Goodreads helps you follow your favorite authors. Be the first to learn about new releases!
Start by following Bilge Karasu.

Bilge Karasu Bilge Karasu > Quotes

 

 (?)
Quotes are added by the Goodreads community and are not verified by Goodreads. (Learn more)
Showing 1-30 of 66
“Okur kitap arar ama, kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm. Açıklanabilir bir şey söylemiyorum belki, ama "rastlantılar"ın çoğu, açıklayamadığımız için rastlantı görünmez mi?”
Bilge Karasu, Ne Kitapsız Ne Kedisiz
“... Bu yol bitmez herhalde. İnsan ölür, o yolun bir yerinde kalır. Ama bu yolda ilerleme gücünü veren şey, bir şeyler yapmak dediği şeyi yapma gücünü veren şey, inançsa, Andronikos daha yolun başında yaya kalmıyor mu? İnanç değil de başka bir şey olabilir mi bu gücü veren?...”
Bilge Karasu, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı
“Anlamaktan sonra gelen bir hal vardı: Kavramak. Anladığının bütün ağırlığını beyninde duymak, ellerinde, kollarında, damarlarında duymak.”
Bilge Karasu, A Long Day's Evening
“Düşündüğüm bir şey daha var;
Sevmenin simgesel olarak da, gerçek olarak da yemekten başka bir anlama gelmediği...”
Bilge Karasu, The Garden of the Departed Cats
“Bir zamanlar kediymişim ben Halûk. Sonra, herhalde kediler arasında işlenebilecek en büyük suçu işlemişim ki dünyaya bir daha gelişimde insan olmak cezasına çarpılmışım...”
Bilge Karasu, Altı Ay Bir Güz
“Serüven seven adam, tek başına yaşayabilir, tek başına yaşamak için yaratılmıştır. Çocukluğunda, az mı gemici, balıkçı öyküsü dinledi... Şimdi, o gemicileri, o balıkçıları gerçekten anlayabiliyor. Kendini düşünüyor; yalnızlıktan, başkalarıyla ancak istediği zaman görüşmekten, istemediği zaman başkalarından kaçmaktan hoşlanıyor. Ama yalnızlıktan hoşlandığı, yalnızlığı aradığı halde, asıl sevdiği, asıl aradığı, asıl kalabalık içinde bulunduğu, kalabalıktan uzak olmadığı bir sırada, bu kalabalıktan ayrılabilmek, yalnız kalabilmek, başkalarının yanından çekilmek, istediği için tek başına durabilmek... Farkında bunun. Yalnızlık zorunlu bir durum olmadığı zaman daha çok hoşlanıyor. Ama bir şey daha var bu duyguların içinde. Bir şey daha. Anlatılması güç... Sanki başkalarının varlığı uzaktan da olsa kendini sezdirmedikçe, Andronikos, bir türlü rahat edemiyor. Kendilerinden uzaklaşmak için de olsa başkalarının varlığı kendisine gerekli. Öyle bir şeyler, öyle bir şeyler dönüyor kafasında... Hep başkalarının varlığı gerek bu yalnızlığına. Şimdi ise, gerçekten yalnız, şehirden uzak, gerçekten tek başına kaldığı şu anda, şehirdeki yaşayışı, şehir yaşayışının küçük alışkanlıklarını arıyor; aradığının farkında; aramaktan korkuyor. Çekidüzen vermek istiyor kendine. Barınağı düşünüyor. Suyu, yiyececği düşünüyor.”
Bilge Karasu, A Long Day's Evening
“Nicedir sisin içinde yürüyorum. Düşüncelerimin bu yola girmiş olması boşuna değil. Sis demek, biliyorum, doruğa yaklaşmakta olmak demek.”
Bilge Karasu, The Garden of the Departed Cats
