Depresyon Quotes

Quotes tagged as "depresyon" Showing 1-17 of 17
Fyodor Dostoevsky
“Bir de benim gibi zavallı hayalperestin hayatına bak! Öldüresiye monoton, gölgelerin, hayallerin, uydurma düşüncelerin tutsağı bir hayat. Kalbi çekilmez işkencelerle dolduran, hep kara bulutlarla kaplı, güneş yüzü görmemiş bir hayat! Oysa bu zavallı Petersburglunun da herkes gibi güneşe ihtiyacı var; güneşsiz görülmüş rüyaların bile değeri yok! İşin en acısı, en sonunda hayal alemi de o çok güvendiğimiz, sonsuz sandığımız alem- yavaş yavaş yorulmaya, eski canlılığını kaybetmeye başlıyor. Bütün rüyalarımızı üstüne kurduğumuz düşünceler eskimeye başlayıp, yerine yenilerini de koyamayınca, hayal alemi de yıkılıp yerle bir oluyor ve geride kala kala çalı çırpı ve toz kalıyor fakat yaşayabileceğiniz tek hayat hayal alemiyse, sizi bekleyen başka bir hayat yoksa, ne yapacaksınız?”
Fyodor Dostoevsky, White Nights

Mine Söğüt
“Bu şehir öyle bir şehir ki , küçük bir kız üzülür, üzüldüğü anlaşılmaz. Kuşlar cehennem çığlıklarıyla ötüşür, duyan olmaz. Bir ağaç acıkır, kimse ... hiç kimse umusamaz.”
Mine Söğüt

Éric-Emmanuel Schmitt
“Hiçbir şey ilgimi çekmiyordu, her şeyden tiksiniyordum, yaşamak bende kasıntı yapıyordu, nefes almak sinirlerimi ayağa kaldırıyordu, etrafıma bakınca içimden kafamı duvarlara vurmak geliyordu, insanları izlemek midemi bulandırıyordu, sözlerine maruz kalmak cildimi egzamayla kaplıyordu, çirkinliklerine şahit olmak beni sarsıyordu, insanlarla sık sık karşılaşmak soluğumu kesiyordu, hele onlara dokunmak, bunu sadece düşünmek bile beni bayıltabilirdi. Kısacası tüm varoluşumu bu rahatsızlığım üzerine kurgulamıştım.”
Éric-Emmanuel Schmitt

Mine Söğüt
“Demek su başına gelenleri hiç unutamazmış. Bir masal olup yeniden yeniden anlatır, intikam alırmış ... hiçbirimiz bilemedik.”
Mine Söğüt, Deli Kadın Hikâyeleri

Mine Söğüt
“Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam ... şehir tehditten arınır mı? ... binbir çeşit kadınlık hali yepyeni bir kadere kavuşur mu?

Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez. İşte bu yüzden, bu şehirde ben her gün kendimi defalarca öldürürüm. Bomba olur patlarım; kulesinden, köprüsünden aşağı atlarım. Elimde bir bıçak her yerime saplarım. Tavandaki bütün ipler kendimi asmam için sallanır. Arabalar atlamam için yol alır. Denizinde, lağımında, çöpünde kimliksiz cesedim. Kimsesizler mezarlığında daracık çukurlara sığar dev cesaretim.”
Mine Söğüt, Deli Kadın Hikâyeleri

Sabahattin Ali
“Hayat sana karanlık, manasız gelir. İnsan, biraz evvel senin zırvaladığın gibi felsefeler yapmaya başlar. Hatta yavaş yavaş onu da yapamaz ve canı ağzını açmayı bile istemez.
...
Bu depresyon kelimesine yapışıp iç sıkıntısının uçsuz bucaksız denizinde bocalarken karşına uzun zamandan beri görmediğin bir ahbap çıkar kılık kıyafetinin düzgünce olduğunu görür görmez derhal aklına kendi meteliksizliğin gelir ve gafil dostundan, talihin varsa, bir iki lira borç alırsın...İşte ondan sonra mucize başlar. Şiddetli bir rüzgâr ruhundan bir sis tabakasını sıyırıp götürmüş gibi içinin birdenbire aydınlandığını, bir hafiflik bir genişlik duyduğunu görürsün. Eski sıkıntı pır deyip uçmuştur. Gözlerin etrafa memnuniyetle bakar ve sen de gevezelik edecek bir arkadaş aramaya başlarsın. İşte iki gözüm, ciltlerle kitabın, saatlerce tefekkürün yapamadığı işi iki kirli kağıt başarır. Sen ruhumuzun bu kadar ucuz bir bedel mukabilinde takla atmasını haysiyetine yediremediğin için belki daha asil sebepler peşinde koşarsın...”
Sabahattin Ali, İçimizdeki Şeytan

“Depresyon: İşler yolundaymış gibi yaşayanlar. Yani -mış gibi yapanlar. Evinde yalnız duramayanlar, sürekli çalışanlar, durmaksızın koşturanlar, uyuşturucusu "hız" olanlar. İçimizdeki boşluk...”
Engin Gençtan

“(...) izmarit kokan odasında maalesef hayattaydı”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bin yıllığın susuzluğuyla, zihninde yaşayan suratları belirsiz varlıklarla içiyordu.
(...)
Tanrı’ya duyulan kırgınlıkla, yaşama duyulan nefretle içiyordu.
(...)
Geçmişteki her yaşı için, her yaşına ait bir başka kendisi için, her başka kendindeki her acısı için içiyordu. Geleceğin dayanılmaz belirsizliğine, geçmişin ulaşılmaz yakınlığına içiyordu.
(...)”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) majör depresyon ve kaygı bozukluğuna sahip olması, yaşamakta olduğu tüm mutluluk anlarını kısa kesen birer öğütücülerdi.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Düşünürsem karamsarlaşıyorum…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bir peygamber değilim ben… Ne zorluklara göğüs gerecek imanım ne de bir şeylerin değişeceğine inancım var. Kimsesizim, tanrısız.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Karamsarlık ata sporuydu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) ruhundaki fırtına bilincini sakat bırakmıştı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yaptığı tek şey hiçbir şey yapmamaktı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bir daha uyanmamak üzere uyumayı diledi…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yürümek bile ne kadar zor, yaşamak ne kadar iğreti bir eylem, gelecek nasıl korkunç ve geçmiş neden üzerimize atlayıp hareket etmemizi zorlaştıran bir karabasan gibi… Kırık bir vazoyum sanki ne bir güzelliğe ne de bir işleve sahibim. Kendime dahi yabancılaşmışım bunca zaman. Neden ve niçinler ile geçen insan yaşamı, kaygı üretip duran zihin ve acı pompalayan kalpler… İşte şehir meydanları, her yer gardı düşmüş ağır yaralı yenik savaşçılarla dolu. Var oluşu sürdürmek en büyük günah ve dünya bu günahın cehennemiymiş meğer… Bu zamana kadar sevdiklerimden kaçtım ve kaçarak onları kaybettim. Artık tekrar aynı hataya düşmemeliyim. Mademki cehennemdeyim ve buradan kurtulmayı diliyorum ama kurtulamıyorum; o zaman içinde bulunduğum cehennemi, dostum Mert ile birlikte, kendi zevklerime göre yeniden inşa etmeliyim…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan