Ruveyda Quotes
Quotes tagged as "ruveyda"
Showing 1-30 of 47
“Sizler gibi insanlar bulunduğunu anlatsalar inanmazdım. Bugün hepinizi ayrı ayrı tanıyorum. Türk aydınının hangi acılar içinde kıvrandığını gözlerimle gördüm! Onların kadına ne gözle baktıklarını öğrendim. Şimdi, kırk yıl uğraşsanız benden alamayacağınız bir şeyi ben kendim vermek istiyorum. İçinizden birini seçin. En düşkününüzü, en zavallınızı! Sadaka olarak vereceğim ona bunu! Benim ona ihtiyacım yok çünkü.”
― Tuhaf Bir Kadın
― Tuhaf Bir Kadın
“Aldırmıyorum, gelişigüzel, ya, öyle mi, diyorum, çünkü birbirimize söylediğimiz sayılı şeylerle, ona gerçekten söylemek istediğim arasında bir hava boşluğu var; istediğim ona her şeyi söylemek, ama tek yaptığım burada oturmak...”
― Malina
― Malina
“-Beni bir daha arayıp sormaman için hiçbir açıklama yapmayacağım. Bu, çok farklı... Sonunda beni öpüşmeye alıştırdın da terminalde öpüşecek beceriyi kazanamadım daha. Son bir kere öpüşelim, taksi birazdan gelir. İnan senin için de böylesi daha iyi: bir daha araşmayacağız.
-Bana neyin daha iyi geldiğini bu kadar güvenle kestirebiliyorsan gözlerin niye yaşardı? Kovma zarafetinin bir parçası mı bu?”
― Aramızdaki Şey
-Bana neyin daha iyi geldiğini bu kadar güvenle kestirebiliyorsan gözlerin niye yaşardı? Kovma zarafetinin bir parçası mı bu?”
― Aramızdaki Şey
“Bu kitap açıklanamayan şeylerin
satrancıysa, sevgilim,
kuğu, en güzel bir açılış,
ÇÜNKÜ HAKLARINDA HİÇBİR ŞEY BİLMİYORUM
EŞ KUĞULAR VAR MIDIR?
YANYANA UYURLAR MI?
BOYUNLARI BİRBİRİNE DOLANIR MI?
KUĞULAR DEMEK İSTİYORUM YANİ
GEYİKLERE ORANLA YA DA KUMRULARA
DAHA MI MUTLUDURLAR?”
― Saatler/Geyikler
satrancıysa, sevgilim,
kuğu, en güzel bir açılış,
ÇÜNKÜ HAKLARINDA HİÇBİR ŞEY BİLMİYORUM
EŞ KUĞULAR VAR MIDIR?
YANYANA UYURLAR MI?
BOYUNLARI BİRBİRİNE DOLANIR MI?
KUĞULAR DEMEK İSTİYORUM YANİ
GEYİKLERE ORANLA YA DA KUMRULARA
DAHA MI MUTLUDURLAR?”
― Saatler/Geyikler
“dünya tatsızlığı kristalleşirken
kimyasal bir çözeltide.
hiçbir şeyi çözemezsin.
bazen ama bir insanla bir şey olur
kısa süren bir şey
iki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi
bazı insanlarla
yıllarca görüşsen de
bir şey olmaz.”
― Saatler/Geyikler
kimyasal bir çözeltide.
hiçbir şeyi çözemezsin.
bazen ama bir insanla bir şey olur
kısa süren bir şey
iki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi
bazı insanlarla
yıllarca görüşsen de
bir şey olmaz.”
― Saatler/Geyikler
“Cennete gitmek istedim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak istedim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.
İlk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk,
Bir mezarlıkta öpüştük ilk defa,
Rengârenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa,
Kapkaraydı ama toprak.
Binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk
Tanrım sorarım sana neye yarar?
İpek yolunda ipektim o zaman
Baharat yolunda baharat.
