Feminizm Quotes
Quotes tagged as "feminizm"
Showing 1-23 of 23
“Afrika'nın haritası nasıl o toprakların gerçekliğini yok sayarak sadece işgalcilerin kendi çıkarları doğrultusunda çizilmişse, anne-orospu ikiliği de kadın bedenine aynı şekilde cetvelle çizilmiş gibidir. "Doğal" bir süreçten değil politik bir iradeden kaynaklanır. Kadınlar, birbirleriyle bağdaşmayan iki seçenek arasında kalmaya mahkum edilmiştir. Erkeklerse başka türde bir ikilikte sıkışmışlardır: Onları azdıran şey bir sorun olarak kalmalıdır.”
― King Kong théorie
― King Kong théorie
“Kim bilir belki de…
Şeytan, Tanrı’nın bilinçaltından başka bir şey değildir.
...
Kutsal kitaplar sanattan ve sanatçılardan en az söz eden kitaplardır…
...
Bütün hibeler, bağışlar, sadakalar ve teberrular hayırsever işadamlarının yoksulluk sayesinde yaptıkları varlıklarının yoksullara dağıttıkları yüzdeleridir.
...
Bugün herkes tüketmeye çalıştığı nesnelerin üretiminde çalışarak tüketilen birer nesnedir. Hem üretici hem de tüketici olarak iki ucundan yakılmış bir mumdur.
...
“Gerçekten çok şanslıyım, çünkü mutsuzluğumu bedavaya getiriyorum.” derdi bir berduş. “Kimileri her gün on iki saat çalışarak ve kucak dolusu para harcayarak bu hale geliyorlar. Evet ben de herkes kadar keyifsiz ve yalnızım. Ama bunun için ne sabah dokuz akşam beş çalışıyorum ne de üstüne para veriyorum.”
...
Dünyanın kanseri işadamlarıdır.
Çünkü ancak kanser hücreleri beslendikleri organizmayı harap ederek çoğalırlar.
Büyümek için büyü.
Çoğalmak için çoğal.
İlerlemek için ilerle.
Kalkınmak için kalkın.
Kapitalizmin ve kanserin ideolojileri birbirlerinin tıpatıp aynısıdır.
...
Çalışmaktan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
Çalışmak ne bir hak, ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece…
Sakat veya göle doğmak gibi.
...
Aylaklık; düşünmek, duymak ve yaşamak için bağdaş kurmaktır. Çalışmak ise bir gün bağdaş kurabilmek için boşu boşuna koşuşturmaktır.
...
Bir işadamının onca emekle çalışarak, çalıştırarak ve koşuşturarak yarattığına bakın; bacası tüten bir fabrika. Bir de sanatçıların yarattıklarına bakın; Mayıs ayında Floransa.
...
“Küçük, bedensel ve geçici hazları küçümseyrek ruhsal, büyük ve ilahi hazları arayan keşişlere, dervişlere, Hint’ten ve Rum’dan gelen ermişlere, sufilere, bilgelere sakın kanmayın.” diye fısıldadı Şeytan. “Hazzı hep göklerde arayanlar yeryüzünde bulamayan kabızlardır. Bu arif, aşık ve cümle evliya takımı işte böyledir; kendi kabızlık ve kasvetlerine gizemli mazeretler ararlar aslında.”
...
Cennetten kovulduğumuzda Tanrılar bize hem hatıra hem de yolluk olsun diyerek sadece üç şey verdiler. Biri haz, diğeri neşe, öbürü de dans. Gerisini; ayrılığı ve hastalığı, acıyı ve keder, can sıkıntısını ve her biri birbirinden boş ümitleri hep burada bulduk. İşte bu yüzden en doğru felsefelerin temeli neşe, sevnç, coşku ve hevestir. Kahkahalar ise yapıtaşları.
...
Düş kırıklıklarımızın yegane sebebi, çabanın hissesini daha yüksek sanmamızdır.
...
Kendimi bilmek ruhumu sıkıyor.
Kendini bilenler de canımı.
...
Ne yapmak ve ne olmak istediklerini çok iyi bilen insanlara ise acıyorum. Hiç mi hayal güçleri yok?
...
Yunanca’daki mutluluk (eudaimonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü, yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesi mi? Eski Yunanlılar için Şeytan, bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan’ı işin içine karıştırmalısınız.
...
İnsan doğar, yaşar ve ölür.
Doğru da belki o sırayla değil.
...
Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez; kararlı, şuurlu ve son derece akıllı bir biçimde bütün umumi strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
...
