,

Yaşam Quotes

Quotes tagged as "yaşam" Showing 1-30 of 161
Hüsnü Arkan
“Herkes,görebildiği ve anlayabildiği kadarıyla yaşar zaten.Fakat aynı zamanda herkes,göremediği ve anlayamadığı kadarıyla bir ölüdür....”
Hüsnü Arkan, Ölü Kelebeklerin Dansı

Ugo Foscolo
“Gezdiğim her yerde hep üç tip insan gördüm: Azınlık yönetiyor; birçok kişi birine hizmet ediyor; çoğunluk karanlık işler çeviriyor. Biz ise yönetemiyoruz; pek kurnaz da değiliz, kör de değiliz, boyun eğmek de istemiyoruz; karanlık işlere bulaşmaya da tenezzül etmiyoruz. En iyisi, ne bir parça ekmek bulabilen, ne de dayak yiyen sahipsiz köpekler gibi yaşamak.”
Ugo Foscolo, Last Letters of Jacopo Ortis

Ugo Foscolo
“Çoğunluğun sevgisi uzun sürmez ve uğursuzdur; amaca göre değil, şansa göre yargılar; işe yarayan cinayeti erdem, ona zararlı görünen dürüstlüğü alçaklık olarak tanımlar. Onun övgüsünü kazanmak için ise onu ya korkutmak, ya da pohpohlamak, yani sürekli aldatmak gerekir.”
Ugo Foscolo, Last Letters of Jacopo Ortis

Ahmet Altan
“Ölümden korktuğumuzdan değil yaşadığımız, biz savaşmayı sevdiğimizden yaşarız.”
Ahmet Altan, Ve Kırar Göğsüne Bastırırken

Ugo Foscolo
“O zaman şöyle bir geçmişe baktım ve yüzümü açgözlülükle geleceğe çevirdim: Hep boşlukta geziniyordum ve kollarım hiçbir şeyi kucaklayamadan umutsuzca aşağı sarkıyordu. İşte o zaman durumumun ne denli umutsuz olduğunu anladım.”
Ugo Foscolo, Last Letters of Jacopo Ortis
tags: yaşam

Ugo Foscolo
“Tanrı sizi benim 'çılgınlıklarım'dan korusun; beni de sizin 'bilgeliğiniz'den koruması için ruhumun olanca gücüyle ona yalvarıyorum.”
Ugo Foscolo, Last Letters of Jacopo Ortis

Nilgün Marmara
“Ölüm, yaşayabilmek için sonsuza kaçındığımız, ama sözcükleri yaşatabildiğimiz için kucak açtığımız..”
Nilgün Marmara, Kırmızı Kahverengi Defter

Alfred Adler
“Bir birey geçmişine baktığında resimler ve olaylar seçkisi derler.Bu seçmenin yanlı olduğunu,anılar koleksiyonundan yalnızca kişisel üstünlüğünü destekleyen olaylar seçtiğini bulduk. Anılarına egemen olan şey onun üstünlük hedefidir.Aynı biçimde,bir rüyanın oluşumunda yalnizca yaşam biçimimizi güçlendiren ve belli sorunlarla karşılaştığımızda yaşam biçimimizin bizden ne beklediğini ortaya koyan olayları seçeriz.Dolayısıyla bu olaylar seçkisi o andaki güçlülerimizle ilgili olarak yaşam biçiminin anlamını gösterir.Rüyanın oluşumunda,yaşam biçimi kendi yolunu dayatmaktadır.Bu sorunları gerçekçi bir biçimde karşılamak sağduyu gerektirecektir ama yaşam biçimi buna izin vermeyi reddeder.”
Alfred Adler

“İnsanoğlu çok garip. Her gün kan kussa da yaşama bağlanmak İçin bir şey buluyor.”
Ethem Emin Nemutlu, Yanlış Hayat Doğru Yaşanmaz: Yasanmis bir hayat hikayesi...