Aşk kırmızı atlastı,
Ten Greenwich başlangıç meridyeni
Yağmur yağardı, durmadan yağmur
Coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın!
Keşke aşk şiiri yazsam
Ne güzel,
Aktarlara tarçın diye satardım
Ticareti de öğrendim bakın,
Hadi alkışlayın.”
― Ah'lar Ağacı
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak istedim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.
İlk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk,
Bir mezarlıkta öpüştük ilk defa,
Rengârenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa,
Kapkaraydı ama toprak.
Binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk
Tanrım sorarım sana neye yarar?
İpek yolunda ipektim o zaman
Baharat yolunda baharat.
Aşk kırmızı atlastı,
Ten Greenwich başlangıç meridyeni
Yağmur yağardı, durmadan yağmur
Coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın!
Keşke aşk şiiri yazsam
Ne güzel,
Aktarlara tarçın diye satardım
Ticareti de öğrendim bakın,
Hadi alkışlayın.”
― Ah'lar Ağacı
“Ona dokunmasınlar bütün olana bitene razıydım. Artık gece çok geç ya da sabah tam gün doğarken gidiyordum görmeye. En sakin saatlerde. Bazen dalıp gidiyordum gözlerine, yüreğim kabarıyordu. Ben anlatıyordum içimden, o dinlermiş gibi durup esniyordu. Bir sabah bütün cesaretimi topladım. Ben, dedim, seni, ama bak ne olur... Tabii, taştan yapıldığını bilmez olur muyum? Ben de farkındayım olanaksızlığımızın. Yazgımızın bir adım yaklaşamadan durduğumuz yerde durmak olduğunun bilincindeyim elbet. Sen kaidende, ben kaidemde... Sen sakin, sessiz, soğuk, dingin, huzurlu; ben alabildiğine tutkulu, öfkeli, huzursuz, tedirgin. Sen kendinde mutlusun, bense kendimin ötesine, ta ötesine uzanmak istiyorum. Sen doyumun resmisin, ben doyumsuzluğun.”
― Esneyen Adam
― Esneyen Adam
“O sıralar herkes tarafından da terk edilmiştim, ben onların hepsini terk etmiştim çünkü, işin aslı bu, hiç kimseyi istemiyordum, tıpkı artık hiçbir şeyi istemeyişim ama her şeye de kendi elimle son veremeyecek kadar korkak oluşum gibi. Ve belki de kapkara yılgınlığımın zirvesinde, artık bu sözcüğü ağzıma almaktan da utanmıyorum, çünkü çoktandır, içinde süslenecek tek bir şey kalmayan ama her şeyin sürekli olarak üstelik de en iğrendirici biçimde süslendiği bir dünyada kendi kendime yalan söylemek ve bir şeyleri süslemek niyetinde değilim, Paul çıktı karşıma. O sırada benim için öylesine bambaşka, yeni bir insandı ki, üstelik de yıllar yılı hiçbirine duymadığım kadar hayranlık duyuyordum, o an işte benim kurtarıcım, dedim içimden. Şehir parkının sırası üzerinde otururken birden tekrar bütün bunların apaçık bilincine vardım ve şu dokunaklı halimden, eskiden hiçbir zaman ruhuma girmelerine izin vermediğim ama şimdi zorla, sıkış tıkış ruhuma dahil ettiğim büyük laflardan da utanmadım, şu anda bana müthiş iyi geliyorlardı, onların üzerimdeki etkisini kesinlikle hafifletmeye kalkışmadım. Serinleten bir yağmur gibi bütün bu sözcüklerin üzerimden kayıp gitmelerine izin verdim.”
― Wittgenstein’s Nephew
― Wittgenstein’s Nephew
“Çok uzun bir suskunluk döneminin ardından yüreğimdeki selin ateşli esrikliğine yeniden gömülmüş, duyguların özgür yüceliklerine, acı ve sevincin birbirinden ayrılamadığı, ruhtaki tüm kızgın ateşin ve gücün bir araya gelip tek bir aleve dönüşerek dimdik yükseldiği o noktaya kadar çıkmıştım.”
