Geçmiş Quotes

Quotes tagged as "geçmiş" Showing 1-30 of 71
“Nihayet iyi kötü şu satırları yazdım, ve yazarken öldüğünü sandığım geçmişim birden canlanıp önüme dikildi. O zaman anladım ki geçmişin ölümü yok, çünkü geçmiş bugünün parçasıdır. Ve ben, 90 yaşında bir kadın, hala Marusya’nın peri masallarını anlattığı ve siyaset dersleri verdiği küçük Tanya’yım.”
Tatyana Moran, Dün, Bugün

İnci Aral
“Geçmiş uzun ve başlangıcını pek net görmeyeceği kadar loştu. Gelecek ise önünde, eylül güneşinin serin aydınlığında pırıl pırıl uzanıyordu.”
İnci Aral, Mor

Ozan Önen
“Geçtiğin her yolun toplamı sensin; geçeceğin her yol da sana benzeyecek.”
Ozan Önen, Babam Beni Şahdamarımdan Öptü

Ozan Önen
“Bazı fotoğraflarımız vardır ki, o fotoğraflar, bize aslında kim olduğumuzu, onlara her baktığımızda, olanca güçleriyle hatırlatırlar: Artık, o fotoğraftaki insan olmadığımızı oldukça iyi bilmemize rağmen, bir şey, bize yeniden o fotoğraftaki insan olmayı çıldırtasıya özletir: Böyle fotoğraflara bakarken, içimizden akıp geçen duygu tarihi, bizim için hakiki bir kimlik kartı yerine geçebilir bu cihanda...”
Ozan Önen, Babam Beni Şahdamarımdan Öptü

Ozan Önen
“Nasıl olduğunu anlamaksızın ışık hızıyla geçiveren yılların hakiki şiddetini; yılların ailenin üstünde bıraktığı geri döndürülemez izleri, kendi kalbinin ortasındaki küçük kara noktada hissettiğinde anlarsın. (...)

Süveydâ...”
Ozan Önen, Babam Beni Şahdamarımdan Öptü

Ozan Önen
“Bugün ne istemediğini anlıyorsun, yarın ne istediğini anlayacaklar.”
Ozan Önen, Babam Beni Şahdamarımdan Öptü

Mehmet Murat ildan
“Geçmişi veya geleceği hayatından fırlatıp atarsan, hala yaşamaya devam edersin; elinde tutman gereken tek hayati zaman bugündür!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Hayatta bazen öylesine mutsuz anlar gelir ki yalnızca geçmişin mutluluklarını düşünerek mutlu olursun! Bazen öylesine çirkinliklerle karşı karşıya kalırsın ki yalnızca geçmişin güzelliklerini hatırlayarak ayakta kalırsın!”
Mehmet Murat ildan

“GEÇMİŞ
Birden sordun bana,
Geçmişi değiştirebilir misin diye.
Evet dedim, şaşırdın.
Nasıl olacak? Heyecanlıydın.
Düş dedim,
Gözlerine bakarak.
Neyin düşü?
Yakamdan
Dedim muzipçe.
Kızdın bana.
Dayanamadım.
Gül
Dedim gülerek.
Hayır, kızdırdın beni
Dedin alevle.
Bahçesi
Dedim hemen.
Affettin beni.
Gül aynı gül,
Düş aynı düş.
Sonrasında söylediklerim
Değiştiriyor
Gülü de,
Düşü de.
Bana dersem gülden sonra
Gülersin bana,
Ama bahçesi dersem,
Bir gül bahçesi.
Gibi gelirse düşten sonra
Anlamı başka,
Yakamdan dersem
Bir başka.
Daha sonra söylediğin şey,
Bir önce söylediğini,
Değiştirebiliyorsa
Demek ki
Gelecek
Geçmişi
Değiştirebilir.
Âlemsin dedin.
Hayır, değilim.
Âlem olan kelimeler,
Her seferinde,
Geçmişi değiştirirler.”
Tarık Alptekin, Âlem Olan Kelimeler

Mehmet Murat ildan
“İnsanoğlu fiziksel olarak gelecekten ziyade geçmişe yolculuk etmek ister ve bunun sebebi şudur: Çünkü insanların geçmişleri düzeltilmesi gereken hatalarla dolu bir mezarlık gibidir!”
Mehmet Murat ildan

“İnsanın geçmişi peşinden uysal bir köpek gibi gelse, tamam! Ama biz insanların zamanla tedirgin bir kediye dönüşme olasılığı da var. Sırtı kabarık, durmadan arkasına bakan bir kedi...”
Barış Bıçakçı, Baharda Yine Geliriz

