Tragedya Tragedya > Tragedya's Quotes

Showing 1-30 of 1,554
« previous 1 3 4 5 6 7 8 9 51 52
sort by

  • #1
    Laurell K. Hamilton
    “Bir an gelir birini seversiniz. O iyi ya da kötü olduğu için hissetmezsiniz bunu. Sadece seversiniz. Bu sonsuza dek birlikte olacağınız anlamına gelmez. Birbirinizi incitmeyeceğiniz anlamına da gelmez. Yalnızca seversiniz. Bazen olduğu kişiye rağmen, bazense olduğu kişi yüzünden. Ve onun da sizi sevdiğini bilirsiniz. Kimi zaman sırf siz olduğunuz için, kimi zamansa size rağmen.”
    Laurell K. Hamilton, Incubus Dreams

  • #2
    İlhami Algör
    “Eğer ortak bir hikayenin içinde isek” dedim, başka kimse olmadığı için kendime, “o nasıl şahsi kalabiliyor ya da bende eksik olan nedir? Yani nedir, mesele nedir?”
    -
    Ayrıca ben yorulmayı sevmez, gerekliliğine inanmaz, inanan ve yorulanlar ile karşılaştığımda bunu belli etmez, fakat bir yandan da onlarda eksik ya da fazla olanın ne olduğunu düşünürdüm.
    -
    Sorularda iyi cevaplarda tutuktum. Bu tutukluk uzun kirpikli kuş çizimlerine yarıyor, kuş her defasında biraz daha renk ve ayrıntı kazanıyordu. Bir gün “kışşt” desem uçacağı fikri geldi. Fikir, kafayı yemekte olduğum hissiyle kol kola geldi. Sarardım.
    “Takılma,” dedi bir ses, “yürü, yürümek durmaktan iyidir.”
    -
    Bir gün kapı zili çalmış da açmıştım, güzeller güzeli, çilli muzır bir velet kapıda belirmiş, “Buyurun, kimi aradınız?” diye sormuştum, o da “Beni annem gönderdi.” demiş, ben de çocuğun yanlış zili çalmış olabileceğini düşünmek yerine, tanıdığım kadınlardan hangisinin çocuğa benzediğini…
    -
    “Kendi Başına Davranabilen Kahraman Hali: Denendi. Fakat henüz başarılamadı.”
    -
    Her pencerenin ardında bir televizyonun ışığı deli danalar gibi dönüp duracak, her sabah giden insanlar, her akşam dönecekti. Onlar gidip geldikçe “Nedir, mesele nedir? şeklinde bir soru kafamı karıştıracaktı. Garip rüyalar görecek, ay ile konuşacaktım. “Hayat hakkında fikrim yok” diyecektim kendi kendime.
    -
    Söz ettiği şeylerin birbirleri ile bağlantısı yoktu. Bir fikirde durma nedeni, sanki başka bir fikre geçmek içinmiş gibi, sonsuza kadar konuşacakmış hissini veren bir ritm ile akar, akmayıp uçuşurdu.
    -
    Memleketimin ovaları, kırları, ana vatan, baba ozağı gibi kelimeler kullanarak yaklaşık yarım saat süren tek cümleyle direnebilirdim. Clodin, “Karar ver artık,” diyebilirdi, “ana kucağı mı benimki mi?”
    -
    Soruyu alıp deniz kıyısına gidemezdim. Şimdi ve burda cevap vermek gerekirdi.
    -
    “Güzel konuştun.” dedi., “bunun dansı nasıl olur?”
    “Yerim dar.”
    -
    “Gidelim mi, kalalım mı?”
    “Kalıp ne yapacağız?” dedi, “bari zıplayalım da hareket olsun.”
    -
    Stella giderken gerçeğini de beraber götürüyor olabilir. Bu sadece bir gemi adıdır ve söylenen şey, kaptan ile belki, hatta piyanist ile büyük ihtimalle, fakat gemi ile biraz zor olabilir.
    -
    Bizim için gidiyor olan ise, gittiği yer için geliyor olabilir. Bu durumda gittiği yere gidip orada bekleyebiliriz.
    -
    Mesele buydu, bu böyleydi. Derinden hissettim. His gitti, rahat ettim.
    -
    Nereden baksam birkaç saatim vardı. Nereden baksam acaba?
    -
    Bir uçurtma için en güzel uçuşun ipi kopukken olabileceğini düşünürdüm. Bazıları buna “düşme hali” diyebilirdi.
    -
    Ondan söz edildiğinde, asla doymayacak bir kuyu açlığıyla dinlemenin ve dolup dolup gecelerioyalanmak içişn eşşek kulaklı bir kralın hikayesini sabahlara kadar ezberden tekrar etmenin nasıl bir şey olduğunu bilmeyebilirlerdi. Sorsalardı söylerdim. “Vallahi” derdim “ben de bilmiyorum bu kadar derine tüpsüz nasıl daldığımı göğsümde bir ağırlık hissetmeden.”
    -
    Annem bana gerçekleri kabul etmesini, hayat ise onlardan kaçmasını öğretmiş olabilirdi.
    -
    Beni duymayabilirdi. Ben duyulmadığım yerlerden gitmek hastaığına tutulmuş olabilirdim. Tedavisi kırk beş derecelik sıvılarda boğulur gibi yapmak olabilirdi. Deneyebilirdim.
    -
    Kapı kilidinde anahtar önder, altıma yapardım? Kızlar yurttaşlık bilgisi kitabını açar, ben kafiye uğruna camdan kaçardım?
    -
    “Ben gidiyorum” dedim birdenbire.
    “Nereye?” dediler
    “Bilmem” dedim “içimden geliyor.”
    -
    Tezgah sesleri gidince, var olduğu mekanın duygusu da gidecek, ‘han’ın ve dokumacının varlığından kuşkuya düşecektim.
    -
    “Aslında ben size taş kuşu sormak istiyordum fakat hikaye kendi başına akıyor ki başka soru sordum.”
    -
    “Bu kadar kayıptan sonra geriye kalan nedir ve hakikaten nedir, mesele nedir?”
    -
    Pencereden bakan, içine kapalı biri olmuş, içinde dolanıp durmuş, kendine dolaşılacak bir iç yapmış, tırtıl olmuş kendine koza yapmış, vazgeçmiş kelebeklikten orada kalmış…”
    İlhami Algör, Albayım Beni Nezahat ile Evlendir

