öykü Quotes

Quotes tagged as "öykü" Showing 1-24 of 24
Tomris Uyar
“Hayatta herkesin başına bir saksı düşebilir ama bir öyküde birinin başına saksı düşürebilmeniz için yeterince nedeniniz olması gerekir.”
Tomris Uyar

Michael Ende
“Ama insan, dilekleri canının istediği gibi ne çağırabilir ne de bastırabilir. Dilekler, ister iyi ister kötü olsunlar, tüm niyetlerden çok daha derindedir içimizde. Ve hiç hissedilmeden doğarlar.”
Michael Ende, The Neverending Story

Paul Auster
“Öyküler ancak onları anlatabilecek olanların başından geçer demişti biri bir gün: Aynı şekilde belki yaşantılar da onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini.”
Paul Auster, The New York Trilogy

Ferit Edgü
“Güç olan ölüm değil." dedi. "Ölüme yaklaşırken anlamak. Düşün, bir kör olarak yaşıyorum ve gözlerim ölmeden açılıyor. Korkunç bir şey bu.”
Ferit Edgü, Çığlık

“Tam klaketi çakarken çorabı kaçtı. Kaçan çorabının peşinden giderken “Lensi uzat,” dedi görüntü yönetmeni.Bu yaptığı üçüncü hataydı.
Üçüncü asistan gözlerindeki lensi çıkarınca yönetmen bağırdı: “Adam gibi yapın şu işi.” Bu sözü cinsiyetçi bulmuş, çorabını hâlâ
bulamamıştı klaketçi Sinem.”
Batıkan Köse, Noktalı Virgülle Biten Bir Kitap

Carson McCullers
“Bir seven vardır, bir de sevilen. Ama bunlar başka başka diyarların insanlarıdır. Sevilen çoğu zaman sevenin içinde uzun zamandır saklı duran sevgi için yalnızca bir uyarıcıdır. Her nasılsa, seven de bilir bunu. Ruhunda sevgisini eşsiz bir duygu olarak algılar. Tuhaf, yeni bir yalnızlık duymaya başlar. Ona acı veren de bu duygudur işte. Bu yüzden, sevgisini elinden geldiğince içinde barındırmalı, kendisine yepyeni bir iç dünya yaratmalıdır. Kendisiyle bütünleşen, yoğun, tuhaf bir dünya...”
Carson McCullers, The Ballad of the Sad Café and Other Stories

Özlem Güzelharcan
“Kan lekesini bir giysi üzerinden çıkarmak sanıldığı kadar zor değildir. Çıkarırsınız. Zihinden kan lekesini çıkarmaksa hiç kolay değildir.”
Özlem Güzelharcan, Kırkikindi Yağmurları

Günhan Kuşkanat
“Hiçbir yere açılmayan kapılardık biz, birbirimize kapandık, çoğalamadık azaldık hep...”
Günhan Kuşkanat, Kış Leylekleri

Müge Arbak
“Sık sık balkondan yarı beline kadar sarkarak sokağı gözlüyor genç kız. İçi içine sığmıyor, duyguları dalgalı bir deniz gibi; bir yükselip bir alçalıyor. Ahmet henüz eve gelmediği için endişeleniyor. Kim bilir şehrin hangi sokağında, kimlerle beraber diye merak ediyor.”
Müge Arbak, Anlat Dedi Hayat

Mevsim Yenice
“Babam içinde uzun zamandır bulunduğu ama henüz keşfettiği bu hüzünlü durumu doğru bir yere yerleştirmek ister gibi etrafa bakıyor.”
Mevsim Yenice, Fil Gözü
tags: öykü

Cenk Kayakuş
“Her gün yeni bir macera gibi başlar ama yaşanan her şey çoğunlukla tekdüzedir ve hemen hepsi hayal kırıklığı ile biter. Bazen gün boyunca yeni insanlar tanırsınız, onlarla ve yarattıkları şeylerle zaman geçirirsiniz, farklı yerlere gidersiniz ve her an bir şeyler olacakmış gibi gelir ama günün sonunda, ta uykunuzun geldiği o istemsiz âna kadar hiçbir şey olmaz. Hayat bir film, kitap ya da tiyatro oyunu değildir çünkü. Çok daha ışıltısız, çok daha plânsız ve çok daha acımasızdır. Ondan yine de keyif alırız çünkü bir şeylerin olacağına dair umudumuz vardır.”
Cenk Kayakuş, Çıplak ve Kadınlar Arasında

Italo Calvino
“Bütün öykülerin ana fikrinin iki çehresi vardır: hayatın devamı; ölümün kaçınılmazlığı.”
Italo Calvino, If on a Winter's Night a Traveler

Mustafa Kutlu
“Bu hayattır. Masal ile, rüya ile, dua ile irtibatı olan şeydir.”
Mustafa Kutlu, Hüzün ve Tesadüf