― Gertrude
― Gertrude
“Yo, bana o istiridye gibi kolaycacık yutu yutuverdiğimiz uyaklanmış acılarınızdan söz etmeyin, söz etmeyin ayıbın şekerlemelerinden, dehşetin çikolatalı kremasından, sefaletin kurabiyelerinden, acının bonbonlarından ve yılgının doyumsuz lezzetlerinden. Ve korkusuz parmağıyla toplumsal yaraların en kanlılarını, misal altı kişilik bir işçi ailesinin açlıktan ölmesini kaşıyan bir hanım kızımız, toplumun karşısında aynı parmakla kulağını karıştırmaya niye cesaret edemesin, niye diye soruyorum.”
― Ferdydurke
― Ferdydurke
“Her şey kafamın içinde birbirine karışmıştı. Dünyanın yönetimini ele aldık mı, çünkü bir gün bakarsın bizler yönetiriz dünyayı, biz fazlasıyla yetersizler, o zaman fazlasıyla yetersiz olalım istemezdim, bizimle bu dünyada yer alacakların da, bu tığ örgü masa örtülerinin, likörlerin, sağda solda duran bu hırpalanmış ağaçların, evlerdeki bu kokunun, bir kavşağı bir kavşağa güçlükle bağlayan bu caddelerin, bu kötü kâğıt kokan hastalık raporlarının, bu resmî okulların ve KENDİLERİYLE EŞİT OLDUĞUMUZ DÜŞÜNCESİNİ UYANDIRMAK İÇİN YUKARIDAKİLERİN BİZLERİ BUYUR ETTİKLERİ TUVALETLERİN.”
― The Thirtieth Year: Stories
― The Thirtieth Year: Stories
“Şimdiii, köpek kızınca havlar, sevinince de kuyruğunu sallar biliyorsun. Bense, sevinince hırlar, kızınca kuyruğumu sallarım. Demek ki ben deliyim.”
― Kediler Krallara Bakabilir
― Kediler Krallara Bakabilir
“Bu zaman zarfında Paul'un düşüncelerinden yoksun kalmıştım, başka başka yüzlerce, ortalaması son derece düşük çaplı kafa içinde boğulmama ramak kalmıştı, çünkü kendimizi aldatmayalım, çoğunlukla elimizin altında bulunan kafalar ilginç olmaktan uzaktır, zevksiz elbiselere sokulmuş bedenler üzerinde acınası ama ne yazık ki acımaya lâyık olmayan hayatlar sürdüren patates azmanlarından ne kadar hayır gelirse onlardan da o kadar gelir.”
― Wittgenstein’s Nephew
― Wittgenstein’s Nephew
“Tanışıklığımızın bu akşamında, bütün bir yaşamı bu güzel ve içtenlikli gözlerin bakışı altında gecirmenin insana mutluluk bağışlayan güzel bir şey sayılacağını, o zaman insanın kötü bir eyleme kalkışamayacağını, kötü bir şey düşünemeyeceğini içimden geçirdim. Ve yine o akşamdan sonra birlik ve bütünlüğe, alabildiğine ince bir ahenge yönelik özlemimi dindirebileceğim bir yerin bulunduğunu, bakışlarına ve sesine varlığımdaki her nabız vuruşunun, her nefesin tüm saflık ve içtenliğiyle yanıt vereceği birinin yeryüzünde yaşadığını biliyordum artık.”