  • #3
    “erkeklerin yüzde 6’sını, kadınlarınsa yüzde 1’ini etkileyen ileri sosyopatinin nedeni bilinmiyor. Bu rahatsızlık çocuklukta başlar. Yangın çıkaran ya da hayvanlara işkence eden çocuklar sosyopattır. Bu durum yetişkinlikte de kronik yalancılık ve aldatma şeklinde devam eder ve ömürboyu sürer. Antisosyal kişilik bozukluğunun şiddetine bağlı olarak semptomların bazıları ilaçlarla, psikoterapiyle veya her ikisiyle tedavi edilebilir. Ancak sosyopatinin derecesi ileriyse tedavisi yoktur.”
    Anonymous

  • #4
    “Ah şu modern psikanalistler yok mu! Dünyanın parasını alıyorlar insandan! Benim zamanımda beş Mark’a Freud’un kendisi tedavi ederdi sizi. On Mark’a hem tedavi eder hem de pantolonunuzu ütülerdi. On beş Mark’a Freud kendisini tedavi etmenize izin verirdi… ki buna istediğiniz iki çeşit sebze de dâhil olurdu. WOODY ALLEN”
    Anonymous

  • #5
    Clifford Geertz
    “Geçmişle ne yapılacağını bilmek zordur. Bu fantaziyi ne kadar kurarsanız kurun, veya hatırlarken ne kadar ağır nostalji hissederseniz hissedin, içinde yaşayamazsınız. her ne kadar gösterici, önerici veya tehlike habercisi olsa dahi ondan geleceği öngöremezsiniz; gerçekleşmesi yakın şeyler sık sık olmaz, ipucu vermeyen şeyler sık sık gerçekleşir. Bence, tarihten, sosyal olaylara evrensel olarak uygulanabilecek kanunlar, ölçülebilir sonuçları belirleyen demir zorunluluklar çıkaramazsınız, bunu yapmayı amaçlayan teşebbüsler nafile oldukları kadar bitmez görünse de. İçinde, mutat varoluşun belirsizliklerini çözecek ve umumî davranışın paradokslarını dindirecek ebedî gerçeklikler de bulamazsınız, ya da yine ben bulamam; doğrusu, ana senaryolar yoktur. İşe yararmış gibi görüdnüğü tek şey (belki de birincil olarak, sırf insanların neler anlattığını takdir etmenin yanında) insanın çevresinde neler olduğunu biraz daha az anlamsızca algılamak, gerçekte olanlardan görüntüye girenlere biraz daha bilinçlice tepki vermektir. Geçmişle ilgili klişelerin hepsi; özsüz olduğu, bir kova kül olduğu, başka bir ülke olduğu, geçmiş bile olmadığı, eğer hatırlanmazsa tekrarlanmaya mahkum olduğunuz, cennete doğru geri geri giderken önümüzde biriken enkaz olduğu... arasından işe yarar gerçeğe en çok yaklaşanı Kierkegaard'ın "hayat ileri doğru yaşanır ama geriye doğru anlaşılır"ıdır.”
    Clifford Geertz, After the Fact: Two Countries, Four Decades, One Anthropologist

  • #6
    “Özgür bir insanın kararlarının akılla bağlantılı olduğunu savunan alışılageldik görüşler, Zohar' ın deyimiyle... seçim ve özgürlüğün doğasını görmezden gelmemize neden olmuştur.
    Çağdaş fiziğin tanımladığı özgürlük, aklımızın gücüne bağlı bildik inanç sistemimize hiç de uygun değildir." Aldığımız kararlara eşlik eden "niçin" in "çünkü" sü yoktur.