Feminizm; erkeklerin egemenliğindeki bir pazarda kadının kadınlığını değil işgücünü, aklını ve zamanını satmaya çalışmasıdır. Üretime, tüketime ve çalışmaya tapan bir toplumda kadının cinsiyetini bir mal olmaktan çıkartıp, bütün varoluşunu bir mal haline getirme gayretidir.
Eğer bu özgürlük olsaydı, bütün erkekler ezelden beri özgürdüler.
...
-Kadın 20. yüzyılda özgürlüğüne kavuştu.
-Yok yahu! Peki sonra ne oldu?
-Hiç. İş kölesi oldu.
...
Aforizma edebiyatın salçasıdır. Sadece aforizma yersen kusarsın.”
― Şeytanın Fısıldadıkları
Şeytan, Tanrı’nın bilinçaltından başka bir şey değildir.
...
Kutsal kitaplar sanattan ve sanatçılardan en az söz eden kitaplardır…
...
Bütün hibeler, bağışlar, sadakalar ve teberrular hayırsever işadamlarının yoksulluk sayesinde yaptıkları varlıklarının yoksullara dağıttıkları yüzdeleridir.
...
Bugün herkes tüketmeye çalıştığı nesnelerin üretiminde çalışarak tüketilen birer nesnedir. Hem üretici hem de tüketici olarak iki ucundan yakılmış bir mumdur.
...
“Gerçekten çok şanslıyım, çünkü mutsuzluğumu bedavaya getiriyorum.” derdi bir berduş. “Kimileri her gün on iki saat çalışarak ve kucak dolusu para harcayarak bu hale geliyorlar. Evet ben de herkes kadar keyifsiz ve yalnızım. Ama bunun için ne sabah dokuz akşam beş çalışıyorum ne de üstüne para veriyorum.”
...
Dünyanın kanseri işadamlarıdır.
Çünkü ancak kanser hücreleri beslendikleri organizmayı harap ederek çoğalırlar.
Büyümek için büyü.
Çoğalmak için çoğal.
İlerlemek için ilerle.
Kalkınmak için kalkın.
Kapitalizmin ve kanserin ideolojileri birbirlerinin tıpatıp aynısıdır.
...
Çalışmaktan bir hak gibi bahsedilmesi ve bunun anayasalara girmesi ne garip!
Çalışmak ne bir hak, ne de bir ödevdir. Kötü bir kaderdir sadece…
Sakat veya göle doğmak gibi.
...
Aylaklık; düşünmek, duymak ve yaşamak için bağdaş kurmaktır. Çalışmak ise bir gün bağdaş kurabilmek için boşu boşuna koşuşturmaktır.
...
Bir işadamının onca emekle çalışarak, çalıştırarak ve koşuşturarak yarattığına bakın; bacası tüten bir fabrika. Bir de sanatçıların yarattıklarına bakın; Mayıs ayında Floransa.
...
“Küçük, bedensel ve geçici hazları küçümseyrek ruhsal, büyük ve ilahi hazları arayan keşişlere, dervişlere, Hint’ten ve Rum’dan gelen ermişlere, sufilere, bilgelere sakın kanmayın.” diye fısıldadı Şeytan. “Hazzı hep göklerde arayanlar yeryüzünde bulamayan kabızlardır. Bu arif, aşık ve cümle evliya takımı işte böyledir; kendi kabızlık ve kasvetlerine gizemli mazeretler ararlar aslında.”
...
Cennetten kovulduğumuzda Tanrılar bize hem hatıra hem de yolluk olsun diyerek sadece üç şey verdiler. Biri haz, diğeri neşe, öbürü de dans. Gerisini; ayrılığı ve hastalığı, acıyı ve keder, can sıkıntısını ve her biri birbirinden boş ümitleri hep burada bulduk. İşte bu yüzden en doğru felsefelerin temeli neşe, sevnç, coşku ve hevestir. Kahkahalar ise yapıtaşları.
...
Düş kırıklıklarımızın yegane sebebi, çabanın hissesini daha yüksek sanmamızdır.
...
Kendimi bilmek ruhumu sıkıyor.
Kendini bilenler de canımı.
...
Ne yapmak ve ne olmak istediklerini çok iyi bilen insanlara ise acıyorum. Hiç mi hayal güçleri yok?
...
Yunanca’daki mutluluk (eudaimonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü, yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesi mi? Eski Yunanlılar için Şeytan, bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan’ı işin içine karıştırmalısınız.
...
İnsan doğar, yaşar ve ölür.
Doğru da belki o sırayla değil.
...
