Oğuz Atay Quotes

Quotes tagged as "oğuz-atay" Showing 1-30 of 30
Oğuz Atay
“Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boşuna mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Hayata dayanamayan her insan gibi yapılır oyunda:-mış gibi yapılır.”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“Geçmiş zamandan sıyrılıp,şimdiki zamana bir yerinden tutunmak istedi.”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“Ben öyle yerlere varmıştım ki hayalimde bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim. Hayır benimle başa çıkılmaz beni bırak Günseli. Herkes için öyle hayaller kurdum ki senin için de bir kurmaya başlarsam...

Bak Günseli düşün beni tanıdığın kadarıyla seviyorsun, bir bilsen bilmediklerinin yanında bildiklerin ne kadar az yer tutuyor. Belki ben öyle esaslı bir adamım ki, her şeyimi bilsen aşkın da korkunç olacak ben dayanamayacağım.

Sonra birden suratını asardı. Bunların doğru olmadığını içimde bir yerde biliyorum.

Belki tanıdıkça benden uzaklaşacaksın. Belki ben, tanıdığın kadar bir şeyim. Geride bir şey yoktur ben de kurcalamak istemiyorum altından bir yokluk, bir hiçlik çıkarsa, sen belki dayanırsın buna, fakat ben dayanamam, yaşayamam.

Müsaade edin bana hayattan ayrılıyorum, kendi isteğimle ayrılıyorum.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Hayat, düşünceleri tutan bir hapishanedir. İnsan, can sıkıcı bir saç demetidir, ben de akılsız bir robotum…”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Dünyaya alışmamış ve alışamayacak adımlarla yürüyorlardı..”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“Kendini birdenbire üniversitede bulmak, Selim'e dokunuyordu. "Üniversiteye girişimin hikayesi aslında daha aptalca olduğu için, bu açıklamaya şükretmelisin gene. Gerçek durum daha acıklı: lisede iyi bir öğrenci olduğum için zor bir meslek seçmeliydim. Bu nedenle mühendis olmaya mecburum. Bu açıklamayı daha çok mu beğendin ?" Bütün ümidi, Dostoyevski gibi, mühendis olduktan sonra istifa etmekti. Hangi görevden istifa edecekti? Bilmiyordu. Babasıyla her gün kavga ediyordu. Üniversiteye girişinden onu sorumlu tutuyordu. "Dağlara kaçacağım" diye bağırıyordu babasına: "Hepinize bu üniversiteyi bitirebileceğimi, hem de kırıntılarımla bitirebileceğimi göstereceğim. Siz de, onlara da göstereceğim." Kimdi onlar? Bilmiyordu. "Böyle olmama sebep olanlar," diyordu. "Her çağımda isimleri değişen ve aslında hepsi birbirinin aynı olanlar. Onlar işte!”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

“Ben Bilge’yi istiyorum albayım. Belki kızacaksınız ama, onunla her şey başka türlü oluyordu. Siz şimdi ağladığıma bakmayın aslında böyle hissediyorum.

Bilge’ye de bunu söyledim mi yoksa? Galiba, biraz başka türlü anlattım ona. Dedim ki: Bilge, aklını başına topla, beni yalnız bırakma Bilge, Bilge, neden beni yalnız bıraktın? dedim sonra.

Bilge bana dön. Bir daha seni üzmeyeceğim. Bir gölge gibi dolaşacağım çevrende.”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“(..)
Sonra Nazlı’yı kaybettim. Şimdi bazen düşünürüm: Ne olurdu, aramızda her şeyi konuşmuş olsaydık. Nazlı bana evden ayrıldıktan sonra nasıl yaşadığını anlatsaydı, neden birdenbire kaybolmak istediğini açıklasaydı. O kadar sevdiğim karımın hayatına ait bir kısmı, hiç bir zaman bilemedim. Sanki iki yıl, Nazlı hiç yaşamadı bana göre. Biliyorum, denebilir ki, üzücü olaylarla karşılaşacaktı; insan, belki de hiç istemediği sözleri duyacaktı. Olsun; hiç bilmemekten, bir insan hayatının o kadar yılını hiçe saymaktan daha iyidir herhalde. Onun iki yılını yok saymakla, onun bu yıllarda neler hissettiğini bilmek istememekle, çok sevdiğim bu insana da bir bakıma hürmetsizlik etmiş oldum.
(..)”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

“bat dünya bat!”
Oğuz Atay - Tutunamayanlar

“Hep tetikte olacaksın, hep ilerisini düşüneceksin: Sabah olmadan öleceksin ki cenazen öğle namazına yetişsin.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

“Neden sadece bir hayal ürünüsün olric? Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.”
Oğuz Atay - Tutunamayanlar

“İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“Üniversiteyi sevmiyordu. Orada geçen zamanından söz açmayı sevmezdi : "Bir kere başladık, bitireceğiz" derdi. "Bir kere doğduk, yaşayacağız. Üniversiteyi bıraksam ne olur? Hiç. Bırakmasam? Gene hiç. Hiç olmazsa adam oldun derler fakülteyi bitirirsem; yakamı rahat bırakırlar." Üniversiteye hangi düşünceyle girdiğini bilmiyordu. "Liseyi yeni bitirmiştim Esat Ağabey. Diplomamın mürekkebi kurumamıştı. Yolda yürüyerek, diplomamın mürekkebini kurutmaya çalışıyordum rüzgarda. Kocaman bir taş binanın önünden geçerken, gençlerin kapı önünde kuyruk olduğunu gördüm. Merakla yanlarına yaklaşarak, ne dağıtıldığını sordum. O günlerde, kahve karaborsaya düşmüştü de. Bu sırada arkadakiler kapıya yüklendi: kalabalıkla birlikte içeriye sürüklendim. Yarı baygın bir durumdaydım: çok sıkıştırıyorlardı. Nefes alamıyorudum, sesim çıkmıyordu. Neler yaptığımı hangi odalara girdiğimi, ne konuşup, elime verilen kağıtlara ne yazdığımı hatırlayamıyorum. Yalnız, bir adamın elimden diplomayı aldığını hayal meyal gördüm. Ona karşı koyacak gücüm kalmamıştı. Dışarı çıkarken, hademe elime bir kağıt tutuşturdu: tebrik ederim, üniversiteye kabul edildin dedi, bahşişimi ihmal etme.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Annem de, babam da bana gerekli eğitimi vermediler. Yaşamak için demek istiyorum. Bana yaşamasını öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. Ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. İnsan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı. Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da, anormal dediler.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Alışkanlıktan başka bir şey bilmedikleri için, sizin de yokluğunuza alışacaklardır.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

“Yalnızlığın dinini yayıyordum.”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

“İnsan bazı güçlüklerden, ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor albayım.”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“Selim Işık tek ve Türk. Ve duygulu, amansız.
Sabırsız ve olumsuz, yaşantısında cansız
Sanılırdı; gerçekti, hayır gerçek değildi.
Tutunamayanların tarihine eğildi.
Kelime ve yalnızlık hayatın tadı tuzu
Kucaklamak isterdi ölümü ve sonsuzu.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

“Damat sevgisi, albayım, insan sevgisine oranla çok kısa sürüyor.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

“Allahın cezası kulak! Her şeyi duyuyor.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

“Az şiddet, şiddetlerin en kötüsüdür.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

“İnsanlar, tam kötülüklerinden temizlendikleri ve ileride kurulacak yumuşak dünyada yer almaya hak kazandıkları sırada ölüyorlardı.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

“Bütün işlerimizi böyle düzenleyebilseydik albayım, gece yatısı adetimize rağmen gene de İngilizleri geçerdik.”
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay
“Ve biz onlara diyeceğiz ki:
Hesaplaşma günü geldi. Şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. Biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. Ve çıkarlarınıza baktınız.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

“Bana kötü bakmıştınız. Okurken sayfalarımı buruşturmuştunuz.”
Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar

“Beni de al Selim; ölümden, unutulmaktan öteye götür. Birlikte tutunamayalım.”
Oğuz Atay - Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde oturuyorsak da gene acınacak durumda olan bizleriz. Esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu; sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. Sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk. Ayrıca, dünyada gereğinden çok acıma olduğuna ve bizim gibilerin ortadan kaldırılmamasının sizlerin insancıl duygularına bağlandığına inanmıştık.”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Oğuz Atay
“Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. İnsan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa. Çok fazla da üzülmüyordu. Duyuların zayıflıyor mu oğlum Turgut? İçindeki o tarifsiz, kuvvetli duygu, başka duyguları körleştiriyor mu? İnsanlar! Neden kaybolup gitmeme seyirci kalıyorsunuz? Benden ne kötülük gördünüz? İnsanlar, duygusuz bir telâşla kaçışıyordu. Çok zayıfladım insanlar! Belki de kaçmak istediğim bir işe farkına varmadan sürüklüyorsunuz beni. Oysa, ne kadar korkuyordum beni tutmanızdan. Ne kadar tutucu görünüyordunuz. Ne hileleriniz vardı. Ne kadar zayıf bağlarla bir arada tutuyormuşsunuz toplumu. Benim ayrılmama seyirci kalmanız ne kadar dehşet verici. Sonra, durum artık saklanamayacak bir şiddet kazanınca, şaşırmış görüneceksiniz. Sahte bir şaşkınlık göstereceksiniz. Sizi hesaba katıp yola çıkanları büyük hayal kırıklığına uğratıyorsunuz. Ne diyeyim? Siz beni tanımıyorsanız, ben de sizi hiç bilmiyorum. Buna da üzülmüyorsunuz. Daha beter olun!”
Oğuz Atay, Tutunamayanlar

Elias Canetti
“Körlük, zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında, sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur. Evrende egemen olan kuram, körlüktür. Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yanyana bulunabilmelerine olanak tanır. Zamanın artık çekilmez olduğu, taşınması olanaksız bir yüke dönüştüğü noktada koparılabilmesi, ancak körlüğün yardımıyla düşünülebilir. Bu konuda en canlı örnek, çiçeksiz bitkilerin üreme organlarıdır. Elverişsiz yaşama koşullarının içinde bulunduğu sürece bu organlar, kalın zarlara sarınır, körlüğün koruyucu örtüsüne bürünür; ta ki elverişsiz koşullar ortadan kalkana dek. Ondan sonra organ, kendini savunabilmek amacıyla körlüğün karanlıklarına sığınmış organ, örtüsünü atar ve bir avuç yaşam niteliğiyle ortaya çıkar. Süreklilik niteliğini özünde taşıyan zamandan kaçabilmenin tek yolu vardır insanoğlu için: Arada sırada zamanın akışına gözlerini kapamak ve böylece görüldüğünde bize yabancı, itici gelmemesi için onu taşınabilir parçalara bölmek.”
Elias Canetti