― Gertrude
― Gertrude
“Haris yıkıcılar işbaşında, sorumsuz sömürücüler, üstlerine sosyalizm kılıfını geçirmişler. Yok ediciler iş başında, katiller. Karşımızda yok ediciler ve katiller var, her köşe bucakta öldürücü çalışmalarını sürdürüyorlar. Yok edici ve katiller kentleri öldürüyor ve onları yok ediyorlar. Kocaman kıçlarıyla devletin her bir köşesinde binlerce ve yüz binlerce makamda oturuyor ve kafalarında yok etme ve katletmekten başka bir düşünce taşımıyorlar.”
― Extinction
― Extinction
“Sonuna kadar insan olmayanların sonuna kadar dünya olmayan dünyasını bir ân bile unutamıyordum -ve panikle korka korka, acayip iğrene iğrene, onun bataklık yeşilini sadece gözümde canlandırdığımda bile ürpere ürpere yine de ondan kopmayı beceremiyordum; mini mini bir kuşun yılanın görüntüsüyle büyülenmesi gibi büyülenmiştim.”
― Ferdydurke
― Ferdydurke
“Hayat tasavvurunun yüce sanatı gibi yaşamanın ve var olmanın daha yüce sanatının da alaya alındığı, kabare gibi bir dünyada yaşıyoruz biz. Felsefe kabare gibi. Din kabare gibi. Savaş, devasa bir ceset yığını, saygıdeğer beyefendi, bütünüyle yalan bir kıta, bugün tüm bunlar şaka.”
― Watten. Ein Nachlaß
― Watten. Ein Nachlaß
“Ama dedim ya, insanlar üçe ayrılırlar: Romanesk dünyayı ya da Hayat'ı bütün bütün yadsıyanlar; romanesk dünyayı hayattan ayıranlar ve aralarında köprü kurulmasından temel tedirginlik duyanlar; romanesk-olan ile Hayat'ın, kuyruğunu kovalayan kedi örneğindeki ilişkiyi kurduklarını kabul edenler.
Bu sonuncular imrenilesi insanlar değildirler: Acılarıyla coşkuları, yüksek ve düşük voltajları, umutları ve karamsarlıkları durmadan içiçe geçtiği için yorulmaz, yorucu, yorgundurlar.”
― Kediler Krallara Bakabilir
Bu sonuncular imrenilesi insanlar değildirler: Acılarıyla coşkuları, yüksek ve düşük voltajları, umutları ve karamsarlıkları durmadan içiçe geçtiği için yorulmaz, yorucu, yorgundurlar.”
― Kediler Krallara Bakabilir
“Yanardağlıktan emekli olduktan sonra
Gel zaman git zaman şiir ithafkârı olmuştum.
Zamana emir verdim.
Ona dedim ki: Gel zaman!
Zamana emir verdim
Ona dedim ki: Git zaman!
On emri bile olmayan bir yanardağ eskisini kim dinlerdi.”
― Pulbiber Mahallesi
Gel zaman git zaman şiir ithafkârı olmuştum.
Zamana emir verdim.
Ona dedim ki: Gel zaman!
Zamana emir verdim
Ona dedim ki: Git zaman!
On emri bile olmayan bir yanardağ eskisini kim dinlerdi.”
― Pulbiber Mahallesi
“Malina'yla ilişkim yıllar boyu sonuç vermeyen karşılaşmalardan, düşünülebilecek en büyük yanlış anlamalardan ve birkaç budalaca düşten ibaret kaldı - yani başka insanlarla aramda olanlardan çok daha büyük yanlış anlamalar, demek istediğim. Ama şu da var ki, daha başlangıçtan onun egemenliği altına girmiştim; benim felaketin olacağını, Malina'nın yerinin, o daha hayatıma girmezden önce Malina tarafından alındığını erken anlamış olmalıyım. Esirgendiğim tek şey, onunla çok erken bir araya gelmekti, ya da ben kendimi bundan korudum.”