Kadın terk edildiği ve aldatıldığı zamanlarda, bir de boşanırken hiç tereddüt etmez; kararlı, şuurlu ve son derece akıllı bir biçimde bütün umumi strateji ve nokta hücumu taktikleriyle delirir.
...
Feminizm; erkeklerin egemenliğindeki bir pazarda kadının kadınlığını değil işgücünü, aklını ve zamanını satmaya çalışmasıdır. Üretime, tüketime ve çalışmaya tapan bir toplumda kadının cinsiyetini bir mal olmaktan çıkartıp, bütün varoluşunu bir mal haline getirme gayretidir.
Eğer bu özgürlük olsaydı, bütün erkekler ezelden beri özgürdüler.
...
-Kadın 20. yüzyılda özgürlüğüne kavuştu.
-Yok yahu! Peki sonra ne oldu?
-Hiç. İş kölesi oldu.
...
Aforizma edebiyatın salçasıdır. Sadece aforizma yersen kusarsın.”
― Şeytanın Fısıldadıkları
“Możliwe, że obstając odrobinę zbyt uporczywie przy niższości kobiet, profesor nie miał wcale na uwadze niższości kobiet właśnie, ale raczej swoją własną wyższość. To ją właśnie starał się ochronić - a robił to gorączkowo i może z nieco zbyt wielkim naciskiem, ponieważ jego wyższość stanowiła dlań niesłychanie cenny klejnot.”
― A Room Of One's Own
― A Room Of One's Own
“Evet, istedigimiz zaman istedigimiz insanlarla sevismek istiyorduk. Ama bu mu ahlaksizliktir yoksa istemedigin bir erkege gelin verilmek mi? Bu soru hepimizin”
― Muhafazakarlığa Karşı Feminizm
― Muhafazakarlığa Karşı Feminizm
“Kadınlar, günlük hayatı günaha göre biçimlenenler, evde yaşayanlar, mahallede bakılanlardır.”
― Muhafazakarlığa Karşı Feminizm
― Muhafazakarlığa Karşı Feminizm
“Na początku kobieta była Słońcem. Prawdziwą osobą.
Dzisiaj jest Księżycem, bladym, chorowitym Księżycem,
Zależnym od innych, odbijającym ich świetność.
Nadszedł czas, abyśmy odzyskały Słońce schowane w każdej z nas.”
― Kwiaty w pudełku. Japonia oczami kobiet
Dzisiaj jest Księżycem, bladym, chorowitym Księżycem,
Zależnym od innych, odbijającym ich świetność.
Nadszedł czas, abyśmy odzyskały Słońce schowane w każdej z nas.”
― Kwiaty w pudełku. Japonia oczami kobiet
“Żadna epoka nie była tak uporczywie zaabsorbowana kwestią płci, jak obecna; dowodzą tego niezliczone książki o kobietach, pisane przez mężczyzn, jakie znalazłam w British Museum. Z pewnością winny jest ruch sufrażystek. Musiał on wzniecić w mężczyznach przemożną potrzebę, by jakoś zaznaczyć swoją obecność; zmusił ich do tego, by położyli nacisk na swoją własną płeć i jej cechy szczególne, czego nie zrobiliby przecież nigdy, gdyby nie rzucono im wyzwania. Kiedy bowiem ktoś rzuca nam wyzwanie - nawet jeśli jest to zaledwie kilka kobiet w czarnych kapeluszach - wówczas i my atakujemy; jeśli zaś spotyka nas to po raz pierwszy w życiu, atakujemy w sposób nieco przesadny.”
― A Room of One’s Own
― A Room of One’s Own
“Ujmując rzecz po grubiańsku, piłka nożna i sport są „istotne"; zaś moda i kupowanie strojów - „trywialne". I te wartości nieuchronnie zostają przeniesione do literatury. Oto ważna książka, zakłada z góry krytyk, ponieważ traktuje o wojnie. A oto książka nieistotna, bo mowa w niej o uczuciach kobiet w bawialni. Scena z pola bitwy jest ważniejsza niż scena ze sklepu - różnica wartości zaznacza się wszędzie, choć często znacznie subtelniej.”
― A Room of One’s Own
― A Room of One’s Own
“Po stokroć byłoby szkoda, gdyby kobiety pisały tak, jak piszą mężczyźni, żyły, jak żyją mężczyźni lub zaczęty wyglądać tak jak oni - biorąc bowiem pod uwagę różnorodność świata, z trudem wystarczają nam dwie płcie, jak zatem dalibyśmy sobie radę, mając tylko jedną? Czy wykształcenie nie powinno podkreślać i umacniać różnic raczej niż podobieństw? Już i tak mamy zbyt wiele podobieństw i nikt nie wyświadczyłby ludzkości większej przysługi niż jakiś wielki podróżnik, który, wróciwszy ze swych wojaży, obwieściłby nam, że zza gałęzi innych drzew na inne niebo spoglądają inne płcie niż te, które znamy.”
