rağmen nasıl ayakta kalınır ve dünyaya nasıl tahammül edilir onu öğütlüyordu. Fakat o ruhen haylaz, şımarık ve uslanmaz bir çocuktu. Hiçbir öğüt ve yol göstermeye sadık kalamamıştı. Hayranı olduğu tüm büyük yazarların dediklerine katılıyor, ama sözlerini uygulayamıyor ve sıkılıyordu. Onun için doğrular acı gerçeklere dönüşüyor ve gerçekler hep can sıkıyordu. Bir hayalciydi ve gerçekler hayalcilerin en azılı katiliydi. (...) Hayallerine tapıyordu! Bir hayalperest gerçeklerle kuşatıldığında kaçmak isterdi. Kimi düşlere dalarak, kimi kendini uyuşturarak, kimi de günün sonunda canına kıyarak yapardı bunu. İkinci ve üçüncü seçenek birbiriyle kardeşti. Süreci uzatmak isteyenlerin işiydi uyuşturucular. O ise bu zamana kadar ölecekse hep “şu anda” ölmeyi dilediği için süreci uzatmak ve uyuşmak seçeneğine hiç adım atmamıştı. Adım atmadıkça yaşamış, yaşadıkça sıkılmış, adeta hapsolmuştu dünyaya.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Önünde halen büyük zorlukların olduğunu ve olmaya devam edeceğini, halen dişlerini sıkacak, başını ağrıtacak sorunların vuku bulacağını ve bazen tüm tecrübelerine rağmen küçük bir kıvılcım ile isyan ederek her şeyi yarıda bırakıp geriye dönmeyi isteyeceğini de biliyordu ama tüm bunlara rağmen çok önemli bir şey daha öğrenmişti. O da ne olursa olsun, kendine bir anlam ve dünya yarattığı ve bu yarattığı dünyanın yıkılmasına izin vermeyeceğiydi. Tekrar aynı hataları yapmayacak, aynı acıları aynı zayıflıkla karşılamayacak ve kendini tekrarlamayacaktı. Hür ve yaratıcı olacaktı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

« previous 1 3 4 5 6 7 8