Dilek Öz
https://www.goodreads.com/lostriss
“Böyle zamanlarda darağaçları kurulur.
Bir geniş alana toplanır ahali.
Bir ortada duran -aslında kendisi de asılmış bir adama benzeyen- darağacına bakarlar, bir dönüp meydana gelen yola...
Bakarlar:
Birisini asacaklar...
*
Savaş günleri gibi her ortalık karıştığında, duygular yağmalanıp, yüreklerin kapısı kırıldığında...
Suçlar işlendiğinde...
Bir de bakarsınız birisini “suçlu” diye kollarından yakalamışlar.
Şaşkın şaşkın sorarsınız:
“Ne yapacaklar?..”
Yanıt her zaman aynıdır:
“Birisini asacaklar...”
*
Çatışma kızıştıkça, vuruşlar sıklaştıkça, kıyım hızlandıkça, saldırı yoğunlaştıkça, infazın yeri-yurdu yoktur...
Yaşarken insanları asarlar:
Gazetecileri, yazarları, dekanları, rektörleri, patronları, askerleri, aydınları, Atatürkçüleri, cumhuriyetçileri, yurtseverleri...
*
Kimi zaman bir onurlu-namuslu-yürekli insanı çırpınırken görürüm darağacına giden yolda.
Cellatlar sürüklemektedir onu, insanlar biraz korku, biraz merakla öyle bakarlar...
O anlatmaya çalışır; neden suçlu olmadığını, neden asılmayı hak etmediğini...
Ama en çok; neden kendisini asmak istediklerini...
Anlatmak ister, fakat...
Kararını vermiştir cellat...
*
Biat etmeyenleri tek tek asıyorlar...
Her suç işlediklerinde... Her izanlarını, vicdanlarını, akıllarını yitirdiklerinde...
İşledikleri suça bir “suçlu” bulmak gerektiğinde... İlmiği bir başkasının boynuna geçiriyorlar.
Asılanların boynunda hep aynı yafta var...
Ortalık yine karışık.
Birisini asacaklar...
Sayfa:49-51”
― Başın Öne Eğilmesin
Bir geniş alana toplanır ahali.
Bir ortada duran -aslında kendisi de asılmış bir adama benzeyen- darağacına bakarlar, bir dönüp meydana gelen yola...
Bakarlar:
Birisini asacaklar...
*
Savaş günleri gibi her ortalık karıştığında, duygular yağmalanıp, yüreklerin kapısı kırıldığında...
Suçlar işlendiğinde...
Bir de bakarsınız birisini “suçlu” diye kollarından yakalamışlar.
Şaşkın şaşkın sorarsınız:
“Ne yapacaklar?..”
Yanıt her zaman aynıdır:
“Birisini asacaklar...”
*
Çatışma kızıştıkça, vuruşlar sıklaştıkça, kıyım hızlandıkça, saldırı yoğunlaştıkça, infazın yeri-yurdu yoktur...
Yaşarken insanları asarlar:
Gazetecileri, yazarları, dekanları, rektörleri, patronları, askerleri, aydınları, Atatürkçüleri, cumhuriyetçileri, yurtseverleri...
*
Kimi zaman bir onurlu-namuslu-yürekli insanı çırpınırken görürüm darağacına giden yolda.
Cellatlar sürüklemektedir onu, insanlar biraz korku, biraz merakla öyle bakarlar...
O anlatmaya çalışır; neden suçlu olmadığını, neden asılmayı hak etmediğini...
Ama en çok; neden kendisini asmak istediklerini...
Anlatmak ister, fakat...
Kararını vermiştir cellat...
*
Biat etmeyenleri tek tek asıyorlar...
Her suç işlediklerinde... Her izanlarını, vicdanlarını, akıllarını yitirdiklerinde...
İşledikleri suça bir “suçlu” bulmak gerektiğinde... İlmiği bir başkasının boynuna geçiriyorlar.
Asılanların boynunda hep aynı yafta var...
Ortalık yine karışık.
Birisini asacaklar...
Sayfa:49-51”
― Başın Öne Eğilmesin
“Parti, Okyanusya'nın Avrasya ile hiçbir zaman müttefik olmadığını söylüyordu. Oysa, o Winston Smith, henüz dört yıl gibi kısa bir süre önce, Okyanusya ile Avrasya'nın müttefik olduğunu biliyordu. Ama bu bilgi nerede saklıydı? Yalnızca kendi bilincinde, bu bile, bir süre sonra yitip gitmeye mahkûmdu. Eğer Partinin söylediği yalanları herkes onaylıyor, tüm kayıtlar aynı masalı anlatıyorsa, o halde, yalan tarihe geçiyor ve gerçek oluyordu. "Geçmişi denetleyen," diyordu Parti sloganı, "geleceği de denetler; şu anı denetleyen, geçmişi de denetler." Oysa geçmiş, yapısı gereği değiştirilebilir olmasına karşın hiçbir zaman değiştirilmemişti. Şimdi gerçek olan şeyler, ezelden ebediyete dek gerçek kalacaktı. Basit bir işti bu: Tek gereken şey, belleğinize karşı sonsuz bir zaferler zincirini kazanmanızdı. 'Gerçeğin denetlenmesi' deniyordu buna, yeni dilde 'Çiftdüşün.”
