to-read
(628)
currently-reading (49)
read (690)
did-not-finish (0)
my-reviews (134)
cizgi-roman-baldandatlı (104)
cizgi-roman-eh (77)
currently-reading (49)
read (690)
did-not-finish (0)
my-reviews (134)
cizgi-roman-baldandatlı (104)
cizgi-roman-eh (77)
cizgi-roman-yavan
(44)
whishlist (41)
discworld (32)
nefret-ettigim-kitaplar (14)
borges-yazi (12)
tier-1-reviews (12)
tier-2-reviews (12)
whishlist (41)
discworld (32)
nefret-ettigim-kitaplar (14)
borges-yazi (12)
tier-1-reviews (12)
tier-2-reviews (12)
“Haz ve acının aleyhimize yoz bir ittifak kurduğu yerde, cennet ve cehennem aynı korkunç bürokrasinin farklı parçalarıdır.”
― Songs of a Dead Dreamer
― Songs of a Dead Dreamer
“(...) polisten dayak yiyenlerin veya başka türlü eziyet görenlerin büyük bir çoğunluğunun sonunda hiçbir suçu olmadığının anlaşıldığı tespit edilmiştir.”
― The Utopia of Rules: On Technology, Stupidity, and the Secret Joys of Bureaucracy
― The Utopia of Rules: On Technology, Stupidity, and the Secret Joys of Bureaucracy
“Gerilimden sarhoşa dönen, sessizliğin mucizevi derinliğinden etkilenen ve ölüm tutkusuyla kenetlenmiş kalabalığı hiçbir şeyin yerinden kıpırdatamayacağına inanan Jose Arcadio Segundo, ayaklarının ucuna basarak, başını önündekilerden daha yukarı kaldırdı ve ömründe ilk kez sesini yükseltti:
-Sizi gidi hergeleler! diye bağırdı.
-Verdiğiniz o bir dakikayı alın da kıçınıza sokun!
Onun bağırmasından sonra olanlar kimseyi korkutmadı. Herkes hayal gördüğünü sandı. Yüzbaşı ateş emri verdi ve on dört makineli tüfek o anda emri yerine getirdi. Ama bütün bunlar gülünç bir oyun gibi görünüyordu. Sanki makineli tüfeklere boş kapsül doldurulmuş gibiydi. Çünkü tüfeklerin tarrakası duyulduğu ve ardı kesilmeden kurşun tükürdüğü görüldüğü halde, kalabalıkta en ufak bir tepki yoktu. Bir anda taş kesilmiş gibi duran kalabalıktan ne bir ses, ne bir soluk duyuluyordu. Birden istasyon tarafından yükselen bir ölüm çığlığı büyüyü bozdu. Duyulan, Aaah, anacığım, avazesi yeri göğü titreten bir ses, volkanik bir soluk, dünyalar değiştiren bir kükreme olup bomba gibi patladı kalabalığın ortasında. Panik içinde bir anda kaynaşan kalabalık, kadınla kucağındaki çocuğu yutup sürüklerken, Jose Arcadio Segundo, ancak öteki çocuğu yakalamaya fırsat bulabildi. Yıllarca sonra o çocuk, kendisini bunak bir ihtiyar yerine koymalarına aldırmaksızın o günü anlatacak, Jose Arcadio Segundo'nun kendisini nasıl havaya kaldırdığını, kalabalığın dehşeti üzerinden yüzercesine geçirerek yakındaki bir sokağa nasıl götürdüğünü ballandıra ballandıra anlatacaktı. Çocuk, herkesten yukarıda olduğu için, o anda alandaki çılgına dönmüş kitlenin köşeye doğru koşuştuğunu ve makinelilerin ateş açtığını görebilmiş, aynı anda birkaç kişinin birden, -Yere yatın! Yere yatın! diye bağırdıklarını duyabilmişti.
