Rüveyda > Rüveyda's Quotes

Showing 1-30 of 151
« previous 1 3 4 5 6
sort by

  • #1
    Ingeborg Bachmann
    “kimi zaman bana neden içinde her şeyin iyi olacağı ütopik bir ülkeyi, bir ütopya niteliğinde bir dünyayı tasarladığımı sordular. yaşadığımız günlük yaşamın iğrençliği göz önünde tutulduğunda, bu soruyu yanıtlamak bir çelişkiye yol açabilir, çünkü bizler, günümüzde gerçekte hiçbir şeye sahip değiliz. insan, ancak maddi şeylerin ötesinde bir şeylere sahipse zengindir. ve ben bu materyalizme, bu tüketim toplumuna, bu kapitalizme, burada cereyan eden bu korkunçluğa, sırtımızdan yaşamaya hakları olmayan bu insanların zenginleşmesine inanmıyorum. gerçekte inandığım bir şey var, ve ben buna 'bir gün gelecek' diyorum. ve özlemini çektiğim şey, bir gün gelecek. evet, belki de gelmeyecek, ama ben yine de inanıyorum geleceğine. çünkü eğer inanmazsam, artık yazamam.”
    Ingeborg Bachmann

  • #2
    Ingeborg Bachmann
    “Bir gün gelecek, insanların siyah ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar, güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. Bir gün gelecek, insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. Bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz olacak, bütün bir yaşam boyunca sürecek…”
    Ingeborg Bachmann, Malina

  • #3
    Ingeborg Bachmann
    “Bir gün gelecek, insanlar savanları ve bozkırları yeniden keşfedecekler, uçsuz bucaksıza açılıp köleliklerine bir son verecekler, hayvanlar yükseklerdeki güneşin altında insanlara, artık özgür olan insanlara yaklaşacaklar, ve dev kaplumbağalar, filler, bizonlar birlik içersinde yaşayacaklar, ormanların ve çöllerin kralları, özgürlüklerine kavuşmuş insanlarla birleşecekler, aynı kaynaktan su içecekler, arınmış havayı soluyacaklar, birbirlerini parçalamayacaklar, bu, başlangıç olacak; bütün bir yaşamın başlangıcı…”
    Ingeborg Bachmann, Malina

  • #4
    Ece Ayhan
    “Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
    Sana uzun heceli bir kent vereceğim
    Girilince kapıları yitecek ve boş!”
    Ece Ayhan

  • #5
    Italo Calvino
    “Work stops at sunset. Darkness falls over the building site. The sky is filled with stars. "There is the blueprint," they say.”
    Italo Calvino, Invisible Cities

  • #6
    Sait Faik Abasıyanık
    “Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”
    Sait Faik Abasıyanık, Son Kuşlar

  • #7
    Sait Faik Abasıyanık
    “Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar?”
    Sait Faik Abasıyanık

  • #8
    Sait Faik Abasıyanık
    “Söylemeliyim,
    Yok
    Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
    Bu küçük
    Güllerin buram buram tüttüğü
    Anadolu şehri kahvesinde
    Kiraz mevsiminin
    Sevişme vakti olduğunu.”
    Sait Faik Abasıyanık, Şimdi Sevişme Vakti ve Diğer Şiirleri

  • #9
    Ingeborg Bachmann
    “Yaşlı adam der: melegim nasıl istersen,
    yeter ki, şu pırıl pırıl akşamı doyurmayı bilsen
    ve koluma girip bir süre yürüsen,
    sözleşmiş ıhlamur ağaçlarının kehanetini çözebilsen,
    ölüdür kitaplar, gerilimini yitirmiştir dünyanın kutupları,
    kalmışsa daha karanlık akışın bir arada tuttukları,
    onları da birbirinden ayırır senin saçlarındaki toka.
    Rüzgar, durmaksızın girer, vurmadan kapıma,
    ayın ıslığı -ve sonra bir hamle, gözün alabildiğine,
    aşk, artık bilenmiştir anıların gücüyle.

    Genç adam sorar: ve hep gelecek misin?
    Odamdaki gölgelerin üstüne yemin etmelisin,
    ve karanlık ama gerçekse ıhlamurların kehaneti,
    söyle onu çiçeklerin diliyle, aç saçlarının tellerini
    ve gecenin coşup taşmak isteyen nabzını!
    Sonra aydan gelen bir işaret, durdurun rüzgarı.
    Rahatı simgeler mavi ışıkta lambalar,
    ta ki oda, soluk bir zamana bürünene kadar,
    hafiften ısırılan dudakların varır benimkilere,
    o zaman acıdır başlayan, sana ders vermeye:
    dünyanın kazandığı, oynadığı ve yitirdiği sözcük, canlıdır,
    ondan sonrası ise, aşkın başlangıcıdır.

