,
Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Halil İnalcık.

Halil İnalcık Halil İnalcık > Quotes

 

 (?)
Quotes are added by the Goodreads community and are not verified by Goodreads. (Learn more)
Showing 1-12 of 12
“The Ottoman Empire was an intricate mosaic of cultures and traditions, fostering an environment where diversity thrived.”
Halil İnalcık
“Garpçılar'ın temel düşünceleri şöyle özetlenebilir: Din, halkın anladığı biçimde alındığı takdirde, birtakım hurâfelere, İsrâiliyyât denilen hikâyelere körü körüne inanmak ister. Garpçılar'a göre, bu şekilde yorumlanan bir İslâmiyet , çağdaş medeniyeti benimsemeye engeldir. Onlara göre, seçkinlerin dini ahlâktır, namaz ve niyazla Müslüman olunmaz. Onlar, hurâfelerden arınmış "ilmî bir islâmiyet" önerisinde bulunurlar. Modern ilme inanan müslüman, bilgisiz bir müslümandan yüz kere daha müslümandır. Garpçılar'ın, öteki düşüncelerinden biri de şudur: İslam dini, VII. yüzyılda her şeyden önce bir çöl toplumu için kurallar getirmiş olup, XX. yüzyılda bunlar ileri bir toplum ve yaşam tarzı için yeterli değildir. Selâmetin yolu, güçlü olmak, zengin olmak, ilim ve kültür sahibi olmakla mümkündür. Ekonomik refâhı sağlayamayan bir toplum için günümüzde hayat hakkı yoktur. Garpçılar'a göre, bize kadar gelen islamiyet, modern uygarlığa ayak uyduramaz. Yeni bir ahlak, geleneksel islamiyetin yerini alacaktır. Başka deyişle, Batı'daki Protestanlık gibi, islamiyet'te de köklü bir reform gerekmektedir. Garpçılar, 1908 Devrimi'nden önceki yazılarında İslamiyet'i yenileştirmeyi önerirler. Dünyanın ve insanın yaratılışı hakkında Kur'an'daki ayetlere karşı Darwinizm'i savunurlar. Garpçılara göre, bu dünya öteki dünyadan daha önemlidir. Bu dünya, öteki dünyaya hazırlık için bir geçit değildir.”
Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye
“Yukarıda, yabancı tarihçilerin Atatürk devrimi üzerindeki görüşlerini tartışırken şu gerçek bütün kesinliği ile ortaya çıkmıştır: Türkiye için gerek Batı, gerek İslam dünyası karşısında bir tek yükseliş yolu vardır. Atatürk devrimini, gerçek ruhuyla benimsemek ve şaşmaz bir şekilde izlemek.”
Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye
“Mustafa Kemal'in düşlediği devlet, bir yandan sultan-halifenin şahsi egemenliğinden, öbür yandan Avrupa'nın emperyalist sömürüsünden ve egemenliğinden kurtulmuş, Avrupa devletleriyle eşit, haysiyetli, modern bir devlet ideolojisiydi.”
Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye
“Atatürk üzerine şimdiye kadar yazılan eserlerin en çok eleştiriye açık tarafı, tarihî koşulların ve aşamaların göz önünde tutulmamasıdır. 1 920'de TBMM'de Fahrî Yâver-i Pâdişahî unvanıyla söylediği sözlerle, 1924'te hilafetin kaldırılması dolayısıyla söyledikleri arasında, tabii çelişkiler bulunacaktır. Bundan başka, Mustafa Kemal'in belli bir tarihte, belli bir amaçla uyguladığı siyasi strateji göz önüne alınmaksızın o dönem anlaşılamaz. Atatürk, yalnız büyük bir askeri stratejist değil, aynı zamanda usta bir siyaset stratejistidir. "Vatanı kurtarma", "milletin bağımsızlığını sağlama", "milletin kayıtsız şartsız egemenliğini sağlama", "Türk milletini çağdaş medeniyet düzeyine ulaştırma" uğrunda yaptığı siyasi mücadeleler, aynı zamanda bir iktidar mücadelesi niteliğindedir. Onun, tam iktidarı elinde tutmak, bu iktidara meşruluk kazandırmak için en uygun söylemleri seçen, siyasi manevralar yapan usta bir siyasetçi olduğunu unutmamak gerekir. Mustafa Kemal, son kertede, gayelerine ulaşmak için tehdide başvurmaktan da çekinmezdi.”
Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye
“Mustafa Kemal, son kertede, gayelerine ulaşmak için tehdide başvurmaktan da çekinmezdi.”
Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye
“(Osmanlı Beyliği'nin kuruluş döneminden bahsediyor) Sınır bölgesi, Moğol yönetiminden kaçan askerler ve siyasal açıdan önemli kişiler için bir sığınak, aynı zamanda da yeni bir yaşam ve gelecek arayan umutsuz köylü ve kasabalılar için bir yurt oluyordu.”
Halil İnalcık, The Ottoman Empire: The Classical Age 1300-1600
“Fetih üzerine tebrike gelen ulemâya Fâtih şöyle hitap etti: Kostantiniyye'yi "kendü kılıcımla alıb-dururın kimesnenüzden himmet ve 'inâyet olmamıştır.”
Halil İnalcık, İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı Kayser-i Rum - Fatih Sultan Mehemmed Han
“O, etrafındakileri hayrete düşürecek derecede açık ve radikal devrimlerini uygularken, bu tarihî şuurun verdiği inanç ve emniyetle yürüyordu. Bu tarihî vazife duygusunu bize kendisi, şöyle ifade etmektedir: "Bizim, yolumuzu çizen yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti, bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.”
Halil İnalcık, Atatürk ve Demokratik Türkiye
“Saray "hâs" bahçelerinde veya kasr (köşk)larda "halvette" düzenlenen geleneksel işret meclisleri şâir, mutrib, hânende gibi sanatçıların hükümdar önünde kendilerini göstermek fırsatını elde ettikleri bir yarışma meydanı oluştururdu. Firdevsî, Şehnâme'de (1000 tarihlerinde) kadîm İranlı hükümdar Hüsrev'in verdiği işret meclislerini uzun uzun tasvir eder (N. Lugal çevirisi; IV, İstanbul 1994, s. 194, 275-276, 299, 330, 332, 389-390). Bir zafer veya başka vesilelerle süslenmiş saray bahçe ve kasrlarında tertib olunan bu ziyâfetler, üç gün üç gece, bazen bir hafta sürer, "nahiller dikilir, mis kokuları içinde güzel çalgıcılar çalarken peri yüzlü sakîler misafirlere yıllanmış şarap sunar". Herkes sarhoş olur; zafer hikâyeleri dinlenir, şâirler karşılıklı en güzel şiirlerini söyler, muşâ'ara ederler. Firdevsî, böyle bir mecliste rakibi şâirler önünde Sultan Mahmud'un takdirini kazanır. Selçuklu sultanı Alâeddîn'e kasîde sunan Hoca Dehhânî, "şâhlar-şâhı'nın çalgılı, içkili zengin bezmler"inden söz eder. Yine böyle bir işret meclisinde Anadolu Selçuklu sultanı bir kasîde için şâir Zahîreddin'e beş nefer güzel kul bağışlamış, I. İzzeddîn Keykâvûs (1210-1220) Sinop fethi üzerine düzenlenen bir işret meclisinde nedîmlere ve şâirlere in'âmlarda bulunmuştur. Osmanlı kaynakları şâirlerin çoğu kez bu gibi işret meclislerinde hükümdarın takdir ve lûtflarına eriştiklerini belirtirler. Hükümdar hizmetindekiler arasında patrimonyal ilişkileri pekiştiren sosyal bir kurum olarak işret meclisleri, şölenler ve toylar Avrasya Türk-Moğol devletlerinde hayatî sosyal bir fonksiyona sahipti. K. Jettmar'a göre "en ince ayrıntılarına kadar düzenlenmiş içki âlemleri" hükümdarın şöhret ve prestijini yükseltmek için yapılan bir çeşit âyin (ritual) hükmünde idi. Osmanlılar'da haftalarca süren muhteşem sûr-i hümâyûnlar (pâdişâh düğünleri) bu geleneğin ne kadar önem taşıdığını kanıtlayan olaylar olup görkemli sûrnâmeler'de yaşatılmak istenir. Bu işret meclislerinin, hükümdarın ve sarayın hayatında nasıl hayatî bir yer tuttuğunu ayrıntılı tasvirlerle İbn-i Bîbî'nin tarihinde görüyoruz: Alâeddîn Keykubad'ın işret meclisi kuruldu... l'al şaraplarla ve dürlü dürlü nakiller (nahil) birle ârâste edüp döşediler ve mutribler hezâr destân gibi elhân-i cân-fezay birle surûda şuru' kıldılar ve câm-i şarâb içmeye ve barbut ve rubâb istimâ'ına meşgul oldular" (Yazıcızâde çevirisi, 170, sık sık yapılan bu işret meclisleri için keza bkz. s. 140-151, 117). Bir defasında sultan meclis-i işrette "ber sebîl-i imtihan heriflere (sanatkârlara) eyitti ki, yerin adını (Kayseri ve Aksaray) ol beyitlere telfîk etsun" dedi, münşî Şemseddîn'inkini çok beğendiğinden mansıbına ilâve yaptı.

Bu işret meclisleri bazı sultanların sarayında sık sık toplanırdı. Bütün kaynakların "gâyet mertebede 'âyyâş" olduğunda birleştikleri divan sahibi II. Murad, herhalde böyle bir mecliste sarhoşken şu Hayyâmâne kıtayı demiştir (Sehî, 95).

Sâkî getür getür yine dünkü şarâbımı
Söyle dile getür yine çeng ü rebâbımı
Ben var iken gerek bana bu zevk bu safâ
Bir gün gele ki görmiye kimse türâbımı

Paşalar da işret meclisleri düzenlerdi. Fâtih'in fâzıl vezîri Mahmud Paşa'nın şu'arâ meclisleri ünlü idi. Fuzûlî, hâmisi olup kasîde sunduğu Bagdad valisi Üveys Paşa için "ehl-î 'işret"tendi der. Sâkînâme'de (677):

Beyâ sâkî âb-i âtaş-mizâc
k'ezo cümle dard dâred ilâc
(Sâkî, o ateş içeren şarabı getir ki, o her derde devâdır)

derken, herhalde mistik sarhoşluğu anmıyordu. Fuzûlî, divanlarının girişlerinde böyle görkemli saray işret meclislerini tasvir ediyor, sultanlar ve şâirlerle paylaşamadığı bu zevklerden yoksun, kendi "külbe-i ahzânına" sığınıyordu. Şu'arâ oldukça serbest bir yaşam sürerlerdi (bak. Halîlî, Melîhî, Gazâlî'nin yaşamı: Latîfî, 254, 315, Latîfî kendisi hakkında, 298). Onlar hakkında ulemanın görüşü Abussu'ûd’un bir fetvâsında yansımıştır (Âşık Çelebi, 16a). Şâirler için şarap, sûfîler için haşîş mubâh idi (bak. Fuzûlî, Bang u Bâde).”
Halil İnalcık, Şair ve Patron: Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme
“Fatih'in Hıristiyanlığı öğrenmek için ilgi duyduğunda şüphe yoktur. Ama buna dayanarak onun Hristiyan olmayı düşündüğünü varsaymak, onu tamamen yanlış anlamaktır. Temelde dinsel bağları olmayan bir insandır. Onu mutlaka yakından tanıyan oğlu Bayezid, babasının dinsiz olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmiştir.”
Halil İnalcık, İki Karanın Sultanı İki Denizin Hakanı Kayser-i Rum - Fatih Sultan Mehemmed Han
“Halktan biri gibi camide cema'at arasında namaz kılan veya saray kapısından halkın şikayetlerini dinleyen babası II. Murad'dan farklı olarak Fatih, sarayda dahi ancak belli kimselere kendisine hitap ve arz imkanı veriyor, divan toplantılarında hazır bulunmayarak devlet işlerini ancak özel bir arz odasında devlet erkanı ile müzakere ediyor, sanki kişiliği kutsal bir imparator gibi davranıyordu.”
Halil İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606): Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim

All Quotes | Add A Quote
The Ottoman Empire: The Classical Age 1300-1600 The Ottoman Empire
1,104 ratings
Open Preview
Rönesans Avrupası: Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci Rönesans Avrupası
274 ratings