― Malina
― Malina
“Yaşam, bir çatlayıp dağılma işlemidir zaten, gelgelelim oyunun en çarpıcı bölümünü oluşturan vuruklar -dıştan gelen ya da dıştan geldiği sanılan büyük, beklenmedik vuruklar- anımsadıklarınız, özürlerinizi yükledikleriniz, -etkilerini hemen göstermezler öyle. İçten gelme bir başka tür vuruk vardır ki- ancak onunla başedemeyeceğiniz kadar geciktiğinizde duyarsınız varlığını, bir bakıma artık eskisi kadar sağlıklı biri asla olamayacağınızı sezdiğiniz bir gün. Birinci tür çözülüşün çabuk olup bittiği sanılır oysa ikinci, nerdeyse biz bilincine varmadan olup bitmiştir de ansızın fark ediliverir.”
― Yürekte Bukağı
― Yürekte Bukağı
“Söyleseler inanmazdım, yaşamın kıyısında korku buhar olup uçuyor. Bana şans dile. Mektubu ortalık sakinleşir sakinleşmez postaya verebilecekmişiz. Eline geçmesi bir haftayı bulur yine de. Seni ne kadar çok sevdiğimi bilirsen felaketim olacağından korkmuşumdur hep. Ama az önce de söyledim ya, yaşamın kıyısında korku buhar olup uçuyor. Seni sevmekten hiç vazgeçmedim. Ve... Ve seni affettim. Kendim için yaptım bunu. Ölüm meleğim çok ani baskın vermezse, son nefesimde bütün bunları tekrar düşünerek huzurla gülümseyebileceğim. Elbette sevgilim. Elbette önümüzdeki aylardan birinde sonsuz karanlığın kaçınılmaz olarak yolumu keseceğini biliyorum. Ölümün kendisinden değil, fikrinden kaçıyorum. Ara sıra da olsa hatırla beni ve ne olur çok iyi bak kendine.”
― Esneyen Adam
― Esneyen Adam
“Bence bugün çoğu insan, dile getirmeseler bile, tevazuu bir erdem olarak görüyor ve hayatında tevazua yer veriyor. Günlük sohbetleri, marangozların birlikte çalışırken, sekreterlerin molalarda konuşurken, birlikte içen veya yemek yiyen insanların ilgi konuları ve bildikleri üzerine gündelik konuşmalarını düşünüyorum ve bu tür durumlarda tevazuun ölçüt sayıldığı fikrindeyim. Arabamı nasıl ucuza kapattım, şuraya ne seyahat yaptım, müthiş seks hayatım, Isa'yla özel ilişkim, vesaire yollu gevezelikler, hoş veya nahoş biçimleriyle özellikle erkekleri dinleyen kadınlardan çıkar ve yayılır. Ama geniş kapsamda mütevazı sohbet toparlanır, bir kayanın etrafından akan sular misali tekrar bir araya gelir ve kesintisiz akar. Sıradan insanları bir arada tutan şeydir mütevazı sohbet. Reklamın zıddıdır. Birliktir. Paylaşımdır. Duygu ortaklığııdır.”
― Wild Girls
― Wild Girls
“Benim Marco Polo'mun kalbinde yatan, insanları kentlerde yaşatan gizli nedenleri, krizlerin ötesinde değerleri olan nedenleri keşfetmek. Kentler birçok şeyin bir araya gelmesidir: Anıların, arzuların, bir dilin işaretlerinin. Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır. Kitabım, mutsuz kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, yitip giden mutlu kentler imgesi üzerine açılıp kapanıyor.”
― Invisible Cities
― Invisible Cities
“Sadece bir saptama
ya da
bu sessizliğe uzun süre katlanamayacağımızın
ve bu büyük sessizliğin kısa bir zaman içinde
bizleri deliye çevireceğinin idrak edilmesi
Uzun süren sessizlikler bizi delirtiyor
İlkin sessizlik içinde deliriyor
sonra çıldırıyoruz
Duyuyor musun
seni incitmek istemedim
Insanların uzun süre
sessiz kaldıklarında delirdikleri
daha uzun bir süre kaldıklarında da çıldırdıkları bir gerçektir.”
