Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Sinan Meydan.
Showing 1-30 of 30
“15 Mayıs 1919'da İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan savaş gemilerinin koruması altında İzmir Kordonu çıkan Yunan ordusu, yerli Rumların sevinç gösterileriyle, karşılanmıştır. Karşılama heyetinin başında İzmir Metropoliti Chrysostomos vardır. Chrysostomos, elindeki haçı havaya kaldırarak işgalci Yunan ordusunu takdis etmiş ve onları Türkler aleyhine kışkırtan bir konuşma yapmıştır. Bu sırada öfkelenen gazeteci Hasan Tahsin (Osman Recep Nevres) ilk kurşunu sıkarak, Yunan Efzun alayının bayrak taşıyan iri yarı erini yere indirmiştir. Hasan Tahsin, Yunan askerleri tarafından orada parçalanmış; ama onun bu cesurca hareketi İzmirlileri direnişe geçirmiştir.
Sayfa: 175”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa: 175”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Günümüzden 2500 yıl kadar önce yerin yaklaşık 100 metre altına inerek 5000 km boyunda son derece ileri özelliklerde, devasa bir yeraltı tüneli inşa edebilen bir toplumu "MS 8. yıllara kadar göçebe yaşadılar, at binip kılıç sallamaktan başka hiçbir kalıcı uygarlık eseri yaratmadılar" diye suçlamak, kelimenin tam anlamıyla "insafsızlıktır".
Sayfa:181”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa:181”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Bugün Türkiye'den binlerce kilometre uzaklıkta, Atlas Okyanusu'nda, "Türk" adını taşıyan bir ülke ve adalar topluluğu vardır.
Asıl şaşırtıcı olan, bir zamanlar, ay yıldızlı bayrağı olan bu küçük Türk ülkesi, Kristof Kolomb, Amerika Kıtası'na ayak basmadan 25-30 yıl önce kurulmuştur.
Atlas Okyanusu'nda, Karayipler yakınlarında yer alan ve "Turks and Caicos Adaları" diye bilinen bu ülke günümüzde hala İngilter'nin sömürgesidir. Otuzsekiz adadan oluşan ülkenin başkenti "Grand Turk" (Büyük Türk)'tür.
Sayfa:73”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Asıl şaşırtıcı olan, bir zamanlar, ay yıldızlı bayrağı olan bu küçük Türk ülkesi, Kristof Kolomb, Amerika Kıtası'na ayak basmadan 25-30 yıl önce kurulmuştur.
Atlas Okyanusu'nda, Karayipler yakınlarında yer alan ve "Turks and Caicos Adaları" diye bilinen bu ülke günümüzde hala İngilter'nin sömürgesidir. Otuzsekiz adadan oluşan ülkenin başkenti "Grand Turk" (Büyük Türk)'tür.
Sayfa:73”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Salih Paşa Hükümeti döneminde 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edilmiş, Meclis-i Mebusan dağıtılmış, bazı milletvekilleri tutuklanarak Malta'ya sürgün edilmiştir. Salih Paşa Hükümeti, bir yazıyla işgali protesto etmiştir. Yazıda, işgali gerektirecek bir durum olmadığı, Anadolu'daki olayların Aydın ilinin haksız yere Yunanlılarca işgal edilmesinden, Yunanlıların ve yerli Rumların Müslümanlara zulüm yapmasından, büyük bir Ermenistan'la Karadeniz'de bağımsız bir Rum devletinin kurulmak istenmesinden ileri geldiğini belirtmiştir.