    Tam tersine, "çünkü" yü açıklayan mantığın oluşmasına neden olan şey, yapmış olduğumuz seçimdir ve bir seçim yaparken o seçimi yapmamıza bir de neden yaratırız.
    Seçim,Kierkegaard' ınn vaktiyle "kader sıçraması"dediği yoğun bir özgürlük anında yapılmıştır. Bu nedenledir ki varouşçu psiyikaytri "neden"lerle değil, "nasıl" varolmakta olunduğu"yla ilgilenir.

    Engin Geçtan - Hayat”
    Engin Geçtan - Hayat

  • #7
    Makoto Shinkai
    “It must really be a lonelier journey than anyone could imagine. Cutting through absolute darkness, encountering nothing but the occasional hydrogen atom. Flying blindly into the abyss, believing therein lie the answers to the mysteries of the universe.”
    Makoto Shinkai, 秒速5センチメートル 1 [Byousoku 5 Centimeter 1]

  • #8
    Makoto Shinkai
    “And right then it felt like I finally understood where everything was, eternity, the heart , the soul. It was like I was sharing every experience I'd ever had in my past 13 years. And then, the next moment, I became unbearably sad. I didn't know what to do with these feeling. Her warmth, her soul. How was I supposed to treat them? That, I did not know. Then right then, I clearly understood that we would never be together. Our lives not yet fully realized, the vast expanse of time. They lay before us and there was nothing we could do. But then, all my worries, all my doubt, started melting away. All that was left were Akari's soft lips on mine.”
    Makoto Shinkai, 秒速5センチメートル 1 [Byousoku 5 Centimeter 1]

  • #9
    Makoto Shinkai
    “I still don't know what it really means to grow up. However, if I happen to meet you, one day in the future, by then, I want to become someone you can be proud to know.”
    Makoto Shinkai, 5 Centimeters per Second

  • #10
    “Hilkatin bu kadar itina ettiği bu nadir mahlûkun hiç farkına varılmadan, hiç anlaşılmadan yaşayıp gitmesi! Hiç kimsenin bilmediği küçük bir orman deresi gibi metrûk ve kimsesiz akması ve bir gün habersizce kuruması mümkündür. Ve bu cinayettir. Bu mahluk, anlaşılmak, sevilmek ve bahtiyar edilmek için yaratılmıştır. Onu hiç kimsenin anlayamadığı bir şekilde anlayacağımdan. Onun ruhunun kendisinin bile farkına varmadığı derinliklerine süzüleceğimden eminim. Ve o da benim ruhumda benim bile bilmediğim şeyler keşfedecektir. Onu kendi vücudumun bir parçası gibi ve her gün biraz artan bir muhabbetle seveceğimi biliyorum. Ve onu birçoklarının aklından bile geçiremeyeceği bir saadete götüreceğimi zannediyorum. Ona her şeyimi, her şeyimi vermek istiyorum Onda kendi dimağımın izlerini, kendi eserimi görünceye kadar vermek. Ve bu benim tarafımdan yapılmış bir fedakârlık delildir. Vermek burada benim için bir saadet olacaktır. Hulâsa: Ben onun uzak bir işaretiyle derhal hayatımı veririm. Acaba o... Bana elini verecek mi? "Hayır." Sabahattin Ali 17. VI. 31 Aydın”
    Anonymous