    Genç kız susuyor iğ dönene kadar.
    Yıldız kayıyor. Geçip gidiyor güllerin zamanı:
    -Siz, beyler, verin elime kılıcı,
    ve Jeanne d'Arc vatanı kurtarıyor.
    Sizler, gemiyi geçiriyoruz buzların arasından,
    ben, artık kimsenin bilmediği rotada ilerlemekteyim.”
    Ingeborg Bachmann, Toplu Şiirler

  • #10
    Ece Ayhan
    “Sen kader ağacı değilsin -nedeni bu
    Tutkularına bırak kendini
    Bir soluk var yaşıyor uzak uzak
    Bu daha ölmemişsin demektir”
    Ece Ayhan, Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler

  • #11
    Hermann Hesse
    “Yalnız yaşıyorsunuz, yalnızlığınızdan sizi yoksun bırakmak istemem. Ama zaman zaman insan temiz kalpli ve dürüst birinin yüzünü görmeden duramıyor.”
    Hermann Hesse, Gertrude

  • #12
    Hermann Hesse
    “Tanrıyla barışa mı diyorsun? Hayır, Tanrıyla barışmış değilim. Onunla barış yapmayı da istemiyorum. Tanrı dünyayı kötü yarattı, bu dünyayı övmemiz için neden yok, kendisini de övmüşüm ya da yermişim, umrunda değil pek. Dünyayı kötü yarattı Tanrı. Ama göğsümdeki ağrılarla barıştım, bu doğru. Eskiden acılara o kadar katlanamazdım, bazen ölmenin benim için kolay olacağını düşünmüşsem de, bir yanılgıdan başka şey değildi bu.”
    Hermann Hesse, Narcissus and Goldmund

  • #13
    Ingeborg Bachmann
    “Marcel ise şöyle öldü:
    Bir gün bütün berduşların Paris'in kent manzarasından silinmelerine karar verilmişti. Sosyal yardım örgütü, aynı zamanda kentin doğru dürüst bir görünümde olmasıyla da ilgilenen ve düşünülebilecek en resmi nitelikteki sosyal yardım örgütünün ilgilileri, polisle birlikte Rue Monge'a geldiler, tek istedikleri, yaşlı adamları yaşama geri döndürmek, dolayısıyla da yaşama hazır olsunlar diye önce yıkayıp paklamaktı. Marcel yerinden kalkıp onlarla birlikte gitti, çok sakin bir adamdı, birkaç kadeh şarap sonra bile hâlâ bilge ve uysal kalabilen bir insandı. Gelmelerini o gün büyük bir olasılıkla hiç umursamamıştı, belki de caddedeki iyi yerine, metronun sıcak havasının mazgallardan dışarı çıktığı yere geri dönebileceğini düşünüyordu. Ama kamunun esenliği için yapılmış olan, içinde çok sayıda duşun bulunduğu yıkanma salonunda sıra Marcel'e de geldi, onu duşun altına soktular ve duş hiç kuşkusuz ne fazla sıcak, ne de fazla soğuktu, ama Marcel yıllardan beri ilk kez çıplaktı ve ilk kez suyun altına girmişti. Daha kimse durumu kavrayıp yardımına koşamadan düştü ve hemen oracıkta öldü. Ne demek istediğimi anlıyor musun! Malina, biraz ne yapacağını şaşırmış gibi bakıyor, oysa ne yapacağını asla şaşırmaz. Bu öyküyü anlatmayabilirdim. Ama duşu bir defa daha hissediyorum, Marcel'in üstündeki neleri yıkamaya hakları yoktu, bunu biliyorum. Eğer bir insan kendi mutluluğun buharları arasında yaşıyorsa, eğer bir insanın "Allah sizden razı olsun"un dışında söyleyecek pek sözü yoksa, o zaman o insanı yıkamaya kalkışmamalı, o insan için iyi olanı o insanın üstünden yıkayıp akıtmamalı, birini olmayan bir yaşam için arındırmaya kalkışmamalı...”
    Ingeborg Bachmann, Malina

  • #14
    Ingeborg Bachmann
    “Anlıyorsun değil mi, ateşli mektuplarım, ateşli çağrılarım, ateşli tutkularım, yanmış ellerimle kağıda döktüğüm bütün bir yangın -en çok korktuğum şey, bütün bunların bir parça yanmış kağıda dönüşebilme olasılığı. Dünyadaki tüm kağıtlar sonunda ya kömürleşmiştir ya da suda yumuşamıştır, çünkü ateşin üstüne hep suları püskürtür.

