Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Emrah Serbes.
Showing 1-30 of 114
“Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?”
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
“Hayır.”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım.
“Neden kırdın?”
Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”
“Beni görünce yanmıyordu baba.”
“Nasıl ya?”
“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”
“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”
“Hadi ya! Sahiden mi?”
“Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.”
Babama sarıldım yıllar sonra.”
― Erken Kaybedenler
“Hangisini?”
“Otomatik yanan, sensörlü lamba.”
“Hayır.”
“Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.”
Önüme baktım.
“Neden kırdın?”
Cevap yok.
“Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…”
“Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?”
“Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.”
“Beni görünce yanmıyordu baba.”
“Nasıl ya?”
“Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.”
“E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.”
“Hadi ya! Sahiden mi?”
“Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.”
Babama sarıldım yıllar sonra.”
― Erken Kaybedenler
“Niye bu kadar sıkıyorsun kendini? Yeni tanıştığın birine her şeyini
anlatmaz mısın? Ben karşıma çıkan ilk insana, bütün hayatımı
anlatabilirim.” “Neden?” “Nedeni yok. Yani bence yok. Doktora
sorarsan, manik döneminde olduğu için der ama palavra. Ben her
zaman böyleyim. Bizi samimiyetin hastalık olduğuna inandırmaya
çalışıyorlar. İnanınca, herkes gibi olunca, aptallaşınca iyileşiyoruz…”
― Her Temas İz Bırakır
anlatmaz mısın? Ben karşıma çıkan ilk insana, bütün hayatımı
anlatabilirim.” “Neden?” “Nedeni yok. Yani bence yok. Doktora
sorarsan, manik döneminde olduğu için der ama palavra. Ben her
zaman böyleyim. Bizi samimiyetin hastalık olduğuna inandırmaya
çalışıyorlar. İnanınca, herkes gibi olunca, aptallaşınca iyileşiyoruz…”
― Her Temas İz Bırakır
“Öne çıktım, “Göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok” dedim. “Arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. Büyüdükçe öyle bir küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Sorar gibi baktı. Üstelemedim. Söylemekten vazgeçtiğim şeyler söylediklerimden daha fazla. Çünkü insanları üzmek istemiyorum.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“İnsan en az üç kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. Yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. Hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.
Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.
Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.
Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.
Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.”
―
Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.
Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.
Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.
Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.”
―
“Sonuçta sevilen her kadın güzel bir şarkıdır, bütün sözlerini hatırlayamazsın belki ama melodisi aklında kalır.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Anlaşılmayan inceliklerim yüzünden kabalaşmaya mecbur kalmaktan nefret etmişimdir.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“-Öğretmen zararlı olmasın dedi.
-Kitabın zararlısı mı olur?
-Bilmiyorum işte, zararlı olmayacakmış.
-Onun gibi öğretmenin ta amına koyayım!”
― Erken Kaybedenler
-Kitabın zararlısı mı olur?
-Bilmiyorum işte, zararlı olmayacakmış.
-Onun gibi öğretmenin ta amına koyayım!”
― Erken Kaybedenler
“Behzat Ç. gibi Ankara'da doğup büyüyen bir adamın duyup duyabileceği bütün sıkıntıların mimari karşılığı Ankara Adliyesi'dir.Kafka burayı görseydi, "Adamlar yapmış," deyip yazarlığı bırakırdı.”
― Son Hafriyat
― Son Hafriyat
“Okuduklarin yasadiklarini degistirir, degistirmese bile farkli bir gozle gormeni saglar.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“birileri yaşar, birileri ölür. arkada kalanlar yarım yamalak, paramparça ve halsiz. günler yalancı geceler günahkar. iyi misin dediler bir kere bile gerçekten nasılsın demeden. ben iyi bir adam olamadım. iyiler ilk görüşte tanınmaz.”
―
―
“Ben mutsuzluğa karşıyım,” dedim.
“Neden?”
“Çok fazla mutsuz insan var.”
―
“Neden?”
“Çok fazla mutsuz insan var.”
―
“şimdiki aklım olsa" paradoksu: Şimdiki aklım olsa öyle yapmazdım. Ama öyle yapmasaydım da şimdiki aklım olmazdı.”
― Hikâyem Paramparça
― Hikâyem Paramparça
“Madde 71. deliliğe giriş_Düşleri gerçek sanmaya başlarsan onlarda kusur da bulmaya başlarsın.”