“Arkadaşlıklarda, dostluklarda, sevgilerde, karşısındakini ele geçirilecek bir ülke gibi görenler vardır. Tedirgin eder beni böyleleri. Dedikodu gibi olmasın, Yılmaz öyledir. Onu çocukluğundan bu yana tanıyor, kendisiyle yıllardan beri düşünce alışverişinde bulunuyor olmaklığım, beni, başkalarıyla ilişkilerinde çok gördüğüm bu tutuma alıştırdı. Saygılı bir barış durumudur aramızdaki.
Buna karşılık, karşısındakini tanımak isteyen, karşılıklılık gözeterek biribirilerini biribirilerine açan, veren insanların yakınlıkları, destek görmelidir; hiç değilse, benden...
Bir de pattadak çıkagelenler vardır, senden istediğini senin rızanla alan, seni kendine bağlamasını başaranlar vardır... Günün birinde geldikleri gibi giderler. Ya alacaklarını aldıkları, bu da kendilerine yettiği için... Tabii, bu durumda, ilk öbektekiler gibi davranmış olurlar: Yağma bitmiştir... Ya da sen onlara, kabul etmek istemedikleri bir ölçüde bağlandığın için. Yani "başkası yağmalanır ama ben, başkasının kullanabileceği bir toprak değilim," türünden bir tutum... Senden uzaklaşırken senin ne düşündüğünü hiç merak etmezler...”
Bilge Karasu, Kılavuz
“Tuhaf değil mi, kurtarmak istediği şeyi kurtarmak için ne gerekiyorsa yaptığını sanan kişinin, ömrünün sonunda o şeyi boğmakta en büyük payı kendi eliyle getirmiş olduğunu anlaması?”
Bilge Karasu, A Long Day's Evening
“Kaygı da korku gibi kendi memesinin oburudur.”
Bilge Karasu, Kılavuz
“Yazı kendini söyler, söylemediğini yok eder. Bir de, ara bir yol olarak, yok ettiklerinin bir bölüğünü sezdirebilir. Sezdirdikleri "var" değildir ama "yok" da değildir.”
Bilge Karasu
“Kendimi bir ona göstereceğim. Bir ona göstereceğim, çünkü, bir yerden yırtılmamış bir gizliliğin de tadı yoktur.”
Bilge Karasu, Night
“Seninle her yere giderim" diyordu balıkçı. "Ama hazır değilsem bir şeye, seninle bile gitsem, neye yarar?”
Bilge Karasu
“Yazı yazmak, konuşmak, etmek eylemek, bizleri,bu (yadırgayıp durmaktan öteye geçemediğimiz)düzen yokluğuna alıştırmayacaktır.”
Bilge Karasu, Night
“Ama nasıl birtakım topraklar üzüm, birtakım sular lüfer yaşatıyor, üretiyorsa, birtakım kentler, birtakım insan toplulukları da kahraman yaratıyordu. Kendisinin kahraman olmaktan kaçınması, kahraman olmamak için bütün gücünü kullanmış olması, gerçekte bir şey değiştirmezdi. Önemli olan, kahraman yetiştiren bu kentlerin, bu insan topluluklarının onları yetiştirmez duruma gelebilmesiydi. Onları yetiştirmeği gereksinmemesiydi. Ama böyle bir şey nasıl olur, ne zaman olur? Bunu kimse bilmiyor daha.”
Bilge Karasu, A Long Day's Evening
“Bitmezdi bu. Aynalarda çoğalır gibi çoğalıyorum; yorgunluğa, öfkeye, üst üste yığılan tersliklere vermeli bunu.”
Bilge Karasu, The Garden of the Departed Cats
“Anılar, belli bir okuyuşun sağlayabileceği anlamları taşır ancak. Anahtarı yazılmadıkça birtakım benekler olarak kalan notalar gibi.”
Bilge Karasu, Narla İncire Gazel
