Lina’s Reviews > Ölümsüzlük > Status Update
2 likes · Like flag
Lina’s Previous Updates
Lina
is on page 140 of 352
Paul'un hazırladığı radyo programına son verilirken, Bernard " su katılmamış eşekliğe" terfi ettirildi.
Kundera, "Başkalarını neden, nasıl sinirlendirdiğimizi, neden onlara sempatik geldiğimizi, onlara neden gülünç göründüğümüzü asla öğrenemeyiz; kendi imajımız bizim için en büyük sırdır." diyor.
— Feb 05, 2026 01:53PM
Kundera, "Başkalarını neden, nasıl sinirlendirdiğimizi, neden onlara sempatik geldiğimizi, onlara neden gülünç göründüğümüzü asla öğrenemeyiz; kendi imajımız bizim için en büyük sırdır." diyor.
Comments Showing 1-36 of 36 (36 new)
date
newest »
newest »
Aynen ben de kovdum Lina! Bi şe desene Laura'ya. Gelmesin bu sayfalara. Konuşunca sinirlerim alarm veriyor. Sigaraya başlayacağım valla.
Ne Laura ne de Bettina gözüme gözükmesin, yettiler bu gece canıma!Sigara yok asla, çay iç bisküvi ye:)
Kundera'nın kadınları deli eder insanı, çok kötüler. Kundera'dan güzel kadın karakter nasıl olur acaba diyecektim ama bir tane var biliyorum:Bilmemek'in kadın karakteri yanlış hatırlamıyorsam İrena! Uffffff!
İsmini hâlâ hatırlıyorum.
Bettina 50'sine kadar " çocukluk " kalkanına sığınıp aşık olduğu adamların kucağına oturmuş; 50'sinden sonra ise" annelik" kalkanının ardına saklanıp bu kez genç erkekleri kucağına oturtmuş! Rilke, R.Rolland ve P.Eluard aşkı yüzünden Bettina'yı haklı Goethe'yi haksız bulmuşlar. Okurken gerekçelerine pes dedim, Goethe'ye çok üzüldüm valla. Adamı yıllar sonra gıyabında yargıla ve mahkûm et, bu kadarı çok fazla gerçekten...
Rilke'nin ciğerini bilirim Cem. Adamlarından biridir. Goethe'yi Alman olduğu için tutmamış olabilir. Rilke ömrü boyunca Almanlardan nefret etmiştir. Otele Almanlar geldi diye tatillerini defalarca yarıda bırakmış adamdır Rilke.
Rilke'nin Goethe davasındaki ifadesini okudum. Bettina'dan taraf ifadesine sebep diye Alman nefreti olabilir demiştim ama hayır, durum değişti.Rilke'nin arkadaşları, dostları kadınlardır. Rilke'nin kadınlarla dostlukları erkeklerin nefretini üzerine çekecek kadar meşhurdur. Hayatı kadınların (sosyetenin) düzenlediği davetlerde, yemeklerde, partilerde ve şato misafirliklerinde geçmiştir. Rilke mizacı yalnızlığa yatkındır. Aylarca yalnız yaşar. Kadına gider. Bir hafta, on gün sonra sıkılır. Ayrılır. Yalnızlığına sığınır.
Demek istediğim ki, tabii ki Bettina'yı savunacaktır.
Kundera'nın Avrupa ruhunu temsil ettiğini söylediği insan tipi "homo sentimentalus" yani "duygusal insan", hislerin değerler haline dönüşmesinin bir nedeniymiş. Histeri ile eşanlamlı saydığı bu kavrama en güzel örnek Cervantes'in Don Kişot 'udur diyor yazar.Çok az tanıdığı bir kadını sevmeye "karar veren" Don Kişot duyduğu tutkunun büyüklüğünü göstermeye kalkışınca gülünesi, yürek parçalayıcı hallere düşer. 12.yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Avrupa'da değerli olan aşk, bedensel aşkın dışındaki aşkmış. Uzaktan sevilen, bir araya gelemeyen, kavuşamayanların gözde kahramanlar olduğu bu aşk, Slav Ruhu'nu da yaratmış Rusya'da. Dostoyevski'nin Budala'sındaki Prens Mişkin ve Rogojin'in dışa vurduğu 'acı çeken kadınların üstünlüğü, güzelliği ' nin artık gıpta edebilecek bir tarafı kalmasa da uzun yıllar ortalama bir Avrupalı'nın zihin kodlarını oluşturmuş.