Zeynep Paftalı
“Mutfaktan tabak çanak sesleri gelmeye başlamıştı. Adımlar odalardan odalara geçiyor; ışık, sıkı sıkı kapanmış perdelerin arasından yaramazca sızıp duvarlarda oyunlar oynuyordu. Satıcıların, ‘Çıt çıt! Simiiiiiiitçiiiieeeee...’ veya ‘Muslukçuuiiiieee, tesisatçiiiieee...’ gibi sonu sesli harflerle zenginleşen bağırışları sokaktan yükseliyor, ‘Karpuuuuz kan, karpuuuuuz kan’, ‘Overlok makinesi ayağınıza geldi. Halı, kilim, yolluk, pas pas kenarına...’ nidalarıyla sloganlar çeşitleniyordu.
Neyse ki hiçbiri gerçek değildi. Hilmi yatağında zorlanarak doğruldu. Birinin organları çürümeye başladığında hareket kabiliyeti de azalıyordu. Morarmış etleri nedeniyle odaya yayılan kokudan iğrendi; buradan hemen çıkmalıydı.

İki Arada Bir Derede, 12”
Zeynep Paftalı, 12

Sabahattin Ali
“Şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”
Sabahattin Ali, Kamyon: Seçme Öyküler

Eren Tümer
“Yola çıkarken bu işin nerelere varabileceği hakkında etraflıca düşündüğümü hatırlamıyorum.
Gözlerimin önünde her gün el değiştiriyor içine sığışmaktan başka bir işime yaramayan gövdem.
İçinde bir yerlerde kendimi sakladığım “Ben”… El değiştiriyor günde bir, haftada altı gün. Bir gün
dinleniyor… İçinde sıkışıp kaldığım her fırsatta göç ediyorum. Bir et parçasının, içine sığındığım
boşluğu kimi zaman nazikçe, kimi zamansa düşmanca dürtüklediği, delik deşik ettiği her fırsatta…
Dar, toprak bir yola giriyorum. Ardıç ağaçlarının arasından geçip başakların arasında yürüyorum.
Uzun geniş bir dere uzanıyor tarlanın az ötesinde. Bir yanı hafif eğimli toprağa uzanıp göğe
dikiyorum gözlerimi. Sesleri duymaya çalışıyorum. Rüzgârın uğultusunu işitiyorum. Bir köpeğin
inlemesi gibi ince, tiz bir ses var kulaklarımda. Sonra epeyce uzakta soluyan birinin boğuk ve kalın
hırıltısı giriyor kulaklarımdan… Terlemeye başlıyorum. Dere taşıyor. Önce bacaklarıma sonra daha
yukarı ve sonunda her yanıma… Boğuluyorum… O durmadan değişiyor… Göçüm muğlak ve işin
aslı zihnimin sınırlarında.
“Ben” dediğimse hâlâ bir kavrayıştan diğerine deviniyor. Bir avuçtan rutubeti bol başkaca
bir avuca. İşin aslı “Ben” pek de bir yere varmış değil henüz. Sanki çorak bir toprak üzerinde çıplak
ayaklarıyla bir sağa, bir sola koşturuyor. Bir yere varır mı? Orası da bilinmez…
Bir bavul. Yarısını bir türlü sığışamadığım evimdeki boşluğun doldurduğu -orta boy- bir
bavul. Kalan yarısı da üç beş paçavra. Koşarak çıktığımı hatırlıyorum… Bu işin nerelere
varabileceğini düşündüğümü de hatırlamıyorum. Çare arayan aklıma tecavüz etmiyor mu avludan
gelen davulla zurnanın kurnaz düeti? Ediyor… Hem de ne ediyor… Bir de her biri başka renk
çıplak ampüllerin altında oynayanların bağırtıları. Kahkaha bile attıkları oldu. Duydum… Bir kaç el
de silah sesi… Vızıldadı göğü yarıp geçen kurşun. Tırmanabildiği en yüksek noktadan sonra
tükenecek. Bir yerde düşecek… Benim gibi… Bir şeyleri yarıp geçmek istedim. Tükendikten sonra
görünmez, bilinmez, aranmaz, sorulmaz ve kurumuş bir yere düşüp toprağa karışmak. Bu
karmaşada nasıl düşünecektim bu işin nerelere varabileceğini…
“Ben” işte orada çıktı karşıma. Şehirler arası bir otobüsün karanlık camına yansıdığında.
Yirmi bir numaralı koltuğa oturdu. Ben de içine oturdum. Sığıştım nihayet. Dışında ne varsa vardı,
ne olacaksa olsundu…
Ne olacaksaydı o oldu. Düşünemedim… Şimdi avuç avucum. Avuç avuç alınabilen bir
“Ben” içinde sıkışıp göç eden bir ruh… Dışındaysa kat kat olmuş her yüzü ayrı fakat her yanı aynı
bir dünya…"
BEN, Şubat 2018”
Eren Tümer