  • #11
    “Öylesine çekingen ve ürkeğiz ki, hemen her mektup değişik, hemen her mektup bir öncekinden korkmuş, gelecek cevaptan büsbütün çekiniyor. Siz doğuştan değilsiniz böyle, anlamak kolaya bunu, ya ben? Ben de doğuştan böyle değilim belki, ama bende huy etmiş artık, çaresizlik içindeyken ya da ancak öfkeliyken geçebiliyor, bir de unutmayalım: Korkuda. Karşılıklı kapıları olan bir odadayız sanki; ellerimiz kapı tokmaklarında, karşıkinin bir göz kırpışı berikini kaçırmaya yetiyor; hele bir söz edecek olsa, öteki kapısını kapamış gözden yok olmuştur, biliyorum. Açacak kapıyı gene elbet, bu öyle bir oda ki, bırakılamaz belki de. Biri ötekine benzemese bu kadar, rahat olsa, ötekine bakmıyormuş gibi davransa... odayı düzene sokacak yavaş yavaş, herhangi bir odaymış gibi; ama hayır, o da kendi kapısının önünde öteki gibi davranıyor... kimi vakit ikisi de kapının ardına kaçmışlar ve bu güzel oda bomboş kalıyor. ==========”
    Anonymous

  • #12
    “ben o akşam bir kadeh içmiş olsaydım!.. Fazla değil bir tek kadeh... O zaman onu öpmekten kendimi men edemezdim. Ve bunu o kadar içten gelen mukavemet edilemez bir ihtiyaçla, o kadar zaruri bir şey olarak yapacaktım ki, kendisi bile belki hayret edecek, fakat buna mâni olmaya kalkışmayacaktı: Kadınlar böyle zamanlarda inanları o kadar iyi anlarlar ki!”
    Anonymous

  • #13
    “Cesaret ile merak, bilinmeyen bir bahçeye girildiğinde birlikte işler. Kimi zaman merak, gizlenmiş cesareti ortaya çıkarabilir, kışkırtır. Ama bana öyle geliyor ki, merak çabucak yok oluverir de cesaret uzun bir yol almak zorundadır. Merak, birlikte iyi olunan ama güvenilemeyen bir arkadaşa benzer. Seni bir şeyler yapmaya kışkırtabilir de gerektiği zaman savuşup gider. İşte o zaman sen de devam etmek için cesaretini toplamak zorunda kalırsın.”
    Anonymous

  • #14
    “az çok tehlikeli veya iyi huylu olan uzaklaşmalar çiftin elde edildiği düşünülen istikrarını kuşkusuz sarsar. bunlar aynı zamanda kıskançlığın kaçınılmaz acısıyla da tanıştırır. ve en ufak dikkatsizlik yeter buna. ama kıskançlık bazen onu hisseden kişiye tutkusunun doğası hakkında yeni bir zihin açıklığı kazandırmaktan geri kalmaz ve hatta onu daha fazla insanlığa taşır. ve sonuç olarak bu uzaklaşmalar tekrar buluşmaları sağlar ve bu buluşmalarda yeniden doğrulanan bağlılık vahimleşir ve güzelleşir.”
    Dionys Mascolo, De l'amour

  • #15
    Rainer Maria Rilke
    “Ama bugün bunca şey değişip dururken kendimizi değiştirmek, biz erkeklerin de görevi değil mi? Bir parça gelişmeyi, aşktaki çalışma payımızı zamanla ve yavaşça üzerimize almayı deneyemez miyiz? Aşkın bütün zahmetinden bizi azat ettiler ve böylece aşk, eğlencelerimiz arasına düştü; nasıl ki birçoğunun oyuncak dolabına bazen, iyi cinsten tentene parçası düşer, çocuğu sevindirir, sonra sevindirmez olur ve sonunda o kırık, o parça parça eşyalar arasında, bütün hepsinden daha kötü, kalakalır. Biz bütün amatörler gibi kolay hazlarla bozulduk ve usta diye geçiniyoruz. Başarılarımızı hor görsek, hep kendi hesabımıza başkalarına gördüğümüz aşk işini öğrenmeye ta başından başlasak nasıl olur? Madem bunca şey değişiyor, gitsek de bir yeni başlayan gibi başlasak?”
    Rainer Maria Rilke, The Notebooks of Malte Laurids Brigge