Rilke'nin Bettina'nın tarafını tutmasının bir sebebi de -bir süre manevî vatanı sayacak kadar- Rusya'ya, Slav Ruhu'na hayranlığı yüzündenmiş.
Bu bölümde Kundera Fransa'yı ve Fransızların yazışmalarında kullandığı "duygu" kalıplarının altındaki boşluğu inceden inceden alaya almış:" Rusya ve Fransa Avrupa'nın birbirlerini cezbeden iki kutbudur. Fransa, duyguların ancak kalıplarda yaşamaya devam ettiği yaşlı, yorgun bir ülkedir.(...) Ey Fransa! Rusya nasıl ki Duygu 'nun yurduysa, sen de Biçim 'in yurdusun! "
Gallimard Yayınevi'nden gelen bir mektupta -o zamanlar Prag'da yaşayan yazar- Paris'te onu seven bir kadın var ve ilânı aşk ediyor sanacak kadar bu kalıplı cümleye kapılıyor:)
Avrupa aşkını o da, sen de ne güzel özetlediniz.Avrupalı sevemez Lina. Bunu yeri geldikçe yazıyorum biliyorsun. Kafaları çöp dolu, nasıl seveceksin. Gençliğe, bedene tapıyorlar nasıl seveceksin. İş yükleriyle ilişkilere ayıracak vakitleri yok nasıl seveceksin. Yarışıyorlar sevebilirler mi?
Atları da vururlar!
214.sayfada hiç beklemediğim kötü bir haber okudum arkadaşlar, Kundera'ya çok kızgınım. 256.sayfaya kadar hop oturup hop kalktım. Kundera nın iyice saçmaladığını düşünüyorum.
Rilke'nin tercihinde Rusya'ya, Slav Ruhuna hayranlığı da etkendir deniyor diyorsun. Mümkündür. Yazdığını okuyunca aklıma geldi: Kıskançlık da işin içine girebilir. Bunu unuttuk! Goethe de şair ve bir numara, otorite! İnsan bu durumda kıskanır.
Hemen oturuyorum kitabın başına. Demek Kundera'ya kızdın. Kadınların safına geçiyorsun. Asıl haber burda:)
Elbette! Romain Rolland'ın da Bettina'nın tarafını tutmasının nasıl da tutarsız olduğunu bir bir yazmış Kundera. Okuduğum bir yazar değil Rolland, işçi dostu ve solcu geçinmesine rağmen Christina 'ya nefret kusmuş.
Beni yıldıran 232.sayfadan itibaren Kundera ile Avenarius'un olasılıklar/rastlantılar hakkındaki konuşmaları oldu. Sürpriz ifşalar duyacaksınız, hazırlıklı olun arkadaşlar:)
Dayan Lina geliyorum. Kundera'yı birlikte aşacağız. Aklına yatmayan durumlarda lafını esirgeme Kundera'dan. Göm onu Lina!
Saçma! Kabul etmiyorum! Öldürecek başka birini bulamadı mı?Yuhhhh! Yumurtalar nerde...
Al sana yumurta Kundera🥚🥚🥚🥚🥚🥚
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir denir ya, bu romanda baştan beri buna ihtimal vermedim: Yazar, Laura'nın dünyeviliği karşısında, Agnes'i beğenir gibi duruyordu. Biz okurlara sol gösterip sağ vurdu resmen. İlerleyen sayfalarda Avenarius ile buluşmalarında manipülasyona açık konuşmalar var. Bir yandan kızarken yazara, elimde olmadan hayranlıkla okuyorum roman içindeki romanı. Post modernlikle açıklanacak bir tarz değil bu, eşsiz!
Kundera bize ters köşe yaptırdı ve ben de kızgınım arkadaşlar! Laura ile Paul'ü sonunda bir araya getirdi. Kızı Brigitte'i de postaladılar evden. Avenarius'un neden olduğu karmaşanın gerekçesine pes dedim:) Yazar kadın okurlarla dalgasını geçmiş resmen.
Ne diyeyim Cem:))Tutuyorum kendimi, kotayı epey aştım ve sizlere spoiler olmaması açısından susuyorum şimdilik!