Öndekiler, ilk kurşun dalgasıyla taranmış ve yere yıkılmışlardı bile. Sağ kalanlar yere yatacakları yerde ufak alana çekilmeye çalıştılar. Ne var ki, karşı sokaktaki makineliler de yaylım ateşine başlamışlardı. İki ateş arasında sıkışan kalabalık, iki yöne atılan bir ejder kuyruğuna benziyordu. Kitle devasa bir girdap gibi dönmeye başladı. Hiç kesilmeyen makinelilerin ateşiyle kat kat soyulan soğan gibi ortaya doğru azalıyorlardı. Çocuk, açıkta diz çökmüş bir kadının, gizemli bir güçle kurşunlardan korunarak, kollarını haç biçiminde tuttuğunu gördü. Jose Arcadio Segundo yüzü kana bulanarak yere yıkıldığı anda, çocuğu oraya bıraktı. Hemen sonra da büyük kalabalık, o boşluğu, diz çöken kadını, kurak gökyüzündeki ışığı, Ursula Iguara'nın yığın yığın hayvan biçiminde şekerleme sattığı bu orospu dünyayı örtüverdi.”
― One Hundred Years of Solitude
-Sizi gidi hergeleler! diye bağırdı.
-Verdiğiniz o bir dakikayı alın da kıçınıza sokun!
Onun bağırmasından sonra olanlar kimseyi korkutmadı. Herkes hayal gördüğünü sandı. Yüzbaşı ateş emri verdi ve on dört makineli tüfek o anda emri yerine getirdi. Ama bütün bunlar gülünç bir oyun gibi görünüyordu. Sanki makineli tüfeklere boş kapsül doldurulmuş gibiydi. Çünkü tüfeklerin tarrakası duyulduğu ve ardı kesilmeden kurşun tükürdüğü görüldüğü halde, kalabalıkta en ufak bir tepki yoktu. Bir anda taş kesilmiş gibi duran kalabalıktan ne bir ses, ne bir soluk duyuluyordu. Birden istasyon tarafından yükselen bir ölüm çığlığı büyüyü bozdu. Duyulan, Aaah, anacığım, avazesi yeri göğü titreten bir ses, volkanik bir soluk, dünyalar değiştiren bir kükreme olup bomba gibi patladı kalabalığın ortasında. Panik içinde bir anda kaynaşan kalabalık, kadınla kucağındaki çocuğu yutup sürüklerken, Jose Arcadio Segundo, ancak öteki çocuğu yakalamaya fırsat bulabildi. Yıllarca sonra o çocuk, kendisini bunak bir ihtiyar yerine koymalarına aldırmaksızın o günü anlatacak, Jose Arcadio Segundo'nun kendisini nasıl havaya kaldırdığını, kalabalığın dehşeti üzerinden yüzercesine geçirerek yakındaki bir sokağa nasıl götürdüğünü ballandıra ballandıra anlatacaktı. Çocuk, herkesten yukarıda olduğu için, o anda alandaki çılgına dönmüş kitlenin köşeye doğru koşuştuğunu ve makinelilerin ateş açtığını görebilmiş, aynı anda birkaç kişinin birden, -Yere yatın! Yere yatın! diye bağırdıklarını duyabilmişti.
Öndekiler, ilk kurşun dalgasıyla taranmış ve yere yıkılmışlardı bile. Sağ kalanlar yere yatacakları yerde ufak alana çekilmeye çalıştılar. Ne var ki, karşı sokaktaki makineliler de yaylım ateşine başlamışlardı. İki ateş arasında sıkışan kalabalık, iki yöne atılan bir ejder kuyruğuna benziyordu. Kitle devasa bir girdap gibi dönmeye başladı. Hiç kesilmeyen makinelilerin ateşiyle kat kat soyulan soğan gibi ortaya doğru azalıyorlardı. Çocuk, açıkta diz çökmüş bir kadının, gizemli bir güçle kurşunlardan korunarak, kollarını haç biçiminde tuttuğunu gördü. Jose Arcadio Segundo yüzü kana bulanarak yere yıkıldığı anda, çocuğu oraya bıraktı. Hemen sonra da büyük kalabalık, o boşluğu, diz çöken kadını, kurak gökyüzündeki ışığı, Ursula Iguara'nın yığın yığın hayvan biçiminde şekerleme sattığı bu orospu dünyayı örtüverdi.”