Sayfa:173”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa:173”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“1. Dünya Savaşını kazanan İngiltere, Fransa ve İtalya, Anadolu'nun paylaşılması konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bu sırada Wilson ilkelerini yayınlayan ABD de emperyalist paylaşım planlarına müdahale etmiş ve yeni bir emperyalist güç olarak tarih sahnesine çıkmak istemiştir. Ayrıca, İngiltere ve Fransa, "evet" 1. Dünya Savaşı'nı kazanmışlardır ama, çok sayıda insan ve büyük miktarda da para kaybetmişlerdir. Batı kamuoyu artık yeni bir savaş istememektedir. İşte bu süreçte emperyalizm, Anadolu'yu parçalayıp paylaşmak için elini yakmayacak bir "maşa" kullanmaya karar vermişlerdir. Silah, cephane ve diplomatik bakımlardan desteklenerek Anadolu'ya saldırtılacak olan emperyalizmin maşası durumundaki bu ülke Yunanistan'dır. 1919'daki Paris Barış Konferansı'nda İtalya'nın açık muhalefetine rağmen, İngiltere ve Fransa, Anadolu'nun işgali için Yunanistan'la anlaşmışlardır. Bu doğrultuda yapılan hazırlıklardan sonra 15 Mayıs 1919'da İngiliz, Fransız, İtalyan ve ABD filoları gözetimindeki Yunan orduları, İzmir'i çok kanlı bir şekilde işgal ederek Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlamışlardır.
Sayfa : 292”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa : 292”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Vahdettin ve Atatürk'ün "devletin kurtuluşu"ndan anladıkları çok farklı şeylerdir. Vahdettin'in "devletin kurtuluşu" yöntemi, İngilizleri memnun etmek ve onların desteğini almak biçimindeyken; Atatürk'ün "devletin kurtuluşu" yöntemi, bütün düşmanlara karşı mücadele ederek tam bağımsızlığı elde etmek biçimindedir. Ayrıca, Vahdettin "devletin kurtuluşu" derken, aynı zamanda kendi tahtı ve tacını kastederken, Atatürk, "devletin kurtuluşu" derken, ulusun egemenliğini kastetmektedir.
Sayfa : 239”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa : 239”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Mustafa Kemal Atatürk, "orduları dağıtılmış, silahları elinden alınmış, bütün tersanelerine girilmiş, bütün haberleşmesine el konulmuş ve dört bir yanı bilfiil işgal edilmiş" Anadolu'nun bağrında, yokluk ve yoksulluk içinde, neredeyse sıfırdan bir ordu kurarak İngilizi,Fransızı, İtalyanı ve onların maşası durumundaki Yunanı, Anadolu yaylasına gömmüştür. Bunun adı, neresinden bakılırsa bakılsın, dünyadaki ilk antiemperyalist zaferdir.
Sayfa : 296”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa : 296”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Fransa, Ermenistan ve Yunanistan ise tek kelimeyle "vahşi" bir işgal stratejisine sahiptirler. Anadolu'yu işgal eden Fransızların Urfa, Antep ve Maraş'taki "kıyım" ve "katliamları", Fransızlara yardım eden Ermenilerin Klikya'daki saldırganlıkları ve İzmir'i işgal eden Yunanlıların yaptığı soykırım, Türk halkında büyük bir tepki yaratmış ve bu halk tepkisi Kurtuluş Savaşı'nın başlamasında etkili olmuştur.
Sayfa : 315”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa : 315”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Enver Paşa'nın, Osmanlı Devleti'ni 1. Dünya Savaşı'na sorarken öncelikli amacı Almanya'nın da desteğiyle Kafkaslar üzerinden Orta Asya'ya girmek ve büyük bir Turan İmparatorluğu kurmaktır!
Sayfa: 89”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa: 89”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“21 Temmuz 1920'de, Lloyd George Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, "Türkiye tamamıyla parçalanmalıdır. Bundan üzüntü duymak için hiçbir sebep yoktur. İngiltere Hükümeti en uygun hareket olarak Yunan birliklerinin istihdamını görüyor. Bu birlikler büyük şevk ile dövüştü. Görevi on günde tamamladı. Fransızların da yardımlarını elde ettik.
Sayfa :349”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa :349”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“O yıllarda, Necati Cumalı, Paris'te bir sergide gördüğü Kızılderili kilimlerindeki kuş desenlerinin Anadolu Türk kilimlerindeki kuş desenlerine fazlaca benzediğini fark etmiş ve Kızılderililerin Türk kökenli olduğunu seslendirmeye başlamıştır.
Sayfa:69”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa:69”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Kuvayi İnzibatiye'nin en büyük "cinayetlerinden" biri, Atatürk'ün emrinde milli harekete destek olan Yahya Kaptan'ın katledilmesi olmuştur. Yahya Kaptan'ı pusuya düşürerek tutuklayan Kuvayi İnzibatiyeciler, Yahya Kaptan, elleri arkadan bağlı halde şu içerken, Kuvayi İnzibatiye ordusunun üsteğmenlerinden Abdurrahman Efendi tarafından alçakça arkadan vurulmuştur. (8 Ocak 1920) Bu sırada son bir gayretle başını kaldıran Yahya Kaptan'ın son sözü, "Kalleşler!.." olmuştur.
Sayfa :218”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa :218”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Atatürk, halifeliği kaldırarak kendini "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" olarak gören sultanların/padişahların mutlak otoritesine dinsel meşruiyet kazandıran; "sultanları tanrılaştıran" yüzlerce yıllık bir şeytani düzene son vermiştir. Böylece Muaviye'nin İslam'ın özüne/Kur'an'a aykırı olarak yarattığı sultan/halife ŞİRK DÜZENİ'ni yıkmıştır. Prof. Öztürk'ün deyişiyle, "Anlaşılan o ki Cumhuriyet devrimi, halifeliği kaldırmakla, Kur'an'ın yolu üstünden büyük bir şirk kalıntısını temizlemiştir." Dolayısıyla halifeliğin kaldırılması İslam'a aykırı değil, tam tersine İslam'ın ruhuna uygundur.
Nitekim 3 Mart 1924'te halifelik kaldırılırken de bu işin gerçek dine aykırı değil, dine uygun olduğunun ısrarla altı çizilmiştir. İzmir milletvekili ve Adalet Bakanı Seyit Bey'in halifeliğin kaldırılması dolayısıyla Meclis'te yaptığı konuşma bu bakımdan çok dikkat çekicidir: Seyit Bey'in, halifeliğin kaldırılmasının "İslam tarihinde yapılmış çok büyük bir devrim" olduğunu belirterek sürdürdüğü konuşmasının bazı bölümlerini birlikte okuyalım:
"Halifelik sorunu bir din sorunu olmaktan çok, bir dünya sorunudur. İnançla ilgili sorunlardan değildir, millete ait genel hukukla ilgili işlerdendir."
"Halifelik demek hükümet demektir. Kur'an memleket işleri için iki düstur gösterir. Birinci düstur meşverettir (danışma). Memleket işleri, halkın kendi aralarındaki danışmaları yolu ile yapılacaktır ki, bugün uygarlık dünyasında uygulanan usul de budur. İkinci düstur: Emir verme durumunda bulunanlara uymadır ki, bu da hükümetsizliği, anarşiyi ortadan kaldırmak içindir."
"Gerçi Kur'an'da halife deyimi vardır ama bir din esası olarak değil, eski peygamberler için adalet dağıtımı anlamında kullanılmıştır. (...) Halifelik, dinin temel sorunlarından değildir, milletin kendi işidir, politik bir sorundur. Zamana, alışkanlıklara göre değişir. Bu nedenle peygamber ölürken yerine bir halife bırakmamıştır.”
― Panzehir - Gerçeğe Çağrı
Nitekim 3 Mart 1924'te halifelik kaldırılırken de bu işin gerçek dine aykırı değil, dine uygun olduğunun ısrarla altı çizilmiştir. İzmir milletvekili ve Adalet Bakanı Seyit Bey'in halifeliğin kaldırılması dolayısıyla Meclis'te yaptığı konuşma bu bakımdan çok dikkat çekicidir: Seyit Bey'in, halifeliğin kaldırılmasının "İslam tarihinde yapılmış çok büyük bir devrim" olduğunu belirterek sürdürdüğü konuşmasının bazı bölümlerini birlikte okuyalım:
"Halifelik sorunu bir din sorunu olmaktan çok, bir dünya sorunudur. İnançla ilgili sorunlardan değildir, millete ait genel hukukla ilgili işlerdendir."
"Halifelik demek hükümet demektir. Kur'an memleket işleri için iki düstur gösterir. Birinci düstur meşverettir (danışma). Memleket işleri, halkın kendi aralarındaki danışmaları yolu ile yapılacaktır ki, bugün uygarlık dünyasında uygulanan usul de budur. İkinci düstur: Emir verme durumunda bulunanlara uymadır ki, bu da hükümetsizliği, anarşiyi ortadan kaldırmak içindir."
"Gerçi Kur'an'da halife deyimi vardır ama bir din esası olarak değil, eski peygamberler için adalet dağıtımı anlamında kullanılmıştır. (...) Halifelik, dinin temel sorunlarından değildir, milletin kendi işidir, politik bir sorundur. Zamana, alışkanlıklara göre değişir. Bu nedenle peygamber ölürken yerine bir halife bırakmamıştır.”
― Panzehir - Gerçeğe Çağrı
“Yani Atatürk, "Amerika" adının, Ameriko Vespuçi'den değil, Yakut dilinde halen kullanılan Türkçe "Emerik" (Amerik) geldiğini tespit etmiştir. Onun bu tespiti, 3. Türk Dil Kurultayı üçüncü gün birinci toplantısında sunulan Genel Sekreterlik Raporunda söyle ifade edilmiştir: "Bu kıtaya Amerika isminin Ameriko Vespuçi'nin adına göre verildiği iddiasına karşı, daha bundan önce Nikaragua yerlilerinin Amerika adını kullandıklarını yine Avrupalı coğrafya ve tarih uzmanlarının kitaplarında bulduktan, Yakut Lügati'nde Emerik kelimesine de hala yaşayan bir söz olarak rast geldikten sonra..."
Sayfa : 71”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa : 71”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“İşte Atatürk'ün 1917 yılındaki düşüncesi: "Memleket (Anadolu) dışında bir tek Türk askeri kalmamalıdır." Atatürk'ün "Memleket dışında bir tek Türk askeri kalmamalıdır." dediği o günlerde Enver Paşa, Kafkaslar' da, Dağıstan' da ve Hicaz' da bulunan orduların zafer haberlerini beklemekte, bu da yetmezmiş gibi Hindistan' a bir sefer yapmayı planlamaktadır.
Sayfa:41”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa:41”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Hatay konusu Atatürk için adeta bir namus davasıydı. Hatay'ı kurtarmaya kararlıydı. Hasta, yorgun ve bitkin olmasına karşın gece gündüz bu konuya kafa yoruyordu; ama o günlerde düşündüğü başka bir konu daha vardı: Yaklaşık sekiz yıldır Türklerin kökenini araştırıyor ve Güneş Dil Teorisi üzerinde çalışıyordu.
Sayfa:26”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa:26”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Padişah Vahdettin'in yarattığı iç savaş, milli hareketi çepeçevre saracak bir şekilde çıkarılmıştır. Aznavur isyanı, Biga, Gönen ve Karacabey civarını kaplamış, Adapazarı, Düzce, Bolu ayaklanmaları Ankara Beypazarı'na kadar yayılmış, Konya'da Delibaş Mehmet İsyanı ve Yozgat' ta Çapanoğlu isyanı Ankara'yı tehdit etmeye başlamıştır. Görüldüğü gibi milli hareketin merkezi Anakara dört bir yandan isyancılarla kuşatılmıştır.
Sayfa:222”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa:222”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Evet "Anadolu direnişi", ilk olarak toprağı işgal edilen, hanımına, kızına tecavüz edilen Türk halkı tarafından başlatılmıştır. Ancak bu direnişin topyekûn bir bağımsızlık hareketi haline gelmesi, yani "Kurtuluş Savaşı" niteliğine bürünmesini sağlayan bizzat Mustafa Kemal Atatürk'tür. Üstelik, Prof. Yalçın Küçük'ün iddia ettiği gibi Atatürk sonradan bu mücadeleye katılmamış, Atatürk yola, "direniş fiktini" savunan ilk Kuvayi Milliyecilerden biri olarak çıkmıştır.
Sayfa : 36”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa : 36”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Atatürk, Adana' ya gelerek Liman Von Sanders'ten Yıldırım Orduları Komutanlığı'nı devralmıştır. Devir teslim töreni sırasında bir ara Von Sanders, "Bizim için her şey bitti!" deyince Atatürk, Alman Generalin gözlerinin içine bakarak, " Savaş müttefikler için bitmiş olabilir, fakat bizi ilgilendiren savaş, istiklal savaşımız şimdi başlıyor!" demiştir.
Sayfa:41”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa:41”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“6 Kaan yılı, Zak ayı 2 Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu Kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu. "
Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı.
(Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika...)
- Giriş Bölümü-”
― Atatürk ve Kayıp Kıta Mu
Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı.
(Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika...)
- Giriş Bölümü-”
― Atatürk ve Kayıp Kıta Mu
“Uydu fotoğrafları, yer isimlerinin tarihi üzerine yapılan araştırmalarda Türkler ve Kayıklar Ülkesi'nin başkenti olan 'Grand Turk' ada isminin, 16 yüzyılda yaşamış ve dünya hükümdarı sayılan Kanuni Sultan Süleyman'a Batılıların verdiği isimden kaynaklandığı ortaya çıktı.
Sayfa : 77”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa : 77”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Kurtuluş Savaşı planlarını 1915'te yaptığı söylenen Enver Paşa'nın 1. Dünya Savaşı sırasındaki plansızlığı yüzünden 550 bin Mehmetçik şehit olmuş, 2 milyondan fazla Mehmetçik yaralanmış, 892 bin Mehmetçik sakat kalmış, 104 bine yakın Mehmetçik kaybolmuş ve 130 bin Mehmetçik esir olmuştur.
Sayfa:90”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa:90”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“...Naakal öğretisine göre Tanrı, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurulmuştur....Naakal inancının bir diğer temel dayanağı, tanrısal nurdan çıkmış olan dört temel gücün kainatı kaostan düzene geçirmiş oldukları teorisiydi. ... Bu dört temel güç,"dört büyük inşaatçı, mimar, geometri üstadı olarak adlandırılır. Bu dört temel elaman ateş, yel, su ve topraktır. Naakallar bu dört temel gücü gamalı haç ile sembolize etmişlerdir.
Sayfa:67”
―
Sayfa:67”
―
“İki Avustralyalı gezgin 1912’de Çin’in Xi’an eyaletine yaptıkları bir gezide burada Mısır Piramitlerine benze büyük bir piramit keşfetmişlerdir. Daha sonra 1945 yılında, 2. Dünya Savaşı sırasında Çin’e yardım malzemesi götüren bir C-54 uçağından Çin’in Xi’an şehrinin 100 km güneybatısındaki bu büyük piramit fark edilmiş ve ilk kez fotoğrafı çekilmiştir. Bu esrarengiz piramide “Beyaz Piramit” adı verilmiştir. BEYAZ PİRAMİT’in bu ilk fotoğrafı 1957 yılında Life dergisinde yayınlanmıştır.
….
5000 yıllık Çin metinlerinde bu piramitten söz edilmektedir. Ön-Türk araştırmacısı Kazım Mirşan, bu piramitlerin MÖ 7000’lerde dikildiğini iddia etmektedir.
….
Beyaz Pirramit konusunda çalışmalar yapan Ön-Türk araştırmacısı Haluk Tarcan, bu uygarlık harikası hakkında şu bilgileri vermektedir:
“… Bu piramidin yüksekliğinin 300 metre olmasını hayretle karşıladım ve New York’ta öğrencim Levent Alaybeyoğlu’ndan tamamlayıcı bilgi rica ettim. Piramit gerçekten 300 metre yüksekliğindedir. Yani Eyfel Kulesi yüksekliğine varan bir tepe halindedir. Hausdof’un verdiği bilgiye göre tarih MÖ 2500’ler olacaktır. Çin’de Ön-Türkler MÖ 3000’lerde devlet kurmuş olup Çin tarihi MÖ 1700’lerde başladığına göre bu piramidin ve etrafındakilerin Ön-Türklerce yapılmış olmaları gerekmektedir.”
…
Mısır’daki firavunlar dönemiyle neredeyse çağdaş sayılabilecek zamanlarda (MÖ2852-2206) arasında Çin’de yarı mitolojik “Beş Kral” hüküm sürmüştü. Çin bu dönemde altın ve yeşim zengini, gelişmiş bir uygarlıktı; ipek ve gıda bolluğu içindeydi. Bununla birlikte, İskenderiye’nin büyük kütüphanesinin kaderini takiben, İmparator Chin Shin Huang MÖ2012’de kadim Çin’le ilgili bütün kitapların ve edebi eserlerin yakılmasını emretmişti. Büyük kraliyet kütüphanesi de dâhil bütün kütüphaneler yok edilmiş ancak bazı metinler mağaralarda ve manastırlarda saklanmıştı.
….
Peki, ama Çinli İmparator neden bütün tarihi eve edebi eserleri yok etme kararı almıştı? İmparatorun gelecek nesillerden saklamak istediği neydi?
….
Çinli yetkililer Xi’an’daki piramitleri dünyadan saklayabilmek için piramitlerin üzerlerine sürekli yeşil kalan ağaçlar dikmişlerdir. Böylece yıllar sonra üzeri ormanla kaplı tepeciklere dönüşecek olan bu uygarlık şaheserleri belki yüz yıl daha insanlığın bilgisinden uzak tutulacaktır.
Peki, ama neden? Neden Çin Xİ’an piramitlerini saklamaktadır. Neden Çin bu uygarlık şaheserlerini dünyaya tanıtmamaktadır. Eğer bu piramitler Çinlilere ait olsaydı, Çinliler kendi uygarlıklarının derinliğini dünyaya anlatabilmek ve bölgeye daha fazla turist çekebilmek için, bırakın üzerlerine ağaç dikmeyi, her piramidin her taşını tek tek parlatır, bu şaheserleri dünyanın beğenisine sunarlardı. Ama bugün bu bölgeler Çin’in yasak bölgeleridir.
Sayfa: 270-273”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
….
5000 yıllık Çin metinlerinde bu piramitten söz edilmektedir. Ön-Türk araştırmacısı Kazım Mirşan, bu piramitlerin MÖ 7000’lerde dikildiğini iddia etmektedir.
….
Beyaz Pirramit konusunda çalışmalar yapan Ön-Türk araştırmacısı Haluk Tarcan, bu uygarlık harikası hakkında şu bilgileri vermektedir:
“… Bu piramidin yüksekliğinin 300 metre olmasını hayretle karşıladım ve New York’ta öğrencim Levent Alaybeyoğlu’ndan tamamlayıcı bilgi rica ettim. Piramit gerçekten 300 metre yüksekliğindedir. Yani Eyfel Kulesi yüksekliğine varan bir tepe halindedir. Hausdof’un verdiği bilgiye göre tarih MÖ 2500’ler olacaktır. Çin’de Ön-Türkler MÖ 3000’lerde devlet kurmuş olup Çin tarihi MÖ 1700’lerde başladığına göre bu piramidin ve etrafındakilerin Ön-Türklerce yapılmış olmaları gerekmektedir.”
…
Mısır’daki firavunlar dönemiyle neredeyse çağdaş sayılabilecek zamanlarda (MÖ2852-2206) arasında Çin’de yarı mitolojik “Beş Kral” hüküm sürmüştü. Çin bu dönemde altın ve yeşim zengini, gelişmiş bir uygarlıktı; ipek ve gıda bolluğu içindeydi. Bununla birlikte, İskenderiye’nin büyük kütüphanesinin kaderini takiben, İmparator Chin Shin Huang MÖ2012’de kadim Çin’le ilgili bütün kitapların ve edebi eserlerin yakılmasını emretmişti. Büyük kraliyet kütüphanesi de dâhil bütün kütüphaneler yok edilmiş ancak bazı metinler mağaralarda ve manastırlarda saklanmıştı.
….
Peki, ama Çinli İmparator neden bütün tarihi eve edebi eserleri yok etme kararı almıştı? İmparatorun gelecek nesillerden saklamak istediği neydi?
….
Çinli yetkililer Xi’an’daki piramitleri dünyadan saklayabilmek için piramitlerin üzerlerine sürekli yeşil kalan ağaçlar dikmişlerdir. Böylece yıllar sonra üzeri ormanla kaplı tepeciklere dönüşecek olan bu uygarlık şaheserleri belki yüz yıl daha insanlığın bilgisinden uzak tutulacaktır.
Peki, ama neden? Neden Çin Xİ’an piramitlerini saklamaktadır. Neden Çin bu uygarlık şaheserlerini dünyaya tanıtmamaktadır. Eğer bu piramitler Çinlilere ait olsaydı, Çinliler kendi uygarlıklarının derinliğini dünyaya anlatabilmek ve bölgeye daha fazla turist çekebilmek için, bırakın üzerlerine ağaç dikmeyi, her piramidin her taşını tek tek parlatır, bu şaheserleri dünyanın beğenisine sunarlardı. Ama bugün bu bölgeler Çin’in yasak bölgeleridir.
Sayfa: 270-273”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Kızılderililerin Türklüğü" tezi ilk kez 1920'lerde ortaya atılmıştır. 1924'te Rio'da toplanan 20. Amerikanistler Kongresi'nde Çinli Tong De Kien, Kızılderililerin "Altay" kökenli olduklarını ileri sürmüştür.
Sayfa:68”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa:68”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Şapka devrimi, Atatürk devrimlerine muhalif kitlelerin sembolü haline gelmiştir. Atatürk'ü ve devrimlerini benimsemeyenler, geleneksel yapının bütün bozulmuşluğuna rağmen devamından yana olanlar, sözde din adamları ve gerici çevreler, hep şapkayı dillerine dolamışlar; şapkayı Batılılaşmanın, dolayısıyla Hıristiyan kültürünün simgesi olarak değerlendirmişler; şapka giymeyi de İslamdan çıkmak, Hıristiyanlaşmak, hatta dinsizleşmek olarak yorumlamışlardır.
Atatürk şapka devrimiyle Türk toplumuna "çağdaş olanı göstermek" ve iddiaların aksine, başa giyilen şeyin, dinle herhangi bir ilgisi olmadığı gerçeğini anlatmak istemiştir.
"Şapka giydirdim. Anlasınlar ki insan, kisve ile din değiştirilmez ve dini herhangi bir kisveye alet etmez. Kısa bir zamanda bunu anlayacaklardır. Din ile kisvenin farkının ne olduğunu idrak edeceklerdir. Ben bu hesaplan bir gardırop mevzuu üzerinde duracak kadar basit görmüş veyahut üzerinde durarak onu inkılap kabul etmiş bir insan değilim. Şapka giydikten sonra bu iş ayrı, o iş ayrı diyecekler. Anlayacaklar ki, şapka giymekle kimse dinini değiştirmez…"
Atatürk, "din ve şapka arasında bir bağlantı yoktur" dese de devrim karşıtları onun gibi düşünmemişlerdir. Karşı devrimciler kısa sürede şapkayı, Atatürk düşmanlığının en basit ve en güçlü figürü haline getirmişlerdir. Artık, halkı devrimlere karşı örgütleyip ayaklandırmanın en temel sloganı, "şapka geldi, din elden gidiyor" yaygarasıdır. Devrim karşıtları, sözde din adamları şapkayı dillerine dolamışlardır. "Kara öfke", Atatürk'ü ve modernleşmekte olan Türkiye'yi şapkayla tanımlarken; şapka takmamayı ve şapka karşıtlığını da Atatürk devrimlerinin benimsenmediğini göstermek için kullanmıştır.”
― Atatürk ile Allah Arasında
Atatürk şapka devrimiyle Türk toplumuna "çağdaş olanı göstermek" ve iddiaların aksine, başa giyilen şeyin, dinle herhangi bir ilgisi olmadığı gerçeğini anlatmak istemiştir.