― The World-Fixer
ya da
bu sessizliğe uzun süre katlanamayacağımızın
ve bu büyük sessizliğin kısa bir zaman içinde
bizleri deliye çevireceğinin idrak edilmesi
Uzun süren sessizlikler bizi delirtiyor
İlkin sessizlik içinde deliriyor
sonra çıldırıyoruz
Duyuyor musun
seni incitmek istemedim
Insanların uzun süre
sessiz kaldıklarında delirdikleri
daha uzun bir süre kaldıklarında da çıldırdıkları bir gerçektir.”
― The World-Fixer
“Dünyada inekler, hizmetkârlar ve kesinlikle kutlanması gereken bayram günleri dışında da bir şeyler olduğu bilgisini ona borçluyum. Yalnızca okumayı ve yazmayı değil, düşünmeyi ve düş kurmayı da öğrenmiş olmamı yine ona borçluyum. Paraya önem verişim ama onu her şeyin üzerinde görmeyişim, onun kazandırdığı bir şey. Ölü kentleri değil çok canlı olanlarını tanıdım, ölü halkları ziyaret etmeyip canlıları ziyaret ettim, ölü müzik dinlemeyip canlısını dinledim, ölü resimler görmeyip canlılarını gördüm. Bir başkası değil oydu beynimin iç duvarlarına tarihin büyük isimlerini can sıkıcı fotokopiler olarak değil de her zaman canlı bir sahnedeki canlı insanlar olarak yerleştiren.”
―
―
“Bu yaşamda en canalıcı gereklilik, insanın sevgilisini bütünüyle, kesinlikle, ten ile ruhun tüm çıplaklığıyla sevmesidir... Bana bildirimin ne olduğunu sormuştun bir gün. Bir bildirim varsa benim, budur işte. Sağlıklı toplumlar, sağlıklı yönetimler böyle bir ilişkiyi paylaşan erkeklerle kadınlardan oluşacaktır. Yoksa ne zorbalık yönetimlerinde alıp yürüyen ilkel bir erkeklik gösterisinden, ne de cıncık boncuklara boğulmuş boyalı bir dişilik özentisinden yarar gelir insan yaşamına.
Uygarlığımız bize, cinsel albeninin titiz bir incelikle nasıl sürdürülebileceğinin yolunu, yordamını öğretmiş olsaydı, hepimiz sevgi içinde sürdürebilirdik yaşamlarımızı, bir kıvılcım parlamış olurdu içimizde, her türlü yola, her şeye dopdolu bir coşkuyla yönelebilirdik... Oysa yığınla ölüm külü dolduruyor yaşamı şimdi.”
―
Uygarlığımız bize, cinsel albeninin titiz bir incelikle nasıl sürdürülebileceğinin yolunu, yordamını öğretmiş olsaydı, hepimiz sevgi içinde sürdürebilirdik yaşamlarımızı, bir kıvılcım parlamış olurdu içimizde, her türlü yola, her şeye dopdolu bir coşkuyla yönelebilirdik... Oysa yığınla ölüm külü dolduruyor yaşamı şimdi.”
―
“Benimle Nathal'de avlu duvarı dibinde oturmuş, batmakta olan güneşin altında, kaç kere Paris'e, kaç kere Londra'ya, kaç kere Roma'ya gittiğinin, kaç bin şişe şampanya ictiğinin ve acaba kaç kitap okuduğunun hesabını yapıyordu. Çünkü bu görüldüğü gibi yüzeysel varoluşu sürdüren kişi kesinlikle yüzeysel biri değildi. Üzerinde düşünmekte, düşünce üretmekte en ufak bir zorlukla karşılaştığı tek konu yoktu, tam tersine aslında bana ait olan, yetkinleştiğimi sandığım alanlarda beni utandıran çoğunlukla o olurdu; beni daima düzeltir, doğrusunu gösterirdi. Sık sık düşünmüşümdür, felsefeci olan o, matematikçi olan o, ben değilim, şu işin erbabı olan o, ben değilim diye. Müzik alanında bilmediği, onun için en azından ilginç bir müzik tartışması açma fırsatı oluşturmayacak tek konu bulunmadığını ise hatırlatmaya gerek yok. Üstüne üstlük, bütün bu zihinsel ve sanatsal etkinliklerde bulunurken olağanüstü bir koordinasyon yeteneğine de sahipti. Öte yandan, sadece çok konuşan insanlarla gevezelerden oluşan bir dünyada ona çok konuşan bir insan diyemezdiniz, hele hele geveze hiç.”