― Własny pokój
― Własny pokój
“Bu olayda açıkça gözlemlenen, bir kadının yaşamının bazı anlarında, arzu ve isteklerinin dışındaki esrarengiz güçlere teslim olabileceği gerçeğinin reddedilmesinin altında, insanın kendi içgüdülerinden ve yaradılışından gelen şeytani dürtülerden korkmasının yattığını ve bazı insanların kendilerini, "kolay baştan çıkarılabilen"lerden daha güçlü, daha ahlaklı ve daha temiz addetmekten zevk aldıklarını söyledim.”
― Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
― Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
“Çünkü fikriyle sevgilisi karşı karşıya geldiği zaman, her ne ıstırap ve gözyaşı mukâbilinde olursa olsun, mutlak feda edilecek olan, sevgilidir.”
― Vurun Kahpeye
― Vurun Kahpeye
“Pomyślcie, jak wiele czasu i energii mogłybyśmy poświęcić najróżniejszym ważnym sprawom, gdybyśmy tylko nie były aż tak zajęte samym przetrwaniem.”
― Men Explain Things to Me
― Men Explain Things to Me
“„Kultura gwałtu oznacza, że mamy do czynienia z otoczeniem, w którym gwałt jest zjawiskiem powszechnym, a media i kultura popularna normalizują i usprawiedliwiają przemoc seksualną wobec kobiet. Podtrzymuje kulturę gwałtu używanie mizoginicznego języka, uprzedmiotawianie ciał kobiet, estetyzowanie przemocy seksualnej i co za tym idzie, tworzenie społeczeństwa, które nie szanuje prawa i bezpieczeństwa kobiet. Większość kobiet i dziewcząt narzuca sobie najróżniejsze ograniczenia dlatego, że gwałty stanowią realne zagrożenie. Większość kobiet i dziewcząt żyje w strachu przed gwałtem. Mężczyźni na ogół nie. W taki sposób gwałt służy jako potężne narzędzie, za pomocą którego cała populacja kobiet pozostaje podporządkowana całej populacji mężczyzn, nawet jeśli nie wszyscy mężczyźni gwałcą i nie wszystkie kobiety padają ofiarą gwałtu”.”
― Men Explain Things to Me
― Men Explain Things to Me
“Laurie Penny, jedna z ważnych współczesnych feministycznych myślicielek, pisze: „Kiedy rozeszła się wieść o morderstwie, kiedy cały cyfrowy świat zaczął je omawiać i zastanawiać się nad jego znaczeniem, byłam bliska napisania do mojego wydawcy mejla z prośbą o kilka dni wolnego, ponieważ kilka szczególnie brutalnych pogróżek, zwłaszcza tych dotyczących gwałtu, sprawiło, że byłam roztrzęsiona i potrzebowałam czasu, żeby się pozbierać. Jednak zamiast dać sobie ten czas, piszę niniejszy post – piszę go, pogrążona w żałobie i pełna gniewu nie tylko z powodu masakry w Isla Vista, ale także z powodu tego, co tracimy wszędzie, dlatego że język i ideologia nowej mizoginii wciąż traktowane są jako coś, co można wybaczyć. (…) Mdli mnie, kiedy za każdym razem, kiedy próbuję mówić o ofiarach i o tych, które przetrwały przemoc, każe mi się współczuć sprawcom”.”