    Malina: Eskiler, aptal biri için, onun kalbi yoktur, derlerdi. Aklın ve zekanın bulunduğu yer diye kalbi göstermişlerdi.
    Kalbini her şeye açmak, tüm söylevlerini ve mektuplarını ateşe boğmak zorunda değilsin.

    Ama ne kadar çok insanın yalnızca kafası var ve kafasından çok hiçbir şeyi yok, bir bilsen! Ve onların kalpleri yok.”
    Ingeborg Bachmann, Malina

  • #15
    James Baldwin
    “Sanırım iki insanın hem gülmesi hem sevişmesi, güldükleri için sevişmeleri ve seviştikleri için gülmeleri pek az rastlanır bir durumdur. Sevmek ve gülmek hep aynı yerden gelir de, o noktaya pek çok kişi erişemez.”
    James Baldwin, If Beale Street Could Talk

  • #16
    Ingeborg Bachmann
    “Mrs. Brown: Sesin bugüne kadar hayatımda duyduğum en güzel ses, Antonio. Benim sesim ise kasvetli ve boğuk. Pek çok tonunu artık yitirmiş. Bir defa da benim için şarkı söyler misin, Antonio?

    Antonio: Evet, Mrs. Brown.

    Mrs. Brown: O zaman şunu da sormak istiyorum sana: Gece ağları atmak üzere denize açıldığında, teknen de bana da bir yer var mı?

    Antonio: Evet, Mrs. Brown.

    Mrs. Brown: Ama henüz çok geç sayılmaz, değil mi, Antonio? Biz geri gelirken rüzgâr döner mi dersin? Barda, herkesin gözleri önünde bütün kadehleri kıracağıma, kırılan kadehlerin ses çıkaracağına ve sonra sana döneceğime inanıyor musun?

    Antonio: Evet, Mrs. Brown.

    Mrs. Brown: Çıplak ayaklarım yanacak mı? Yüzümü senin gömleğine, tuza, balıkların pullarına gömdüğümde gözyaşlarım akacak mı? Gözyaşlarım akarken dans edebilecek miyim?

    Antonio: Evet, Mrs. Brown.

    Mrs. Brown: Peki şarkı söyleyebilecek miyim? Yeniden şarkı söyleyip eski sesimle konuşabileceğim, değil mi Antonio?

    Antonio: Hayır, Mrs. Brown!
    Hayır, Mrs. Brown!”
    Ingeborg Bachmann, Three Radio Plays: A Deal in Dreams; The Cicadas; The Good God of Manhattan

  • #17
    Ingeborg Bachmann
    “... günün birinde, kıyıya indiğimde, birinin karşıdan bana doğru geldiğini, sonra başını benden çevirdiğini anımsıyorum. Ben de görülmek istemediğimden, onu hemen anladım. Bu "öykünün" üstesinden gelmek zorundaydı -sanıyorum tedirgin edici, hüzünlü bir öyküydü, tıpkı benim yaptığım gibi, bana çok azını anlatmış olduğu bir öykü. Birbirimizin yanından geçip gitmek üzereyken, sanıyorum öğlen vaktiydi. Tam o sırada olan bir şey, bizi engelledi. Kurumuş gırtlaklardan bir çığlıktır yükseldi, bir müzik de diyebilirim buna, vahşi, coşku dolu bir şarkı, tepeden aşağı, yolun üzerinden denize doğru yuvarlandı. Olduğumuz yerde kalakaldık ve korkuyla birbirimize baktık. Çünkü ağustos böcekleri de bir zamanlar insandılar. Hep şarkı söyleyebilmek için yemeye, içmeye ve sevmeye son verdiler. Şarkılara kaçışları sırasında gittikçe daha kuruyup küçüldüler, şimdi özlemleriyle yitik, özlemleriyle büyülenmiş olarak şarkılar söyleyip duruyorlar-”
    Ingeborg Bachmann, Three Radio Plays: A Deal in Dreams; The Cicadas; The Good God of Manhattan

  • #18
    Christopher Isherwood
    “İkimiz de güldük. "Sally" dedim, "senin sevdiğim yanın ne biliyor musun? Bu kadar kolayca kandırılabilmen. Hiç kandırılamayan insanlar öylesine can sıkıcı ve ruhsuz oluyorlar ki!"
    "Beni hâlâ seviyor musun, Chris, sevgilim?"
    "Evet, Sally. Seni hâlâ seviyorum."