Yazar referans verdiği Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği artık beğenmiyor ve yeniden yazmak istiyormuş bu kitap vesilesiyle. Yarattığı karakterlerini bile acımadan harcayan yazara ne diyeyim ki? Bence kendisiyle de epey dalga geçmiş😁
235'de durdum yazıyorum:Olasılıklar/rastlantılar tartışmasını zayıf buldum. İlerki sayfalarda neler döner bilmem ama tartışmanın anlamsızlığı ilişkin hiciv/tiye alma kokusu alıyorum. Edebiyatçının yaşamda herhangi bir detayı matematikle açıklaması mümkün değil, pozisyonlarına/çıkarlarına ters. O sahne 'dalga'ya girer diye not aldım.
İlerki sayfalarda bu tartışmanın ciddiliği ortaya çıkarsa, Kundera astroloji bilmiyor derim. Buna da imkan vermiyorum. (Gençliğinde gazete astrologluğu yapmış.)
Yeri geldi yazayım: Rastlantıların astrolojik tarafı var. Kardeşim Ayhan astroloji profesörüdür oradan biliyorum. Gazeteye yazdığım zamanlardan Ağustos ayıydı sanırım.
Ayhan "bu ay sıkıntı yaşayabilirsin. Dikkat et" dedi. Hangi konuda dedim ama bilemem dedi. Gazeteye yazı bıraktım. Ertesi gün bir arkadaşla kafedeyiz. Gazete istedim. Yazıyı okuyacağım. Gazete geldi. Fakat yazı yok; sayfalarda ara ara yazı yok. Telefon açtım. Durumu sordum. Yazın kayboldu dediler. Yazıyı basamadık demenin kibarcası! İlk defa başıma gelmişti. Yazılarım çoğunlukla zehir zemberektir; bazen olur devleti topa tutardım bazen milleti, bazen de ikisini birden topa tutardım. Bunu yaparken konuyu makaraya sarardım. Bir tür sansür. Anlayana! Anlayana rastlamadım. Baktığında mizah evet gülüyorlar fakat arka plan cayır cayır eleştiri. Neyse.
Basılamayan yazım iş hayatı ve şirketler üzerindeydi. Yıldız haritada sıkıntıya gireceğim görünüyor. Ayhan gördü uyardı. Ağustosta efendi olmam gerekiyor. Hepsi bu.
Rastlantılar/olasılıkların, birden karşına çıkmaların, tanışmaların astrolojik açıklamaları var ama tabii benim bilgim yok o ayrı.
236'dan devam ediyorum...
Aralarda hatırlayıp yazdığınız konuyla bağlantılı anılarınızı okumaktan keyif alıyorum Feyzi hocam:)Olasılık tartışmasını karakterleriyle ve kendisiyle hınzırca dalgasını geçtiği bir bölüm olarak görüyorum. Bernard'a " su katılmamış eşek " diplomasını vermek Avenarius'un birçok projelerinden biriymiş örneğin. Bernard'a sarılan Laura'yı görmeseydim aklıma gelmezdi diyor bir yandan da:) Kundera ise Bernard'ı politikacı babasıyla karıştırdığını, yanlışlık yaptığını söylüyor- sanki o da öyle düşünmemiş gibi- Ayrıca baş edemediği "sisteme" karşı çıkmak için geceleri karısından habersiz caddelerde elinde bıçakla otomobil lastiklerini yara yara koşan Avenarius'u bir nevi günümüzün Don Kişot 'u yapan da Kundera değil mi?
Eski Yunanca'dan gelen Diabolum'u ( tahkir edici, iftira eden anlamına geliyormuş) ilk kez duydum. Kundera'nın kullandığı bu kavram "sistem" elbette. Marx denedi, diğer tüm devrimciler denedi ama Diabolum onları kendine uydurdu diyor. Sistemle mücadele etmenin olanaksızlığını anlayan Avenarius da tıpkı yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot gibi davranıyor. Hem gülünç hem de düşündürücüydü Avenarius'un geceleyin yaptığı eylemler:)


Aşırılık yapmadan, benmerkezci olmadan seven Agnes-Christiane için "aşktan ne anlar ki bu duygusuzlar, biri soğuk; diğeri kıt zekâlı ve etine dolgun bir zevce işte " diyen Laura ile Goethe sonrası dönemin şairleri- yazarları böyle buyuruyorlar. Hadi ordan!