“İç temizlemeler gene işe yarıyor; kızdıkları biraz sonra karşısına çıktıklarında onlara gene yılların sevgisiyle yönelebiliyor, ilişkisini sürdürüyor. Ama hesaplaşmalar arttıkça, eşini dostunu da, kendini de, tartıp ölçtükçe, ilişkilerinde birtakım ayıklamalar, ayarlamalar yapma gereğini de duyuyor. Kızıp durduğu ama hala sevdiğini sandığı bir kişi, karşısına, uzun bir görüşmeme süresinden sonra, yeniden çıktığında o insanın kendi için artık kapatılmış dosyalar rafına kendiliğinden kalkmış olduğunu kavrıyor; ne yalan söylemeli, seviniyor öyle olmasına. Ölüleri taşımak kolay değil; hele öldüğünü fark etmeden, diri diye birini yıllar yılı gönlünde taşımak... Pis iş, diyor.”
Bilge Karasu
“Güneşin doğduğu yer nasıl bilinmiyorsa, güneşin battığı yer nasıl bilinmiyorsa, buna karşılık bu güneşin dağların ardından çıkışı ile dağların ardına düşüşü arasındaki yolu az çok biliniyorsa, hele tepenizde durduğu zaman bu güneş nasıl bu dünyada bilinen birkaç, iyi bilinen birkaç şeyden biriyse, o yürüyüşün de başlangıç noktası ile bitim noktası sisli birtakım yeşilliklerin buğulu unutulmuşluğu içinde eriyor, ama ortasına yaklaştıkça, o yürüyüşün en parlak anı, öğle vakti, doruk noktası olan tepeye yaklaştıkça anılar aydınlanıyor, tepenin doruğunda hiç erimeyecek bir buz parçasının keskin aydınlığı içinde o yürüyüş, deniz kollarının birleştiği noktada, bütün öbür anılara meydan okuyan bir ölümsüzlüğe kavuşuyor.”
Bilge Karasu, A Long Day's Evening
“Önce yatanların arasında dolaştı, sonra dış avluya çıkıp nöbet tutanlara baktı bu adam. Genç sayılır daha; saçı sakalı ağarmamış, omuzları çökmemiş, belini dik tutuyor. Ama uyuyamadığına da bakılırsa, gençlikten epey uzaklaşmış olmalı.”
Bilge Karasu, The Garden of the Departed Cats
“Yaşamayı eskitmekten
Eskitmek için kullanmak gerektir bir şeyi, herhangi bir şeyi
Yaşamayı tüketmekten
Bu da öyle, tüketmek için başlamak gerekir
Yaşama sanki hiç gelmeyecek, erişmeyecek bir bayram gibi, bir
Belki, belki bu yoldan giderek
Bir bayram nasıl beklenirse
Belki bu yoldan giderek bir şeye varacak
Bir bayrama nasıl hazırlık yapılırsa, nasıl, yaşamanın bütün kaygıları, işleri, oruçları bayrama yönelirse, o kaygılar, o işler, o oruçlar nasıl o bayramda gerekliklerinin doğrulanışını bulursa
Ama bayram gelirse
Burada duruyor. Bayram, gelirse...
Ama bütün bir ömür bayram hazırlığıyla geçer de o bayram gelmezse...”
Bilge Karasu, A Long Day's Evening
“Oysa böbürlenmek neye yarar? Ölümün eşitleyiciliğini unutmaya, olsa olsa.”
Bilge Karasu, Ne Kitapsız Ne Kedisiz
“Gazete okurken, birileriyle konuşurken, anlatılan, iletilen acılar, kötülükler, cinayetler karşısında, ölümler, kıyımlar, kırımlar karşısında içi oynaması gerektiğini duyduğu halde gönlünden herhangi bir kıpırtı, herhangi bir ürperti geçmeyenler vardır. Bundan ötürü kaygı duyarlar. Kimi ise herhangi bir şey duyması gerektiğini de düşünmez, herhangi bir şey de duymaz; bundan ötürü kaygılanmaz, kaygılanmayı anlayamaz... Taş yürekli falan değildir bu insanlar; imgeleme güçleri, kendi dertlerinden, acılarından, gözle görülüp elle dokunabildiklerinden ötesine erişmemektedir, o kadar. Aynı kişiler ağlayan bir çocuğun resmi karşısında, sıradan bir film, bir öykü, bir oyun karşısında içlenir, üzülür, ağlar. İmgeleme güçleri ancak bir tür somutluk karşısında kıpırdanır, canlanır. .......