Abhijit Naskar
“Fotoğraflarda değil, anlarda yaşa,
Anısız fotoğraflar sadece kurgudur.
İnternetle yaşa, sorun yok, ama,
İnternette yaşamak büyük bir hatadır.”
Abhijit Naskar, Yüz Şiirlerin Yüzüğü

“Neşe büyük bir öğretmendir. Ama, umutsuzluk da büyük bir öğretmendir. Merak büyük bir öğretmendir, ama şaşkınlık da! Umut büyük bir öğretmendir ama ölüm de! Bunların herhangi birini kendinizden esirgemeniz, yaşamı tam olarak yaşamamanız demektir.”
Leo Buscaglia, Living, Loving, Learning (1982)

“Dünya halen aynıydı. Halen coğrafyalara kaos hakimdi. Her yerde savaş, her yerde ölüm nidaları, tehditler, yas ve ağıtlar yükseliyordu. İnsan her şeyi öğreniyordu ama bir tek barış içinde yaşamayı öğrenemiyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“(...) izmarit kokan odasında maalesef hayattaydı”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“İnsan, ölüyken bile yaşayabiliyor; yaşıyorken bile çoktan ölmüş olabiliyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“İnsanın yaşarken işlediği günahların affını, yaptığı hatalar için utancından dileyemediği özürleri, bir imam onun adına diliyor ve istiyor; “Yaşarken ettiği tüm aptallıklar için onu affedin…” diyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Hayat bu kadar işte… İnsan bir delikten çıkıyor ve sonunda yine bir deliğe giriyor.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Kısa bir sanrıydı yaşam. Her şeyin hızla gelip geçtiği, insanın daha hiçbir şey anlamadan hiç olduğu, kısacık bir sanrıydı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yaşam ne kadar garipti… Bir zamanlar ona ait her şeyi içinde barındıran bu şehir, artık tamamen yabancıydı.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Ayak uyduramadığın dünyada ayakta kalabilmek zordu ve o, hayatı yaşama konusunda, ilk defa buz pistine çıkmış bir çocuk gibiydi”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yaşamak için hayatı alaya almayı bilmelisin.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“İstediğin an, istediğin yerde canına kıyabilirsin. Bir şeye sinirlendiğinde ya da bir olay yüzünden canın yandığında ve yaşamak istemediğinde aklına şunu getir. “İstediğim zaman canıma kıyabilirim. Çektiğim acıların önemi yok. Tüm can sıkıntılarımdan, yaşamımdan istediğim an kurtulabilirim. Özgürüm!” Hayat çekilmez ise kendine gelecek tarihli bir intihar planı yap. Kendine de ki: “O zamana kadar yine her şey aynı devam ederse canıma kıyarım.” İşte bu erteleme ve sahip olduğun özgürlük ile istediğin zaman acılardan kurtulma hakkı seni tüm sorunlara karşı daha güçlü kılacak ve sorunlar senin için hiçe dönüşecekler. Çünkü panzehir kendi elinde olacak. İntihar edebilme özgürlüğünün verdiği muazzam güç seni yaşatacak.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Gülemiyor ve sevginin hiçbir kırıntısını hissedemiyorsan yaşamanın ne anlamı var ki? Bir ceset torbasını boş yere sırtlanmaya hiç gerek yok…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Tüm kötülükleri hak ettiğini savunuyordu. Başına ne gelirse gelsin tüm olumsuzlukları kendi sırtına yükleniyordu. İstese de istemese de robotça bir yaşamı, modern köleliği hak ettiğini haykırıyordu. Ona göre kendisi gereksiz, anlamsız, ötekileştirilmiş zavallı bir maddeler bütünüydü. Sanki varlığıyla çevresine rahatsızlık veren, ayaklarına batan bir iğneydi. Bazen öfkesi kendisini bile aşıyor ve güzel her şeye saçılıyordu. Huysuzluğuyla kahraman sayılanları düşman görüyor, mutlu insanların, dünyanın ve hatta evrenin yok olmasını diliyordu. Bir daha doğabilmek ihtimalini ortadan kaldırmak için her şeyi sonlandırmak istiyordu. “Bir anlığına acı çekmek ve karşılığında sonsuz huzura kavuşmak! Ne güzel olurdu...”