―
―
“Beni boş ver. Konu ben değilim ki. Hiçbir zaman da olmadım. Asıl sen kimsin? Senin heyecanların neler, tutkuların neler, hayallerin neler? Şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? Seni karşılıksız seven insan kimdir, ne bok yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? Eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. Yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız kaldığında ufacık bir şey danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. Bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. Çünkü büyük bir tecrübeyle konuşuyorum, tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Ihtiyarligin en guzel yani su, agzina geleni soyleyebiliyorsun. Insanlar sadece guluyor.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan
hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim…” Rakel Dink.
23 Ocak 2007, Hrant Dink‘e Veda Konuşması’ndan…”
― Son Hafriyat
hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim…” Rakel Dink.
23 Ocak 2007, Hrant Dink‘e Veda Konuşması’ndan…”
― Son Hafriyat
“Sen gülünce ben de hemen gülüyorum. Sen ağlayınca ben de hemen bir sigara yakıyorum. Sen pazara çıkınca ben de en azından balkona çıkıyorum. Sen birşey sorunca biraz düşünüp cevap veriyorum; ama çoğu zaman yine yanlış oluyor, kimi zamansa susarak boş bırakıyorum o soruyu. Sen tartışmak isteyince bildiğim herşeyi unutuyorum. Sen, unuttun mu deyince zaten bildiğim bir şeyi tekrar hatırlıyorum. Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hala bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum.”
― Hikâyem Paramparça
― Hikâyem Paramparça
“O da seni seviyor mu?”
“Hayır, ne münasebet.”
―
“Hayır, ne münasebet.”
―
“Bir derviş ya da manyakoğlumanyağın teki değilseniz olayları küçültmeden ya da büyütmeden, oldukları gibi kabul ederek yaşayamazsınız.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. Perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. Eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.”
― Hikâyem Paramparça
― Hikâyem Paramparça
“Boşver, artık ne önemi var ki ne söylediğinin. Senin teleskopla baktığın günlere ben mikroskopla baktım. Senin hatırlayamadıklarını ben unutamayacağım. Bütün bunları konuşmak neye yarar o zaman, acıları daha da büyütmekten başka neye yarar, neye yarar dostum.”
― Deliduman
― Deliduman
“İntiharın yüceltilecek bir tarafı yok. Yani zamanı gelince, kusura
bakmayın arkadaşlar benden bu kadar demesini bilmeli. Shakespeare
doğum gününde ölmüş, ne güzel bir tesadüf! Ölümümden hiç kimse
sorumlu değildir, dolayısıyla herkes de sorumludur diyebiliriz…”
― Her Temas İz Bırakır
bakmayın arkadaşlar benden bu kadar demesini bilmeli. Shakespeare
doğum gününde ölmüş, ne güzel bir tesadüf! Ölümümden hiç kimse
sorumlu değildir, dolayısıyla herkes de sorumludur diyebiliriz…”
― Her Temas İz Bırakır
“Kendimizi özgür zannediyoruz oysaki sadece ipimizi biraz uzun bırakmışlar. Sınırlara gelince fark ediliyor bu. Dışarı çıkmak isterken kendini cama vurup duran yarı delirmiş karasinekler gibiyken. Sadece geceleri, yapayalnız ve yalınayakken anlaşılabilecek şeyler var.”
― Hikâyem Paramparça
― Hikâyem Paramparça
“Aklına Sezai geldi, tanıdığı en dürüst başkomiser, intihar ederken bile devletin kurşunu ziyan olmasın diye babasından kalan beylik tabancasını kullanmıştı.”
― Her Temas İz Bırakır
― Her Temas İz Bırakır
“Sonuçta Gizem hayatımı mahvetti. Haftada bir saat ders anlattı gitti, ben altı gün yirmi üç saat onu bekledim. Onu düşündüm.”
― Erken Kaybedenler
― Erken Kaybedenler
“Yazarların söylediklerinifazla ciddiye almamak lazım. Edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla dolu.”
― Hikâyem Paramparça
― Hikâyem Paramparça
“Kimse kimseyi mutlu edemez. Mutluluk sadece gasp edilebilir bir şey. Hayatın boyunca mutlu olduğun anları toplasan, on beş yirmi dakikadan sonrası haksız kazanç gibi gelir.”
― Hikâyem Paramparça
― Hikâyem Paramparça