― Men Explain Things to Me
― Men Explain Things to Me
“Mężczyzna miał poglądy – kobieta nadal tylko widzimisię, odpowiednikiem jego silnej woli był jej babski upór, a jego przezorności – jej wyrachowanie, a w sytuacjach, w których mężczyznę zwano taktykiem, kobieta pozostawała intrygantką”
―
―
“Polska jest miejscem, gdzie kobiety „trzyma się krótko”, gdzie się ich nie szanuje, nie traktuje poważnie i na każdym kroku dyscyplinuje. Prawie każda z nas „schodzi z taśmy”, mając wgranego na twardy dysk wewnętrznego policjanta, klechę, sędziego – przemądrzałego dziadersa, który nieustannie nawija do nas z głębin naszej psychiki, przypominając, co kobiecie wypada i przystoi, a co nie. Czego nie wolno nawet myśleć, jak się zachowywać. I że choćby zdobyła szczyt szczytów, to i tak będzie niewystarczająca. Słowem: zawsze coś jest z nami nie tak”
― Moja lewa joga
― Moja lewa joga
“Krzątanina nie może pochłaniać większości mojego czasu kosztem rozwoju duchowego i pracy twórczej. Posiadane przeze mnie pomieszczenia i przedmioty nie mogą generować pracy, która służy tylko temu, żeby były i pięknie się prezentowały. Bliscy nie mogą ode mnie oczekiwać, że będę im służyć i wykonywać za nich pracę, która odciąga mnie od tego, co dla mnie ważne i twórcze. Czas się uwolnić od fiksacji na punkcie tego, jak się prezentuję i czy aby nie staro. Czas znaleźć czas i miejsce dla siebie”
― Moja lewa joga
― Moja lewa joga
“Nie wyciosał cię swoim toporem Odyn, nie jesteś hydrauliczną rzeźbą, centralą telefoniczną ani komputerem. Wypluł cię skurcz krwawej macicy twojej matki.”
― Mother of Invention: How Good Ideas Get Ignored in an Economy Built for Men
― Mother of Invention: How Good Ideas Get Ignored in an Economy Built for Men
“Od hipisowskiego ideału 'wolnej miłości', zakazującego kobietom używania słowa 'nie', po świeższe zabiegi przemycania niszowych praktyk BDSM do seksualnego mainstreamu, żadna kobieta - może z wyjątkiem zakonnicy - nie ucieknie przed faktem, że jej jedyną szansą na zyskanie społecznej aprobaty jest ograniczanie własnej swobody i dostosowanie każdej decyzji do oczekiwań męskocentrycznej kultury i powiązanych z nią instytucji. A zatem to ona musi brać na siebie pełną odpowiedzialność za robienie z siebie mięsa.”
― Coś nie tak. Kobiecość i wstręt
― Coś nie tak. Kobiecość i wstręt
“- No tak. Z miłości. To współczuję. Jak miłość się skończy, zostaniesz z niczym - mówi na odchodnym. Nie zdążam zaprzeczyć. Dziewięć lat później przekonam się, że miała rację.”
― Z miłości? To współczuję. Opowieści z Omanu
― Z miłości? To współczuję. Opowieści z Omanu
“Eril iktidar Doğa'yı tahakküm altına aldığı gibi, Doğa'nın bir temsilcisi ve uzantısı olarak kadını da tahakküm altına almaya çalışır ve onu ilk olarak kamusal alandan uzaklaştırır; sonrasında da onu kötülüğün temsilcisi olarak gösterir. İşte cadı avları da bu sürecin farlı bir biçimde devamıdır.”
― Avrupa’da ve Osmanlı’da Cadılık;Bilge Kadının Yolculuğu
― Avrupa’da ve Osmanlı’da Cadılık;Bilge Kadının Yolculuğu
“Eril iktidar Doğa'yı tahakküm altına aldığı gibi, Doğa'nın bir temsilcisi ve uzantısı olarak kadını da tahakküm altına almaya çalışır ve onu ilk olarak kamusal alandan uzaklaştırır; sonrasında da onu kötülüğün temsilcisi olarak gösterir. İşte cadı avları da bu sürecin farklı bir biçimde devamıdır.”
― Avrupa’da ve Osmanlı’da Cadılık;Bilge Kadının Yolculuğu
― Avrupa’da ve Osmanlı’da Cadılık;Bilge Kadının Yolculuğu
All Quotes
|
My Quotes
|
Add A Quote
Browse By Tag
- Love Quotes 102k
- Life Quotes 80k
- Inspirational Quotes 76.5k
- Humor Quotes 44.5k
- Philosophy Quotes 31k
- Inspirational Quotes Quotes 29k
- God Quotes 27k
- Truth Quotes 25k
- Wisdom Quotes 25k
- Romance Quotes 24.5k
- Poetry Quotes 23.5k
- Life Lessons Quotes 23k
- Quotes Quotes 21k
- Death Quotes 20.5k
- Happiness Quotes 19k
- Hope Quotes 18.5k
- Faith Quotes 18.5k
- Inspiration Quotes 17.5k
- Spirituality Quotes 16k
- Relationships Quotes 15.5k
- Life Quotes Quotes 15.5k
- Motivational Quotes 15.5k
- Religion Quotes 15.5k
- Love Quotes Quotes 15.5k
- Travel Quotes 15.5k
- Writing Quotes 15k
- Success Quotes 14k
- Motivation Quotes 13.5k
- Time Quotes 13k
- Motivational Quotes Quotes 12.5k