― One Hundred Years of Solitude
“Ama bizim dünyamızı gölgeleyen başka bir dünya var mı gerçekten de? Kim bilebilir ve bu neden umurumuzda olsun? Duyularımızla algılanmaya karşı koyar gibi görünen dünyaların, gerçekten de var olan tek gizemin -yani kendi hayatlarımızın- parazitlerinden başka bir şey olmadığını da iddia edebiliriz pekala. Bilmemenin işimize yaradığı, yaygın bir düşüncedir. Aynı zamanda, kaderimizin görünmez güçler tarafından yönetildiğine inanan insanların hoş karşıladığı bir kavram da değildir. Asla doğrulamaya çalışmamamız gereken bir kuşkudur bu: Bütün yaradılışın en iyi biçimde, hiçliğin yankılarıyla dolu kiracısız bir oda olarak betimlenebileceği. Bu durum, gerçekdışının bu iması manevi ihtiyaçlarımız için neden yetersiz olsun ki?”
― Songs of a Dead Dreamer
― Songs of a Dead Dreamer
“Tiffany şok olmuştu. “Nasıl bu kadar zalim olabilirsin?”
“İnsanlar, eşyaları havada oynattığını gördüğünde ona saygı duyacaklar. Ve saygı, bir cadının besini ve suyudur. Saygı olmadan hiçbir şeysin. Bizim Bayan Düzgün pek fazla saygı görmüyordu.”
Bu doğruydu. İnsanlar Bayan Düzgün’e saygı duymuyordu. Üzerinde düşünmeden ondan hoşlanıyorlardı, o kadar. Bayan Havamumu haklıydı ama Tiffany haklı olmamasını diliyordu.
“Bayan Kene ve sen, beni neden ona gönderdiniz o zaman?” dedi.
“Çünkü Bayan Düzgün insanlardan hoşlanıyor,” dedi cadı, uzun adımlarla Tiffany’nin önünden yürürken. “Onları önemsiyor. Hatta aptal, kötü ve salyalar akıtan insanları, bebekleri ishal olmuş akılsız anneleri, beceriksiz ve aptalları, ona bir tür hizmetkar gibi davranan aptalları. İşte buna büyü derim ben; bütün bunları görmek, bütün bunlarla uğraşmak ama yine de devam etmek; ölmek üzere olan zavallı yaşlı bir adamın başında bütün gece oturmak, acılarını becerebildiğince gidermek, dehşetlerini yatıştırmak, onları güvenle yollarına göndermek... Onları temizlemek, yatırmak, cenaze için üstlerine çekidüzen vermek, yaslı dulun yatak örtülerini yıkamasına yardım etmek -ki bunun korkak yüreklilere uygun bir iş olmadığını söyleyebilirim sana- ve bir sonraki gece de uyumayıp cenazeden önce tabuta göz kulak olmak ve sonra eve gitmek; beş dakika oturduktan sonra, ilk çocuğunun doğumu sırasında karısı güçlük çektiği ve ebe aklını yitirmek üzere olduğu için öfkelenmiş bir adamın bağıra çağıra gelip kapıyı yumruklaması, kalkıp çantanı almak ve yine dışarı çıkmak... Bunları her birimiz kendi yöntemimizle yaparız ve açıkçası, o benden daha iyi yapıyor. Cadılığın kökü, yüreği, ruhu ve özü budur. Ruhu ve özü!” Bayan Havamumu yumruğunu avucuna vurdu ve sözcükler ağzından kurşun gibi çıktı. “Ruhu... ve... özü!”
― A Hat Full of Sky
“İnsanlar, eşyaları havada oynattığını gördüğünde ona saygı duyacaklar. Ve saygı, bir cadının besini ve suyudur. Saygı olmadan hiçbir şeysin. Bizim Bayan Düzgün pek fazla saygı görmüyordu.”