― 1984
― 1984
“İstanbul'dan haberler geliyordu: Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşam, hayvan sever dostlarım başta olmak üzere sekiz sivil toplum örgütü gazetenin önünde gösteri yapıp, kapıya siyah çelenk bırakmışlardı.
Yine kadınlar...
Kocaman çantaları vardı ellerinde eminim.
Ve kocaman yürekleri...
Erkek geçinenler sinip-pısarken, en yüce değerlerini yok sayarken, üç para için birbirini satarken, kadınlar yine yürekleri ile oradaydılar demek... Onun için ben yıllardır kadınların bir tel saçını, erkeklerin tüm varlıklarından üstün görüyordum.
Sayfa: 120”
― Başın Öne Eğilmesin
Yine kadınlar...
Kocaman çantaları vardı ellerinde eminim.
Ve kocaman yürekleri...
Erkek geçinenler sinip-pısarken, en yüce değerlerini yok sayarken, üç para için birbirini satarken, kadınlar yine yürekleri ile oradaydılar demek... Onun için ben yıllardır kadınların bir tel saçını, erkeklerin tüm varlıklarından üstün görüyordum.
Sayfa: 120”
― Başın Öne Eğilmesin
“Sen benim soytarım olsaydın amca, zamansız yaşlandığın için sopayı yerdin benden.
LEAR: Ne demek istiyorsun?
SOYTARI: Akıllanmadan yaşlanmayacaktın.”
―
LEAR: Ne demek istiyorsun?
SOYTARI: Akıllanmadan yaşlanmayacaktın.”
―
“Ben biraz gözü suluyum ya, kim olsa ağlardı...
Yine hepsi birden...
Referandumda bu ulus en değerli varlığı Cumhuriyetini teslim etmiş, ertesi gün yazım gazeteye konulmamış, bu kitabın ilk bölümünde okuduğunuz gibi biraz önce Eskişehir-İnegöl arasında kovulduğumu öğrenmiştim.
Kimse görmesin diye otobüsün arkasına dolandım, peşimden birisinin geldiğini hissettim, orta yaşlarda bir hanımdı.
Ben okurlarımı uzaktan tanırım, duruşlarından, yürüyüşlerinden, bakışlarından...
Hemen üç-dört metre arkasında eşi vardı. Yaklaştığında kadının da ağladığını gördüm. Gelip önümde durduğunda göz göze geldik. Gecenin karanlığında özenle kesilmiş bakımlı saçlarını, yılların getirdiği ama ona çok yakışan çizgileri fark ettim.
İkimizde konuşmadık...
Ağzımı açamadım bile...
Sadece bir cümle söyleyebildi:
"Başın öne eğilmesin..."
Ve gitti...
Sayfa :107”
― Başın Öne Eğilmesin
Yine hepsi birden...
Referandumda bu ulus en değerli varlığı Cumhuriyetini teslim etmiş, ertesi gün yazım gazeteye konulmamış, bu kitabın ilk bölümünde okuduğunuz gibi biraz önce Eskişehir-İnegöl arasında kovulduğumu öğrenmiştim.
Kimse görmesin diye otobüsün arkasına dolandım, peşimden birisinin geldiğini hissettim, orta yaşlarda bir hanımdı.
Ben okurlarımı uzaktan tanırım, duruşlarından, yürüyüşlerinden, bakışlarından...
Hemen üç-dört metre arkasında eşi vardı. Yaklaştığında kadının da ağladığını gördüm. Gelip önümde durduğunda göz göze geldik. Gecenin karanlığında özenle kesilmiş bakımlı saçlarını, yılların getirdiği ama ona çok yakışan çizgileri fark ettim.
İkimizde konuşmadık...
Ağzımı açamadım bile...
Sadece bir cümle söyleyebildi:
"Başın öne eğilmesin..."
Ve gitti...
Sayfa :107”
― Başın Öne Eğilmesin
Goodreads Turkey
— 8 members
— last activity Jun 11, 2016 06:48AM
Türkiye'nin kitap severleri için harika bir grup! Kitaplar için "tartışma yazıları" oluşturup paylaşacağım, istediğiniz kitabı yorumlamanızı rica ediy ...more
Dilek’s 2025 Year in Books
Take a look at Dilek’s Year in Books, including some fun facts about their reading.
More friends…
Favorite Genres
Polls voted on by Dilek
Lists liked by Dilek






