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Bir şeylerin sonuna geldiğini hissediyordu. “Şimdi oturduğum yerden kalkıp başka şehirlere gidebilirim. Çok zengin olup dünyayı gezebilirim. Kültürleri tanıyabilir ve çeşit, çeşit insanla tanışabilirim. Hayatımın ilerisi için hedefler koyabilir, amaçlar üretebilir, anlamlar ve değerler yaratabilir ve başarı basamaklarını dörder beşer atlayabilirim…” (...) “Altmış beş yaşıma kadar çalışıp tüm başarıları elde edebilirim. Birilerine anlam yükleyip onları yanımda tutmak için her şeyimi feda edebilirim. Bir köpek sadakatiyle bağlı kalmayı öğrenebilirim. İşimde yükselmek için üstlerime boyun eğebilir, boyun eğdikçe örselenebilirim. Kazandığım paralarla dünyayı gezip farklı kötülükler, kültürlere özgü farklı şeytanlıklar deneyim edebilirim. Paranın farklı biçimleriyle farklı varoluşlar tadabilirim. Coğrafyalara özgü farklı var oluşlar! Bir insanın Türkiye’de yaşadığı var oluş ile Finlandiya’daki var oluş deneyimi aynı olmayacaktır elbette! Fakat… Bir mümin sabrıyla istediğim her şeyi elde ettikten sonra ne olacak? Tüm başarılar, hedefler ve amaçlar gerçekleştirildiğinde, anlamları tükettiğimde, erişilecek yeni bir şey kalmadığında ne olacak? Hiçbir şey… Tıpkı hayatım gibi cümlelerin hepsi anlamsız. Bir insanın nasıl ki yaşamak için suya ve yemeğe ihtiyacı varsa; kendini aldatabileceği yalanlara, anlamlara, tüm hayatını serebileceği zaman kavramına da ihtiyacı pekala var. Bir insanın nefes alması yaşadığı anlamına gelmiyor… Yaratıcı insan! Ahlak yasaları koyan, evrensel yalnızlık korkusu içinde tanrılar var eden, kendi canını her şeyden çok kutsal görebilen ve özgürlüğü için kan dökmeyi helal gören ama hiçbir zaman huzura kavuşamayan insan… İnsan olarak var olmayı ben seçmedim, ama son vermeyi seçebilirim. Kollarımdan alacağım küçük bir güç ile bedenimi öne sürerek birkaç saniye içinde tüm acılarıma, kaygılara, geçmişe ve geleceğe, kısacık bir an ile son verebilirim. Acılarımı acıyla dindirebilir ve zehri panzehir olarak kullanabilirim…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Geçmişte alınan kararlar uygulanış esnasında ne kadar önemsiz ve küçük görünseler de sonuç ve etkileri hiç beklenmedik bir şekilde büyük ve acı dolu olabiliyordu. İnsan yaşam denilen çizgiyi istediği yöne çekmekte özgürdü, fakat çekilen çizginin varacağı nokta o kadar belirsiz ve ucu açık oluyordu ki, yolun sonunda insanın elinde bir demet pişmanlık ve bir tutam acıdan başka hiçbir şey kalmayabiliyordu. Yaşamda atılan her bir adım kişinin düşüşünü sağlayabileceği gibi aksine engebeden düzlüğe çıkmasını da sağlayabiliyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yürümek bile ne kadar zor, yaşamak ne kadar iğreti bir eylem, gelecek nasıl korkunç ve geçmiş neden üzerimize atlayıp hareket etmemizi zorlaştıran bir karabasan gibi… Kırık bir vazoyum sanki ne bir güzelliğe ne de bir işleve sahibim. Kendime dahi yabancılaşmışım bunca zaman. Neden ve niçinler ile geçen insan yaşamı, kaygı üretip duran zihin ve acı pompalayan kalpler… İşte şehir meydanları, her yer gardı düşmüş ağır yaralı yenik savaşçılarla dolu. Var oluşu sürdürmek en büyük günah ve dünya bu günahın cehennemiymiş meğer… Bu zamana kadar sevdiklerimden kaçtım ve kaçarak onları kaybettim. Artık tekrar aynı hataya düşmemeliyim. Mademki cehennemdeyim ve buradan kurtulmayı diliyorum ama kurtulamıyorum; o zaman içinde bulunduğum cehennemi, dostum Mert ile birlikte, kendi zevklerime göre yeniden inşa etmeliyim…”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