― Wittgenstein’s Nephew
― Wittgenstein’s Nephew
“İnsanın benim gibi biri olarak olduğu her şeyden vazgeçip kalabalığa karışabileceğine inanmak çok abes. Kalabalık çok geçmeden bu saçmalığı görüp kişiyi yok eder ya da her halükârda kişiyi yok etmeye çabalar. Kalabalık kendini ona yüzde yüz teslim etmiş bir insanı yabancı bir cisimmiş gibi acımadan dışarı atar. Kalabalığı işitince kalabalığa ait olmuyorum, kendimi işitince kendime ait oluyorum. Kalabalık beni dışarı attığından, benim için hâlâ cazipken kendi içimde bir ölüm aramaktan başka şansım yok. Çünkü bu caziplik de sınırlı. Ya sonra? Ölüm benim için sadece kalabalığın yerine geçiyor. Söylenen her şey yalan, hakikat bu, saygıdeğer beyefendi, bu lakırdı müebbet zindanımızdır. Zaman zaman kendime ciddiyetle diyorum ki, her şey yalnızlıkla, yalnızlaşmayla, kendimle bir aldatmaca sadece. Hakikatten yalana, yalandan da hakikate varıyorum, kendimden alçalmaya varmam gibi. Amacın, diyorum, ne olduğunu sormaktan çoktan vazgeçtim, çünkü baştan beridir biliyordum ki bu sorular ancak çaresizliğe, belli şartlarda da alçaltıcı bir daimi çılgınlığa çıkar.”
― Watten. Ein Nachlaß
― Watten. Ein Nachlaß
“Bu adam, soyunmak, (çok gerekli, vazgeçilmez sayılabilecek üç dört parça şey dışında evini, çevresini dolduran her şeyden) sıyrılmak ister... Kimi zaman, sevgilerinden, sevdiklerinden bile. Kısacası, ardında artık bırakmamış bir ölü olmak ister. Çırpınır; ama bunu başarmak pek güç olacağa benzer.”
― Ne Kitapsız Ne Kedisiz
― Ne Kitapsız Ne Kedisiz
All Quotes
|
My Quotes
|
Add A Quote
Browse By Tag
- Love Quotes 102k
- Life Quotes 80k
- Inspirational Quotes 76.5k
- Humor Quotes 44.5k
- Philosophy Quotes 31.5k
- Inspirational Quotes Quotes 29k
- God Quotes 27k
- Truth Quotes 25k
- Wisdom Quotes 25k
- Romance Quotes 24.5k
- Poetry Quotes 23.5k
- Life Lessons Quotes 23k
- Quotes Quotes 21k
- Death Quotes 20.5k
- Happiness Quotes 19k
- Hope Quotes 18.5k
- Faith Quotes 18.5k
- Inspiration Quotes 17.5k
- Spirituality Quotes 16k
- Relationships Quotes 16k
- Motivational Quotes 15.5k
- Religion Quotes 15.5k
- Life Quotes Quotes 15.5k
- Love Quotes Quotes 15k
- Writing Quotes 15k
- Success Quotes 14k
- Motivation Quotes 13.5k
- Time Quotes 13k
- Travel Quotes 12.5k
- Motivational Quotes Quotes 12k