  • #16
    “İlgili bölgeyi kazdıklarında bulduklarının yanında kapalı bir de kutu bulmuşlar. İçini açtıklarında, bir kitap kabı ve yanında bilmedikleri bir dil ile yazılı parçalanmış sayfalar görmüşler... Onuda yanlarına alarak İstanbul'a tekrar dönmüşler. Bu işlerde uzman olan birine göstermişler. İşte o uzman, iş bilir kişi şans eseri bizim samimi arkadaşımız çıkmasın mı? Arkadaş kitabın adını okuduğunda Lilith yazdığını görmüş. Definecilere bunu bana satın demiş, onlarda çok yüksek bir meblağ istemişler ve bir türlü ücrette anlaşamamışlar. Arkadaş, o zaman hiç olmazsa bu sayfaları çevirmem için bana biraz süre verin sonra kitap sizin olsun demiş. Defineciler bizim arkadaşa tekrar işleri düşebileceği ihtimalinden olsa gerek olmaz diyememişler ve kabul etmişler. Arkadaş okunabilir parçaları ayırmış ve türkçeye çevirmiş sonra kitabı definecilere teslim etmiş. Bu kitabın arkadaşın ilgisini çekmesinin sebebi tamamen biziz; bizim efsanelerle özellikle Lilith'le ilgili olduğumuzu bilir ve bizi çok sever, samimiyizdir... Ama maalesef kitabın ne yazdığını merak edip türkçeye çevirmeye odaklanan ve başında çabuk bitirmesi için bekleyen defincilerin olması sebebi ile kitabın bir resmini çekebilir miyim demeyi akıl edememiş... Her neyse sonra bizi arıyor, biz haberi duyduğumuzda heyecanımız tavan yapmadı desek yalan olur... Hemen apar topar arkadaşın yanına gittik, teşekkür edip çevirileri aldık... Kitap'ın kapağında sadece LILITH yazıyormuş. Bu e-kiptabın kapağına resmi biz koyduk. Orjinalinde resim yokmuş. Kitap, parça parça olduğundan ve bize göre her parçası değerli olduğundan dolayı bu kitaba İNCİLER diye ikinci bir ismi biz verdik.”
    Anonymous

  • #17
    “Karşılıksız veya söylenmemiş bir aşkı olan genç kadın ya da erkek, aşık olduğu kişinin hayatını iş edinen bir dedektiflik bürosu kurar. Küçük parçalarını bildiği o hayatın bütününü görmek için uğraşır, çıldırır. Çünkü ortaya çıkacak bütünde kendi yerinin ne olduğunu ölesiye merak eder.”
    Barış Bıçakçı, Veciz Sözler
    tags: love

  • #18
    Raoul Vaneigem
    “Kendimi ararken hangi sapa yollarda yolumu yitiririm? Beni koruma numarasıyla, beni kendimden ayıran perde ne? Beni oluşturan bu ufalanmış parçaların içinde kendimi nasıl yeniden keşfedebilirim? Kendimi kavrama konusunda asla bilmediğim bir belirsizliğe doğru ilerliyorum. Sanki önümdeki yol önceden belirlenmiş. Sanki iç dünyam, kendi yarattığını sandığı; ama gerçekte onu biçimlendiren zihinsel bir manzaranın çizgilerinin bir parçası. Saçma -dünyanın rasyonelliğini onayladığı ve tartışmasız kabul edildiği için saçmalar saçması- bir güç beni durmaksızın sıçramaya zorluyor; ama asla terk edemediğim sert bir zeminde ayaklarım. Ve kendime doğru yaptığım bu yararsız atlayışımla, sadece bugünle olan bağımı yitirme başarısını gösteriyorum: çoğu kez, kendimden uzakta, ölü zamanın ritmiyle yaşarım.”
    Raoul Vaneigem