Bu doğruydu. İnsanlar Bayan Düzgün’e saygı duymuyordu. Üzerinde düşünmeden ondan hoşlanıyorlardı, o kadar. Bayan Havamumu haklıydı ama Tiffany haklı olmamasını diliyordu.
“Bayan Kene ve sen, beni neden ona gönderdiniz o zaman?” dedi.
“Çünkü Bayan Düzgün insanlardan hoşlanıyor,” dedi cadı, uzun adımlarla Tiffany’nin önünden yürürken. “Onları önemsiyor. Hatta aptal, kötü ve salyalar akıtan insanları, bebekleri ishal olmuş akılsız anneleri, beceriksiz ve aptalları, ona bir tür hizmetkar gibi davranan aptalları. İşte buna büyü derim ben; bütün bunları görmek, bütün bunlarla uğraşmak ama yine de devam etmek; ölmek üzere olan zavallı yaşlı bir adamın başında bütün gece oturmak, acılarını becerebildiğince gidermek, dehşetlerini yatıştırmak, onları güvenle yollarına göndermek... Onları temizlemek, yatırmak, cenaze için üstlerine çekidüzen vermek, yaslı dulun yatak örtülerini yıkamasına yardım etmek -ki bunun korkak yüreklilere uygun bir iş olmadığını söyleyebilirim sana- ve bir sonraki gece de uyumayıp cenazeden önce tabuta göz kulak olmak ve sonra eve gitmek; beş dakika oturduktan sonra, ilk çocuğunun doğumu sırasında karısı güçlük çektiği ve ebe aklını yitirmek üzere olduğu için öfkelenmiş bir adamın bağıra çağıra gelip kapıyı yumruklaması, kalkıp çantanı almak ve yine dışarı çıkmak... Bunları her birimiz kendi yöntemimizle yaparız ve açıkçası, o benden daha iyi yapıyor. Cadılığın kökü, yüreği, ruhu ve özü budur. Ruhu ve özü!” Bayan Havamumu yumruğunu avucuna vurdu ve sözcükler ağzından kurşun gibi çıktı. “Ruhu... ve... özü!”
― A Hat Full of Sky
Meritokrasi
— 3065 members
— last activity Mar 06, 2026 03:07AM
Meritokrasi grubu ekşi sözlük çevresinde ortaya çıkmış kitapseverler grubudur. Kitap önerilerinizi, en son okuduğunuz kitaplar ya da aklınıza gelen he ...more
Kindle Turkiye
— 1879 members
— last activity Dec 03, 2025 02:16AM
Kindle Türkiye Facebook grubu üyelerinin kitap inceleme - tavsiye sayfası. Grup sayfamız: fb.com/kindleturkiye
The Sundered Book Club
— 159 members
— last activity Mar 21, 2024 08:53AM
A band of dislocated adventurers who are starting over in a new land. Formerly known as the WOTC novels book club, The Sundering has stolen our home, ...more
Kayıp Rıhtım
— 845 members
— last activity Mar 06, 2026 04:49AM
Edebiyatta Kaybolanların adresi Kayıp Rıhtım üyeleri Goodreads'te! https://kayiprihtim.com/ ...more
Çizgi Roman Okurları
— 89 members
— last activity Apr 03, 2017 06:39AM
Ülkemizdeki Çizgi roman okurlarını biraraya getirerek, çeşitli etkinlikler yapılmasını sağlamayı amaçlayan grup.
Rygard’s 2025 Year in Books
Take a look at Rygard’s Year in Books, including some fun facts about their reading.
More friends…
Favorite Genres
Art, Classics, Comics, Crime, Ebooks, Fantasy, Graphic novels, Humor and Comedy, Music, Mystery, Psychology, Science, and Science fiction
Polls voted on by Rygard
Lists liked by Rygard











