Mehmet Murat ildan
“Geride bıraktığını sandığın şeyler ileride yine önüne çıkabilir! Korkman gerekiyor mu? Hayır! Sadece bunu bil yeter!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Geçmişin kötü anıları fotoğraflar yırtılarak ya da yakılarak yok edilemez; geçmişte olanları 'anlamak' geçmişle barışmanın ya da geçmişin hayaletlerini kovmanın en zekice yoludur!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Geçmişin devamlı gözünün önüne geliyorsa kendine şu soruyu sor: Geçmişini sen mi çağırıyorsun yoksa o sen davet etmeden kendi kendine mi geliyor? Birinci durumda sen geçmişinle barışıksın demektir, ikinci durumda ise değilsin demektir!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Geçmiş, bir zamanların geleceğiydi! Geçmişin en büyük şansı şuydu: Gelecek geldi ve sonra o geçmiş oldu! Bugün, bir zamanların geleceğiydi! Bugünün en büyük şansı şuydu: Gelecek geldi ve sonra o bugün oldu! Fakat şunu asla unutma, gelecek her zaman gelmeyebilir ve o gelmezse ne geçmiş ne de bugün yaratılabilir!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Geçmişine yaptığın yolculukta ne sadece güneşli günleri ne de sadece karlı günleri görürsün, fakat her ikisini de! O yüzden geçmişine dalmış bir insanın gözlerinde bazen güneş bazen de kar yağışı görürsün!”
Mehmet Murat ildan

Adnan Alper Demirci
“Nostalji kavramının, konu edindiği döneme ait bir içgörü sağlamaktansa, dönemin sadece süslü bir ambalajını sunduğunu düşünüyorum. Nostalji eylemi geçmişte yapılanları metalaştırıyor, bir tüketim nesnesi haline getiriyor. Keyif verici bir maddeye dönüşüyor geçmiş, yan etkisi ise geçmişle bugünü objektif bir şekilde değerlendirme yetisini köreltmek oluyor. Geçmişin olumsuzlukları göz ardı edilirken, bugün ve gelecek acı verici bir karamsarlığa bürünüyor.”
Adnan Alper Demirci, Türkiye’de Ağır Müziğin Geçmişi

Mehmet Murat ildan
“Gelecek artık tükenmeye başladığında zihnimizde geçmişe yolculuk olağanüstü bir şekilde artar çünkü artık öteye gidecek yer kalmadığından yaşamımızı sanal bir şekilde genişletmek için geriye gideriz!”
Mehmet Murat ildan

Murathan Mungan
“İnsanın çok uzak bir geçmişte kalmış çocukluğu, bir süre sonra kendi çocuğu yerine geçiyor.”
Murathan Mungan, 995 km