  • #19
    George R.R. Martin
    “Summer friends will melt away like summer snows, but winter friends are friends forever.”
    George R.R. Martin, A Dance with Dragons

  • #20
    George R.R. Martin
    “I will hurt you for this. I don't know how yet, but give me time. A day will come when you think yourself safe and happy, and suddenly your joy will turn to ashes in your mouth, and you'll know the debt is paid.”
    George R.R. Martin, A Clash of Kings

  • #21
    J.R.R. Tolkien
    “İnsanların başladığı bütün işler böyledir: Ya baharda don olur, ya da yazın samyeli eser ve onlarda sözlerinde durmazlar." dedi Gimli.
    "Yine de tohumları pek yaban gitmez." dedi Legolas. "Ve hiç umulmadık bir zamanda ve zeminde yeşermek için tozun, küfün içinde gizlenirler. İnsanların yaptıkları bizden daha çok yaşayacak Gimli."
    "Yine de sonunda 'keşke'lerden başka bir şey olmayacak tahminimce," dedi cüce.
    "Bu sorunun cevabını elfler bilmiyor." dedi Legolas.”
    J.R.R. Tolkien, The Return of the King

  • #22
    J.R.R. Tolkien
    “Beautiful she is, sir! Lovely! Sometimes like a great tree in flower, sometimes like a white daffadowndilly, small and slender like. Hard as di’monds, soft as moonlight. Warm as sunlight, cold as frost in the stars. Proud and far-off as a snow-mountain, and as merry as any lass I ever saw with daisies in her hair in springtime.”
    J.R.R. Tolkien, The Two Towers

  • #23
    J.R.R. Tolkien
    “Ash nazg durbatulûk, ash nazg gimbatul, ash nazg thrakatulûk agh burzum-ishi krimpatul. The change in the wizard’s voice was astounding. Suddenly it became menacing, powerful, harsh as stone. A shadow seemed to pass over the high sun, and the porch for a moment grew dark. All trembled, and the Elves stopped their ears. ‘Never before has any voice dared to utter words of that tongue in Imladris, Gandalf the Grey,’ said Elrond, as the shadow passed and the company breathed once more.”
    J.R.R. Tolkien, The Lord of the Rings

  • #24
    Sabahattin Ali
    “Bütün çekingenliklerim yok olmuştu. Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla, en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyordum. Ona söyleyecek ne kadar çok şeylerim vardı… Bunların, bütün ömrümce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum. Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için: ‘Bu beni anlamaz!’ demişsem, bu sefer bu kadın için, gene hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak: ‘İşte bu beni anlar!’ diyordum..."

    -Kürk Mantolu Madonna-”
    Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna

  • #25
    “İyileşeceksin," diye söz verdim ona. "İyileşince de sana yaptığım seçimi göstereceğim. Bedeninin her bir santimini dudaklarımla ezberleyeceğim.”
    Tahereh Mafi, Shatter Me

  • #26
    Virginia Woolf
    “Bir hayalete karşı mücadeleye başlamak zorunda olduğumu keşfettim. Bu hayalet bir kadındı, onu daha iyi tanıdıkça "evin meleği" şiirindeki kahramanın adını verdim ona. Evin hayaleti korkunç tatlıydı. Olağanüstü alımlıydı. Genellikle hiç bencil değildi. Aile yaşamının zorlu sanatında mükemmeldi. Tavuk varsa kanadı o alırdı. Esiyorsa cereyanda o otururdu. Kısacası, öyle yaratılmıştı ki, hiçbir zaman kendi düşünceleri ya da istekleri olamazdı, tersine başkalarının düşünce ve isteklerine uymayı yeğlerdi o. Ve hepsinden öte -buna değinmeme gerek bile yok belki- arıydı. Yazmaya başladığımda daha ilk sözcüklerde onunla karşılaşıyordum. Kanatlarının gölgesi kağıdımın üzerine düşüyor, odamda eteklerinin hışırtısını duyuyordum... Arkamdan usulca yaklaşıyor ve fısıldıyordu... Sevimli ol, daha alımlı ol, kandır, cinsinin hilelerini kullan. Senin de kendine ait bir beynin olduğunu kimsenin anlamasına izin verme. Ve hepsinden önce: saf ol. Ve kalemimi yönlendirmeye çalışıyordu. Şimdi, haneme kazanç olarak geçirdiğim bir eylemi anımsıyorum... Arkama döndüm ve gırtlağına sarıldım. Onu öldürmek için elimden geleni yaptım. Eğer bu yüzden bir gün hesap vermem gerekirse, bunu kendimi korumak için yaptım, nefsi müdaafaydı. Eğer ben onu öldürmemiş olsaydım o beni öldürecekti.”
    Virginia Woolf