“Yaşamak istiyorsan acıyı kabullenecektin. Acı şeyler her an pusuda olan ve saldırmayı bekleyen teröristlerdi ve onlardan hiçbir zaman tam anlamıyla kurtuluş yoktu ama insan acılarından tecrübeler edindikçe o teröristleri haklayabilecek güce ve acısını en aza indirgeyecek akla nihayetinde ulaşıyordu.”
Tolga Gökçen, Yalnızlaşan İnsan

Irvin D. Yalom
“DALGALANMA (RIPPLING)
Yıllar süren terapistlik deneyimlerim boyunca, bir kişinin ölüm kaygısını ve hayatın geçiciliğinden duyduğu sıkıntıyı hafifletmek için ortaya çıkan fikirler arasında, dalgalanma fikrini özellikle güçlü buldum.
Dalgalanma, her birimizin—çoğu zaman bilinçli bir niyetimiz ya da farkındalığımız olmadan—başkalarını etkileyen ve bu etkinin yıllar hatta nesiller boyunca sürebileceği iç içe halkalar yaratması anlamına gelir. Yani, başkaları üzerindeki etkimiz, tıpkı bir gölete atılan taşın yarattığı halkaların giderek yayılması gibi, diğer insanlara da aktarılır; bu halkalar artık görünmez hale gelse bile nano düzeyde devam eder. Kendi varlığımızdan bir parçayı—bilsek de bilmesek de—geride bırakabileceğimiz fikri, sınırlı ve geçici bir varoluşun kaçınılmaz olarak anlamsızlık doğurduğunu savunanlara güçlü bir yanıt sunar.
Dalgalanma, ille de geride bir isim ya da imaj bırakmak anlamına gelmez.

Kişisel kimliği sonsuza dek koruma çabaları her zaman boştur. Geçicilik kalıcıdır. Benim kullandığım anlamda dalgalanma, yaşam deneyiminizden bir şeyi geride bırakmakla ilgilidir: bir özellik; bir bilgelik kırıntısı, bir rehberlik, bir erdem, bir teselli… bunların her biri tanıdık ya da tanımadık kişilere aktarılabilir.”
Irvin Yalom (Author)

Irvin D. Yalom
“Amacım, kimseyi geçmişin pişmanlık denizinde boğmak değil; nihayetinde kişinin bakışını geleceğe çevirmesini sağlamak ve şu potansiyel olarak hayat değiştirici soruyu sormaktır: Şu anda hayatında ne yapabilirsin ki bir yıl ya da beş yıl sonra geriye dönüp baktığında, biriken yeni pişmanlıklarınla ilgili benzer bir üzüntü hissetmeyesin? Başka bir deyişle, pişmanlık biriktirmeden yaşamayı başarabilir misin?"
Nietzsche’nin düşünce deneyi, yaşamı tam anlamıyla yaşayamamış olma hissinden kaynaklanan ölüm kaygısıyla baş eden insanlar için terapistin elinde güçlü bir araç sunar. Dorothy, bu duruma dair klinik bir örnek sağlar.”
Irvin Yalom (Author)

Irvin D. Yalom
“Kim Olduysan O Ol”
İlk “granit cümle” olan “Kim olduysan o ol” (Become who you are) düşüncesi, Aristoteles’e kadar uzanır ve oradan Spinoza, Leibnitz, Goethe, Nietzsche, Ibsen, Karen Horney, Abraham Maslow ve 1960’lardaki insan potansiyeli hareketi aracılığıyla günümüzdeki kendini gerçekleştirme (self-realization) anlayışına kadar aktarılmıştır.
“Kim olduysan o ol” düşüncesi, Nietzsche’nin diğer ifadeleri olan “Hayatını tamamla” ve “Doğru zamanda öl” gibi öğütleriyle yakından ilişkilidir. Bu ifadelerin hepsinde Nietzsche, yaşanmamış bir hayat sürmekten kaçınmamız gerektiğini vurgular. Demek istediği şuydu: Kendini gerçekleştir, potansiyelini hayata geçir, cesur ve dolu dolu yaşa. Ancak o zaman, ve yalnızca o zaman, pişmanlık duymadan ölebilirsin.”
Irvin Yalom (Author)

« previous 1 3 4 5 6