"Şapka giydirdim. Anlasınlar ki insan, kisve ile din değiştirilmez ve dini herhangi bir kisveye alet etmez. Kısa bir zamanda bunu anlayacaklardır. Din ile kisvenin farkının ne olduğunu idrak edeceklerdir. Ben bu hesaplan bir gardırop mevzuu üzerinde duracak kadar basit görmüş veyahut üzerinde durarak onu inkılap kabul etmiş bir insan değilim. Şapka giydikten sonra bu iş ayrı, o iş ayrı diyecekler. Anlayacaklar ki, şapka giymekle kimse dinini değiştirmez…"
Atatürk, "din ve şapka arasında bir bağlantı yoktur" dese de devrim karşıtları onun gibi düşünmemişlerdir. Karşı devrimciler kısa sürede şapkayı, Atatürk düşmanlığının en basit ve en güçlü figürü haline getirmişlerdir. Artık, halkı devrimlere karşı örgütleyip ayaklandırmanın en temel sloganı, "şapka geldi, din elden gidiyor" yaygarasıdır. Devrim karşıtları, sözde din adamları şapkayı dillerine dolamışlardır. "Kara öfke", Atatürk'ü ve modernleşmekte olan Türkiye'yi şapkayla tanımlarken; şapka takmamayı ve şapka karşıtlığını da Atatürk devrimlerinin benimsenmediğini göstermek için kullanmıştır.”
― Atatürk ile Allah Arasında
“Caicos kelimesi Türkçe'deki kayıktan geliyor. Adanın adı Türklerin burada bulunduğunu gösteriyor. Küba'nın en meşhur bir bölgesinin adı Matatorcos, yani Türklerin öldüğü yer! Bunun bir felaket sonucunda olduğuna dair bilgiler var. İspanyol gemisi San Agustin 28 Şubat 1596'da Havana'ya geldiğinde mürettebatın 45'i müslüman, bazılarının adları Ramazan, Recep, Yusuf, Ali, Hüseyin idi. Batı Anadolu ve Karadeniz'den gelmişlerdi.
Sayfa: 75”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa: 75”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Ancak emperyalizm hiç vazgeçmemiştir. Evet! Sıkıştıkça Türkiye'yi bölüp parçalamaktan vazgeçmiş gibi görünmüş, ama bilinçaltında ve sümen altında hep Türkiye'yi bölüp parçalamaya yönelik planları saklı tutmuştur. Emperyalizm, dün Sevr Projesi diye Turkiye'ye dayattıklarını bugün "demokrasi", "insan hakları", "AB Uyum Yasaları" ve BOP olarak Türkiye'ye dayatmaktadır. Örneğin, dün Sevr Antlaşması ile Türkiye'ye dayatılan Anadolu coğrafyasında bir Kürdistan ve Ermenistan kurma planı, bugün başka adlarla bugün Türkiye'ye dayatılmaktadır.
Sayfa:13”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sayfa:13”
― Cumhuriyet Tarihi Yalanları
“Üç ay, günde 23 saat dinlenmesi gereken adam, gece gündüz demeden, bir taraftan Hatay Sorunu ile uğraşırken diğer taraftan da Türkler ve Mayalar arasındaki ilişkiyi açığa çıkarmaya çalışıyordu.
Sayfa :26”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa :26”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
“Adalar, 16,17 ve 18 yüzyıllarda İspanyol, Fransız ve İngilizler arasında el değiştirmiştir. Adalar, 16. yüzyılda İspanyolların elindeyken bile, Türk Adaları diye adlandırılmaktadır. 1869'da Grand Turk bayrağındaki Türklüğü simgeleyen "hilal ve yıldız" İngilizlerce çıkartılmıştır. Bayrağı değiştiren İngilizlerin bir süre sonra adaların adlarını da değiştirmesine halk karşı çıkmıştır. Adaların tarihi ile Türklük arasındaki bağlantıyı kesmek mümkün görünmemektedir, çünkü adalarda Piri Reis haritalarına kadar uzayan bir çok belge ve bilgi vardır.
Sayfa:75”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2
Sayfa:75”
― Köken: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2