Eren Tümer
“...Bazı sabahlar gün aydınlandıkça, karanlığın içine gizlenmiş tüm huzursuzluklarım da teker teker görünür olmaya başlıyordu. Belki de bu yüzden kendimi ara ara derin bir uçurumun çevresinde -yarı uyur- dolanırken buluyordum; söz gelimi bir gün bir ucundan düşmek üzereyken ertesi gün boylu boyunca yatıyordum dibinde, ya da bir sabah can havliyle tırmanırken, diğerinde ise tıpkı rüzgâra asılmış bir yaprak gibi ağır ağır salınarak, süzülerek yeniden düşerken buluyordum. Beni en çok da bu düşme anı korkutuyordu. Kimi zaman tam uykuya dalmak üzereyken bu düşme anı birdenbire gözlerimin önünde beliriyor, tedirginliği anında gövdemi sarıyor ve o an yataktan sıçrayarak kalkmama neden oluyordu.
Bu kâbus, düşünce, sanrı ya da adına ne derseniz deyin zaman zaman da gözleri açık görülen bir tür rüyaya dönüşüyordu; daha önce hiç görmediğim uçsuz bucaksız düzlüklerde ve de kavurucu güneşin altında saatlerce ya da belki de günlerce -artık ne kadar zamanın geçtiğini bilemiyordum- dolanıyordum mesela, sonra bu uçsuz bucaksız düzlükler tozlu yollarla kendi hâlinde duran çıplak bir tepenin kuru gölgesine gizlenmiş ve her defasında değişen küçük bir köye uzanıyordu; bir an için oralardan sanki bir daha hiçbir zaman kurtulamayacakmışım ya da kuytu bir köşeye yığılıp kalacakmışım gibi tuhaf, tarifsiz bir duygu uyanıyordu içimde. Sonra kendimi bir anda çıkmaz sokaklarda, harabeye dönmüş binaların arasında, mezbelelik yerlerde, karanlık ve tekinsiz mahallelerde, yıkıntıların üzerinde, terk edilmiş pazar yerlerinde, bol ışıklı barların ve alkol kokan batakhanelerin ürkütücü muhitlerinde geziniyorken buluyordum. Kimi zaman yolun sağında veya solunda karşıma çıkan yıkılmış ya da yıkılmakta olan onlarca bina, yıkımın yücelttiği başka türlü varlıklara dönüşüyordu zihnimde. Bu görüntüler, ilerleyen günün ışıltılarıyla birlikte gittikçe belirsizleşiyor, bir sonraki uykusuzluğuma kadar ortadan kayboluyordu...”
Eren Tümer, Kayıp

Ömür İklim Demir
“Kendime vereceğim bir iyi, bir de kötü haberim var. Kötü haber: Hayatımda hiçbir şey hayal ettiğim kadar iyi olmayacak. İki artı bir evde, yalnız başıma uzun yıllar daha yaşayacağım. İyi haber: Hayatımda hiçbir şey hayal ettiğim kadar kötü de olmayacak. Tek tesellim bu. Ne harikayım, ne berbat. Kibrit kutularının sırtındaki kelimeyim ben: Vasat.”
Ömür İklim Demir, Muhtelif Evhamlar Kitabı

Tomris Uyar
“Kırılganlığı ve soyluluğu simgeleyen 'ipek'e artık uzakken; inandığın dayanıklı ve kullanışlı estetiği simgeleyen 'bakır'ların çoğunu elden çıkarmışken?”
Tomris Uyar, İpek ve Bakır

Halikarnas Balıkçısı
“Sonsuzluk özgürlüğün yurdudur.”
Halikarnas Balıkçısı, Parmak Damgası

Sabahattin Ali
“Boş da olsa gülerler ve hallerinden memnun olmasalar da hayatlarında bir değişiklik istemezler.”
Sabahattin Ali, Sırça Köşk

Günhan Kuşkanat
“Biz, göçememiş leylek artıkları, na şu baltalanmış ağaç kadar sessiz soğuttuk acımızı. Yaralarımız üzerimizde kurudu. İsyansız alışıverdik onlara da. Eski acılarımızın, pişmanlıklarımızın yaşadığı bu tanıdık sokaklarda, kendimize mahcup taşıdık yeni yaralarımızı, unutmak isteyip unutamadık.”
Günhan Kuşkanat, Kış Leylekleri

“Şimdi düşünüyorum da böyle bir şeyi aradığımı bilemezmişim, böyle bir şeye kalkışmadan.”
Vuslat Çamkerten, Görenler Olmuştur
tags: öykü

Uğur Yücel
“Gökyüzüne bakar Sinemacı
Çocuklar! Hayaller geçiyor mu?
Bütün yazılanlar, çekilecekler filmlere fragman…”
Uğur Yücel, Yağmur Kesiği