“Dünde aynıydı, bugünde ve yarında öyle olacaktı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bin yıllığın susuzluğuyla, zihninde yaşayan suratları belirsiz varlıklarla içiyordu.
(...)
Tanrı’ya duyulan kırgınlıkla, yaşama duyulan nefretle içiyordu.
(...)
Geçmişteki her yaşı için, her yaşına ait bir başka kendisi için, her başka kendindeki her acısı için içiyordu. Geleceğin dayanılmaz belirsizliğine, geçmişin ulaşılmaz yakınlığına içiyordu.
(...)”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geçmişteki her şey, hayatımız boyunca karşılaştığımız her insan, her bir eşya ve nesne, bizi oluşturan birer fırça darbesiydi. İnsan bir resim tablosuydu. Zamanla hayatımıza giren ve çıkan her şey, resmimize bir fırça darbesi indiriyor ve bizi oluşturuyordu. Onu böyle biri yapan da bu fırça darbelerine dönüşen yaşadıklarıydı ama bazı nadir insanlar vardı ki, onlar, çevrelerinin ve başkalarının fırça darbelerine olanak tanımadan, kendi resimlerini kendileri çiziyor, kendi kendilerinin yaratıcısı olmayı tercih ediyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geçmişin kapılarını alkol ile aralıyor ardından düşlerinde belirsiz geleceğe doğru yolculuk yapıyor ve şu anın içinde zaman kavramından sıyrılarak sonsuzluğa ulaşmaya çalışıyordu. Geçen her saniye ve midesine indirdiği her yudum birayla dış dünyadan uzaklaşıyor, hiç tanımadığı insanlar tarafından kollarını dayadığı masanın üzerine eskiden kazınmış yazılara dalıyor, yazıların kendisinde yarattığı çağrışımlardan geçmişteki anılarına geçiş yapıyor ve yolculuk ettiği anılardan gelecek için yeni ve yapay senaryolar üretiyordu. Çocukluğundan yaşlılığa yürüyordu… Sarhoş gözü pekliğiyle intiharını kurguluyor ve zevk alamadığı yaşamını sonlandırmanın yollarını arıyordu. Acı verici bile olsa hayal kurabilmek güzel bir şeydi. İnsanın hayatında sahip olabildiği en iyi özgürlüklerden biriydi belki de, ama hayal ve düşüncelere fazlasıyla kapılmak ve dengeyi kuramamak pek de iyi bir şey değildi. İnsan ne kadar hayalperest olursa o kadar gerçeklikten uzaklaşıyor ve yalnızlığa düşüyordu. Fakat aynı şekilde fazla gerçekçi olmakta hayalci yanınızı körelttiği gibi sizi bir ağaç odununa da çevirebiliyordu. Denge her zaman önemliydi. İki yoksunluğunda hangisi daha fazla eksik olursa olsun acı hep aynıydı. Değişen tek şey acıların deneyimi oluyordu. Can bazen dengeyi kaybederek tamamen hayalci birine dönüşürken, bazen ise gerçekliğe öylesine düşüyordu ki cansız ve soğuk bir nesneye dönüştüğünü hissediyordu. O dengeyi kurmaktan çok, iki uçurum arasında kanat çırpan yaralı bir kuş gibiydi. Ona bir hayalci mi yoksa gerçekçi olmak mı daha zor diye sorsaydınız kesinlikle, “- Her ikisi de…” derdi ve eklerdi. “- Acıların kıyası olmaz. Acı her daim acıdır. İnsan iki türlü de yanar; iki türlü de sızlanır ve ağlar. İnsanın doğasıdır acı çekmek…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Şu anın içinde, zamandan bağımsız olmayı başararak konforla uzanıyor ve kendi iç dünyasını geziyordu. Bu huzurlu anlarının arasına arada bir karışan ve parazitlik yapan geçmişteki pişmanlıkları yüzünden hayıflandığı da oluyordu. Hemen rahatını geri kazanmak için daha farklı ve ilgi çekici güzel hayaller kurma çabasına giriyordu. Ama maalesef, kendini kandırdığını anlamıştı. Karamsarlığı onu yöneten zararlı bir yazılımdı sanki.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geleceğe doğru ilerlerken geçmiş şekilleniyor, yorumlar, insanlar ve dünya değişiyordu… Minik eller büyüyor, sertleşiyor ve yeni yaralar ekleniyor ardından yaralar da iyileşiyordu. Pürüzsüz bebeksi yüzler çizgi çizgi kırışıyor, gülümsemeler azalıyordu. Zamanla “her şeyi yapabilirim” inancı zihnin dar çukurlarına gömülüyordu. Yenilgilerden alınan dersler sayesinde artık “hiçbir şey yapmak istemiyorum” deniyordu. Zamanı insan kendi elleriyle yaratmıştı. Ölümü kendi elleriyle tasarladı. Milyarlarca canlının ölümüne sebebiyet veren savaşları, salgınları, fitne ve fesatlıkları; hepsi birer insan eseriydi… En kötücül ressam, en acımasız tanrıydı İnsan. Kendi türünün düşmanı ve yaşadığı dünyanın gelecekteki katiliydi… Anlamlar yakıtıydı ve sürekli anlamlar yaratarak geçerdi ömrü… Cevabı olmayan soruların cevaplarını ararken ölür, kaygılarla kuşatılır, geçmiş acımasızca boğazına yapışır ve sıkardı. İnsan hep ölür, ama mutlu bir ölüm çok az görülürdü…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geçmişte alınan kararlar uygulanış esnasında ne kadar önemsiz ve küçük görünseler de sonuç ve etkileri hiç beklenmedik bir şekilde büyük ve acı dolu olabiliyordu. İnsan yaşam denilen çizgiyi istediği yöne çekmekte özgürdü, fakat çekilen çizginin varacağı nokta o kadar belirsiz ve ucu açık oluyordu ki, yolun sonunda insanın elinde bir demet pişmanlık ve bir tutam acıdan başka hiçbir şey kalmayabiliyordu. Yaşamda atılan her bir adım kişinin düşüşünü sağlayabileceği gibi aksine engebeden düzlüğe çıkmasını da sağlayabiliyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geçmiş hep yanı başında dursa dahi elle dokunabilmek için çok uzaktı artık.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

Mehmet Murat ildan
“Ne bekleyen yolcuları ne de gelen trenleri olan bir istasyona biz yine de istasyon deriz çünkü geçmişimiz bizi gelecekte de tanımlamaya devam eder!”
Mehmet Murat ildan

Irvin D. Yalom
“… babam bir canavardı ve çocukluğumuz boyunca kardeşlerimle birlikte bizi dehşete düşürürdü. Ama sonunda, anılarımı olduğu gibi bırakmaya ve hiçbirini silmemeye karar verdim. Çektiğim tüm o berbat istismara rağmen, hayal bile edemeyeceğim bir başarıya ulaştım. Bir yerlerde, bir şekilde, büyük bir dayanıklılık ve beceri geliştirdim. Bu, babama rağmen mi oldu? Yoksa onun sayesinde mi?”
Bu hayal, geçmişe dair bakışında büyük bir değişimin ilk adımıydı. Bu, babasını affetme meselesinden çok, geçmişin değiştirilemezliğiyle yüzleşme meselesiydi. Ona, er ya da geç daha iyi bir geçmiş umudundan vazgeçmek zorunda kalacağını söylediğimde sarsıldı. Evde karşılaştığı zorluklar tarafından şekillenmiş ve sertleşmişti; bu zorluklarla başa çıkmayı öğrenmiş ve yaşamı boyunca kendisine çok faydası dokunan yaratıcı stratejiler geliştirmişti.”
Irvin Yalom (Author)

“Gözyaşları, geçmişin bağlarını değil; geleceğin ortak sözünü suladı.”
Muhittin Çiftçi

« previous 1 3