  • #27
    Johann Wolfgang von Goethe
    “Her şeyi kendimizle, kendimizi de herkesle karşılaştıracak şekilde yaratılmışız bir kere, bundan dolayı mutluluk ve hüznümüz bağlı olduğumuz şeylerden etkileniyor kuşkusuz, bu durumda en tehlikeli şey de yalnızlık. Doğası gereği kendini aşmaya zorlanan, edebiyatın fantastik imgeleriyle beslenen hayal gücümüz, kendimizin en aşağıda bulunduğu bir dizi varlığı sıraya sokuyor, dışımızdaki her şey daha güzel, bizden başka herkes daha mükemmelmiş gibi görünüyor. Ve bu çok doğal bir akış içinde gerçekleşiyor. Bazı şeylerin bizde eksik olduğunu çok sık duyumsuyoruz, eksikliğini duyduğumuz şey de çoğunlukla bir başkasında varmış gibi geliyor bize, sahip olduklarımızın yanı sıra yüceltilen bir parça gönül huzurunu bile ona layık görüyoruz. Böylece şanslı kişinin, yani bizim hayal ürünümüz olan kişinin hiçbir eksiği kalmıyor.
    Oysa bütün zafiyetlerimiz ve dertlerimizle yolumuzdan sapmadan çalışmaya devam etsek, başkalarının yelkenleri ve kürekleriyle ilerlediği yolda biz dolaşıp zikzaklar çizdiğimiz halde öne geçtiğimizi sıklıkla göreceğiz-ve-elbette insan bunu ancak başkalarıyla aynı konuma gelince veya onların önüne geçince anlayabiliyor.”
    Johann Wolfgang von Goethe, The Sorrows of Young Werther

  • #28
    “bazen kaza olduğunu düşündüğümüz şeyler yaparız, oysa onlar bir amaca hizmet eder.”
    Anonymous

  • #29
    “Dişi aslanlar eğer ki yavru bakımını sürdürüyorlarsa adet döngüsüne  girmezler. Ta ki yavrular yeterince büyüyüp yuvayı terk edene kadar. Ondan sonra dişi aslan tekrar çiftleşmeye hazır hale gelir. Ancak erkek aslanlar bunu bekleyemeyecek kadar sabırsızlardır. Eğer ki zayıf olduğunu hissettiği yavruları varsa, bunları kendi dişleri ve pençeleriyle öldürerek dişileri tekrar üreme döngüsüne girmeye zorlarlar. Bu sayede, üreyemeyecek kadar yaşlanmadan önce, uyum başarısı daha yüksek yavrular üretmeyi başarabilirler. Bu, cinsel seçilimin doğal seçilimi baskılamasının baş döndürücü bir örneğidir. Ancak bebek katliamı aslanlarda sadece aile içerisinde görülmez. Bir erkek aslan, bir diğer sürünün başındaki alfa erkeği yenerek o sürüye el koyarsa, hızla o erkeğin 9 aylıktan daha ufak olan yavrularını öldürmeye başlayabilir. Bu sayede sürüdeki dişileri tekrardan adet döngüsüne girmeye zorlar. Bu süreçte dişiler olanca güçleriyle yavrularını korurlar. Bu da, yine doğal seçilimin ve akraba seçiliminin devreye girmesi ve cinsel seçilimin baskısına karşı gelmeye çalışması anlamına gelir. Hangi seçilim kuvveti daha baskında, evrim o yöne doğru ilerler. ”
    Anonymous

  • #30
    “böyle olabilir, genç şair, fakat benim seni sevmem için daha başka şeyler yazabilmen lazımdır. Bana tanımadığım şeylerden, saklı güzellikler ve hakikatlerden bahsedebilir misin?”
    Anonymous



Rss
« previous 1 3 4 5 6 7 8 9 51 52