    Onu bir daha görmedim. Yaklaşık iki hafta sonra, tam onu aramam gerektiğini düşündüğüm bir sırada, Paris'ten bir kart aldım: "Buraya dün gece geldim. Yarın doğru dürüst yazarım. Kucak dolusu sevgiler." Arkadan mektup gelmedi. Bundan bir ay sonra Roma'dan bir kart daha aldım. Adres yoktu: "Bir iki güne kadar yazarım." diyordu. Bu altı yıl önceydi.
    Şimdi ben ona yazıyorum.
    Sally, bunu okuduğun zaman -eğer bir gün okuyacak olursan- lütfen bunu bir takdirname- sana verebileceğim en yürekten takdirname olarak kabul et...”
    Christopher Isherwood, Goodbye to Berlin

  • #19
    Christopher Isherwood
    “Biliyor musun, senle ben -garip şey- aynı yolun yolcusuyuz aslında. İkimizin de evleri biraz büyükçe ama gene de bir bakıma bize dar geliyor.”
    Christopher Isherwood, A Single Man

  • #20
    Christopher Isherwood
    “Şeytanları yok ediyorlarsa, polisler melek demektir, öyle değil mi? Eh, akla yatkın. Polislerin melek olduğu yer de ancak tımarhane olabilir.”
    Christopher Isherwood, A Single Man

  • #21
    Albert Camus
    “Büyük duygular evrenlerini kendileriyle birlikte dolaştırırlar, görkemli ya da düşkün. İçinde kendi iklimlerine kavuşturdukları ve yalnız kendilerine özgü bir dünyayı tutkularıyla aydınlatırlar.”
    Albert Camus, The Myth of Sisyphus and Other Essays

  • #22
    Nazlı Eray
    “Sanki bu dünya bir tek ben vardım ve o sonsuz yıldız yağmuru.”
    Nazlı Eray, Arzu Sapağında İnecek Var

  • #23
    Ingeborg Bachmann
    “Etimin konuk ettiği ruhum, ikiyüzlü ev sahibinden daha da büyük bir düzenbazdır. Her şeyden önce onunla karşılaşmaktan çekinmeyelim. Çünkü düşündüğüm hiçbir şeyin benimle ilişkisi yok. Her düşünce, yabancı tohumların yeşermesinden başka bir şey değil. Beni ilgilendiren hiçbir şeyi düşünecek gücüm yok, hep beni ilgilendirmeyen şeyleri düşünüyorum.

    -Ingeborg Bachmann, Otuzuncu Yaş”
    Ingeborg Bachmann, Otuzuncu Yaş - Bütün Öyküler

  • #24
    Ingeborg Bachmann
    “Evet, nedir kendimle ilgili doğru, herhangi bir kimseyle ilgili doğru? Noktalar halinde alabildiğince küçük eylemsel öğeler, duygusal adımlar, düşünce ırmağından damlayan alabildiğine küçük adımlar olduğu söylenebilir bunun. Ama o vakit bir kimsenin ‘tutumlu’, ‘iyi yürekli’, ‘korkak’, ‘düşüncesiz’ gibi ağırlıkla özelliklere sahip olduğu sonucu nasıl çıkarılabilir bundan? Bir kimsenin yaşadığı ve saniyenin milyonda biri kadar süren hoşnutluk, korku, tutku, nefret, huzur, heyecandan hangi sonuç çıkabilir! Ve bir sonuç çıkarılması gerekir mi bunlardan? Çıkarılacak tek sonuç vardır: o kimsenin bütün bu özelliklere sahip olduğu ve hepsinin çilesini çektiği…”
    Ingeborg Bachmann, The Thirtieth Year: Stories

  • #25
    Virginia Woolf
    “A woman must have money and a room of her own if she is to write fiction.”
    Virginia Woolf, A Room of One’s Own

  • #26
    Virginia Woolf
    “Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte ise hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır. Tarih kadından hemen hemen hiç söz etmez.”
    Virginia Woolf, A Room of One’s Own

  • #27
    Friedrich Nietzsche
    “Man is the cruelest animal.”
    Friedrich Nietzsche

  • #28
    Friedrich Nietzsche
    “Is man merely a mistake of God's? Or God merely a mistake of man?”
    Friedrich Nietzsche

  • #29
    Friedrich Nietzsche
    “Plato was a bore.”
    Friedrich Nietzsche

  • #30
    Friedrich Nietzsche
    “İnsanlara gönül indirmek, yüreğinin kapılarını herkese açık tutmak, liberal bir tavırdır, ama yalnızca liberal. S e ç k i n bir konukseverliğe yetkin olan yürekler, sıkı sıkıya çekilmiş perdelerinden ve örtülmüş panjurlarından anlaşılırlar: en iyi odalarını boş tutarlar. Neden mi? -"gönül indirmenin" söz konusu o l m a d ı ğ ı konukları bekledikleri için...”
    Friedrich Nietzsche, Twilight of the Idols / The Anti-Christ



Rss
« previous 1 3 4 5 6