Bir yaşam bilişsizliğidir bu. " Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" dedirten, kişinin kendine yakın bulmadıklarının acısı karşısında - gizli de kalsa- bir "oh olsun! dikkat edeydi ya" duygusu bile uyandırabilen bir bilisizlik. Bir kafa yoksulluğudur bu. Okumasını öğrenmiş ama yaşamadığının farkına varamamışların, bir insanın birçok yaşamı yan yana sürdürebileceğini usu almayacaklarının yoksulluğudur bu...”
Bilge Karasu, Night
“Masallar, alışılagelmiş bir düzen içinde
(gerçekte, her gün yineleyip durduğumuz birkaç devinime bile alışık olduğumuz söylenemez ya, birtakım temel olguların -kabaca da olsa- yineleneceğini düşünegelmenin yaşamı kolaylaştırır gibi olmasından başka bir dayanağı yoktur bu "alışılagelmiş"in)
alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın
(yaşamın inişli yokuşlu akıp gittiği imgesine gereğinden çok bel bağlarız, unutmamalı)
alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın bir yerinde, bu düzen, bu alışılmışlık dokusunun yırtılıvermesinden ortaya çıkmıştır hep.

Bilgiyi ne için kullandığını unutanlar, güçsüzlüğünü güç sananlar, sevgiyi bayatlatanlar bu dokuyu yırtarken,
korku, ördüğümüz duvarların her iki yanında da, duradurur.”
Bilge Karasu, The Garden of the Departed Cats
“Dışarıdan bakan birinin dalgalı dalgalı göreceği yüzünde, merak izi bile bulamayacağı, umut izi bile sezemeyeceği yüzünde, salt gözleri canlıdır sanki adamın. Gökyüzüne bakar. Bugün belki güneş çıkmıştır diye, çıkacaktır diye. Bugün olmazsa yarını var bunun, daha öbür günü var. Ama pencerenin önüne geldiğinde, kesinlikle bildiği şu oluyor: Güneş bugün de çıkmayacak, görünmeyecektir…
Oysa, daha yatağındayken, ışığın değiştiğinin farkına varmadıkça, pencereye gittiğinde güneşi görebileceğini nasıl aklına getirir bu adam? Daha önce de söyledik. Tuhaflıkları, gariplikleri var bu kişiceğizin… Umudu yüzüne bile çıkarmadan, biraz da alıkça, gönlünde besleyip duruyor…”
Bilge Karasu
“Sevgi görmemiş olan, sevgi gördüğünü güneşe çıkıp soluyan bir kertenkele hazzı ile anlatana biraz kızar. Çoğu zaman düşünülmeyen şey şu: İnsan, sevgi görmüş ya da görmemiş olabilir ama önemli nokta, sevgi gördüğü ya da görmediği yolunda beslediği düşüncedir.”
Bilge Karasu, Altı Ay Bir Güz
“Çevreme bakmamam gerek. Beni iteni görmemeliyim.

Tren geldi, bindim. Kimse itmedi beni.

Direniyorum. Olmuyor.”
Bilge Karasu, Night
“Ustası karşısında yitip gitmek üzereyken...Bekliyordu.Ustanın son adımı atmasını bekliyordu hâlâ.Ustası,orta ipin altındaki halkaya tutunmuştu bile.Ama seyircilerin çepeçevre sardığı,ince kum döşeli oyun alanı kendisine hızla yaklaşırken,bağırtıların,çığlıkların içinde seçemedi ustasının "vah şaşkın oğlum" diyen sesini.İşitemedi.”
Bilge Karasu, The Garden of the Departed Cats
“Bir olanaksızlığa inanmak istemeyebilir kişi, ama onu kabul etmek gerekince de içi parçalanmadan yaşamını sürdürebilir.”
Bilge Karasu, Gece
“Seni gördüğüme ne kadar sevindiğimi de söyleyeceğim bir kez daha. İşte bu kadar, duracağım artık. Olmuyor! Bazı şeyler gözlerden, yürekten kelimelere geçince çok aptalca görünüyor.”
Bilge Karasu, Jean ve Gino'ya Mektuplar

« previous 1 3
All Quotes | Add A Quote
Kılavuz Kılavuz
615 ratings
Gece Gece
1,398 ratings